Gündem

TBMM Genel Kurulu 23 Nisan Özel Oturumu... Özgür Özel: 'Bizi iyi tanıyın. Biz, boynumuzu veririz ama boyun eğmeyiz. Bir avuç darbeciye teslim olmayız'

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu 23 Nisan Özel Oturumu'nda yaptığı konuşmada, 'Bugün, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran CHP'ye, kapatma davasından butlana kadar dedikodular yapılıyor. Bu partinin evini yakmaya çalışanlar başarılı olursa bu Meclis'in, bu demokrasinin kül olmasına nasıl engel olacağız? Bizi iyi tanıyın. Biz, boynumuzu veririz ama boyun eğmeyiz. Biz devleti kuran partiyiz. Bir avuç darbeciye teslim olmayız. Size saldırdıklarında da darbecilerin karşısındaydık. Bize saldırdıklarında da darbecilerin karşısındayız. Ateşle oynuyorlar. Ateşle oynayan elini yakar, ateşle oynayan evini yakar, yargıyla oynayan memleketin geleceğini yakar' dedi.

(TBMM) -  CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu 23 Nisan Özel Oturumu'nda yaptığı konuşmada, 'Bugün, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran CHP'ye, kapatma davasından butlana kadar dedikodular yapılıyor. Bu partinin evini yakmaya çalışanlar başarılı olursa bu Meclis'in, bu demokrasinin kül olmasına nasıl engel olacağız? Bizi iyi tanıyın. Biz, boynumuzu veririz ama boyun eğmeyiz. Biz devleti kuran partiyiz. Bir avuç darbeciye teslim olmayız. Size saldırdıklarında da darbecilerin karşısındaydık. Bize saldırdıklarında da darbecilerin karşısındayız. Ateşle oynuyorlar. Ateşle oynayan elini yakar, ateşle oynayan evini yakar, yargıyla oynayan memleketin geleceğini yakar' dedi.

TBMM Genel Kurulu, açılışının 106'ncı yıl dönümünde, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un başkanlığında özel gündemle toplandı. Kurtulmuş'un açılış konuşmasının ardından, CHP grubu adına CHP Genel Başkanı Özgür Özel konuştu. Özel, şunları kaydetti:

'Hepinizi, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran, ülkemizi demokrasiyle, çok partili siyasi hayatla buluşturan, 103 yıllık tarihiyle dünyanın en köklü partilerinden olan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu CHP'nin Genel Başkanı olarak en derin saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun. Tam 106 yıl önce, çatısı altında bulunduğumuz Gazi Meclisimiz, bağımsızlığa yürekten inanmış 115 temsilcinin katılımıyla açıldı. Bu millet, 23 Nisan 1920 sabahına kolay uyanmadı. Cumhuriyet'in ilanına giden yoldaki engeller de kolay aşılmadı. Milletimiz, özgürlüğünü ve bağımsızlığını kazandığı bu yürüyüşte, çok ağır bedelleri ödedi. Ama sonunda, milletin istikbalini yine milletin azim ve kararı kurtardı. Buradan bir kez daha Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, milli mücadele kahramanlarımızı minnet ve rahmetle anıyorum.

'Bugün ülkemizde çocuklarımızın 8 buçuk milyonu yoksulluk çekiyor'

Bugün iki büyük onuru bir arada yaşıyoruz. İlk olarak Türkiye Cumhuriyeti topraklarında egemenliğin tek adamlara, padişahlara, sultanlara değil, sadece millete ait olduğunun temin ve tescil edildiği Ulusal Egemenlik Bayramımızı, Gazi Meclisimizin 106'ıncı doğum gününü kutluyoruz. İkinci olarak ise bu özel günün tüm dünya çocuklarına armağan edilmesinin kıvancını hep birlikte yaşıyoruz. Ancak ne acıdır ki iki bayramın adandığı, ulusal egemenliğimiz de çocuklarımız da ağır saldırı altındadır. İkisi de güvende değildir. Bugün ülkemizde çocuklarımızın 8 buçuk milyonu yoksulluk çekiyor. OECD ülkeleri arasında, çocuk yoksulluğunda Kosta Rika'dan sonra ikinci sıradayız. Türkiye'de artık yoksulluk, ailelerden evlatlara miras kalıyor. Yoksul ailelerin çocukları hayata, kapatamayacakları kadar büyük bir farkla geriden başlıyorlar. Kaliteli ve güvenli eğitime ulaşmak sınıfsal bir meseleye dönüşmüş durumda. Eğer bir belediye, ücretsiz ya da uygun fiyatlı kreş imkânı sunmuyorsa o yoksul çocuğun erken yaşta gelişimi başlamıyor, varsa tespit edilmesi gereken eksikliklerinin de farkına varılamıyor. Eğer bir belediye, o yoksul çocuğa beslenme desteği, ücretsiz içme suyu vermediyse bunlardan da mahrum kalıyor.

'Biri kapısında güvenliklerin beklediği okullarda okurken diğeri eli silahlı bir saldırganın hedefi olmaktan korkuyor'

Bir yanda özel servislerle okula giden, diyetisyen onaylı menülerle beslenen çocuklar var. Diğer yanda sosyal yardım alamıyorsa beslenme çantası yerine, okulu umutsuzluğu ve açlığı taşıyan evlatlar var. Biri özel okulda zil çaldığında yemeğe koşuyor, diğeri kantinden aldığı yarım tostu veresiye yazdırıyor. Biri cam şişedeki temiz suyunu kana kana içerken diğeri tuvalet musluğuna ağzını dayamak zorunda kalıyor. Biri kapısında güvenliklerin beklediği okullarda okurken diğeri eli silahlı bir saldırganın hedefi olmaktan korkuyor. Yoksul çocukların okullarının önünde çeteler, torbacılar kol geziyor. O çeteler, o mutsuz çocuklara kimlik kazandırma vaadiyle kendilerine eleman devşiriyor. Her yıl ortalama 180 bin çocuk, suça bulaşıyor. Hatta Şanlıurfa'da ve Kahramanmaraş'ta, en acı haliyle tecrübe ettiğimiz gibi çocuklar, cinayetler işliyor. Gelirde adaletsizlik, vergide adaletsizlik, mahkemelerde adaletsizlik ve sosyal hayatta adaletsizlikler toplumsal çöküşe neden oluyor.

'24 yıldır tek partiyle yönetilen ülkemizde, maalesef çocuklar güvende değil'

Evlatlarımız okulda olmasalar bu kez iş cinayetlerinde ölüyorlar. MESEM'lerde, güvensiz koşullarda ucuz iş gücü haline getiriliyorlar. Son 13 yılda iş cinayetlerinde ölen çocuk sayısı 852'ye ulaştı. Bu ülkede birileri güvende, birileri güvende değil. 24 yıldır tek partiyle yönetilen ülkemizde, maalesef çocuklar güvende değil. Çünkü bu kara düzenin çarkları çocukları değil, makamları güvende tutmak için dönüyor. İşte biz, bu çark artık millettin lehine, yoksulların lehine, çocukların lehine dönsün diye siyaset yapıyoruz, bunun için mücadele ediyoruz.

'Bir vatandaşı ya da bir siyasetçiyi gözaltına alıp tutuklama yetkisi, başka bir siyasetçinin eline bırakılamaz'

İlk bayramımız Ulusal Egemenlik Bayramı. Bakın, elimde 1921 yılından Meclis tutanakları var. O esnada Teşkilat-ı Esasiye Kanunu görüşülüyor. Görüşmelerde, Nahiye Müdürü'ne, yani bir bucağın yerel siyasi amirine, 24 saat ile bir hafta arasında tutuklama yetkisi verilmek isteniyor. Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey buna itiraz ediyor. Diyor ki 'Eğer tutuklama yetkisi, bağımsız ve tarafsız birine değil de Nahiye Müdürü'ne verilirse siyasi rakiplerini tutuklar.' Tunalı Hilmi Bey, 'Örneğin benim gibi birinin bir hafta değil, bir saat hapsi bile benim haysiyetimi kesmek için yeterli olur. Yalancı şahitler yaratırlar ve beni içeriye atarlar' diyor. Yani mesele şudur: Bir vatandaşı ya da bir siyasetçiyi gözaltına alıp tutuklama yetkisi, başka bir siyasetçinin eline bırakılamaz.

'Bu darbe ortadayken şimdi burada hangi demokrasiden bahsedeceğiz'

Tunalı Hilmi Bey'in bu kürsüde anlattıkları 105 yıl sonra, 19 Mart darbesiyle bu ülkenin gerçeği haline gelmiştir. Öncesinde hâkim olan, verdiği tüm kararlar Anayasa Mahkemesi'nden (AYM) dönmesine rağmen bakan yardımcısı yapılarak siyasete sokulan biri, Anayasa'ya aykırı olarak bu kez başsavcı olarak atanıyor ve partisine rakip olanları hapse attırıyor. Görevini tamamnınca da yine muvaffakat alıp, ödül alıp, aferin alıp bu kez AK Prti'den Adalet Bakanı oluyor. Bir gün önce savcı, bir gün sonra bakan olan kişi, ilk açıklamasını il başkanları toplantısında yapıyor ve 'Bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da partimizin başarısı için çalışmaya devam edeceğim' diyebiliyor. Tunalı Hilmi Bey'in tarif ettiği gibi, gizli tanıklarla, yalancı şahitlerle cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu ve onlarca seçilmiş belediye başkanımız, siyaset arkadaşımız ve bürokratımız, bir yıldan fazladır hapiste yatıyor. Bu darbe ortadayken, darbeyi yapanların hukuksuzlukları ve haksız zenginleşmeleri kanıtlanmışken, şimdi burada hangi hukuktan, hangi demokrasiden bahsedeceğiz?

'Bir yerel mahkeme, AYM'yi de Meclis'i de yok sayıp Can Atalay'ı hapisten çıkarmadı'

Terörsüz ve Demokratik Türkiye sürecindeyiz. Partimize yönelik tüm saldırılara rağmen, hatta kapatma davası açılması talebine rağmen Orta Doğu'daki tehditleri görerek, Türklerin ve Kürtlerin kardeşliğinin önemini bilerek bu milletin barışı ve bekası için bu süreci savunuyoruz. Ve daha fazla zaman kaybetmeden başarıya ulaşmasını bekliyoruz. Ama bu Meclis komisyon raporuna, kayyumların son bulmasını yazdığı halde, hala 13 seçilmiş başkanın yerinde kayyumlar oturabilmektedir. Bu Meclis komisyon raporuna, 'AYM ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına uyulmalıdır' yazdığı halde hala daha bu kararlara uyulmamakta; Can Atalay'ı Hatay halkı seçtiği halde Meclis'e gelememektedir. Sayın Bahçeli o gün Meclis Başkanı sıfatıyla ismini okuttu ve yemin etmeye çağırdı. Ama bir yerel mahkeme, AYM'yi de Meclis'i de yok sayıp Can Atalay'ı hapisten çıkarmadı. Biz şimdi bu şartlarda milletin hangi egemenliğini konuşacağız? İstanbul İl Başkanlığımızı 5 bin polis bastı. Milletvekillerimiz darbedildi. Bursa'da, Ankara'da kadın milletvekillerimizin gözüne bir karış mesafeden gaz sıkıldı. Şimdi burada milletvekillerinin, Meclis'in hangi itibarını konuşacağız?

'Bizi iyi tanıyın. Biz, boynumuzu veririz ama boyun eğmeyiz. Bir avuç darbeciye teslim olmayız'

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran CHP'ye, kapatma davasından butlana kadar dedikodular yapılıyor. Bu partinin evini yakmaya çalışanlar başarılı olursa bu Meclis'in, bu demokrasinin kül olmasına nasıl engel olacağız? Demokrasiye kast eden vesayetçiler her gün saldırıyor. Bu millet her sabah bir operasyona uyanıyor. Bizi iyi tanıyın. Biz, boynumuzu veririz ama boyun eğmeyiz. Biz devleti kuran partiyiz. Bir avuç darbeciye teslim olmayız. Size saldırdıklarında da darbecilerin karşısındaydık. Bize saldırdıklarında da darbecilerin karşısındayız. Çünkü biz sussak evlatlarımız susmayacak. Biz unutsak tarih unutmayacak, tarih affetmeyecek. Ama şunu da bilin: Türkiye'de çok kirli ve riskli bir yol açılmıştır. Yarın günü gelir; bir gözü dönmüş savcı, bir gizli tanık bulan, her istediğine, her iftirayı atabilir. Yarı günü gelir; bir asliye hukuk hakimini şeytana uyduran, her siyasi partinin il başkanlığını ele geçirebilir. Yarın günü gelir; Bölge Adliye Mahkemesi'ne bastıran, bir siyasi partinin seçilmişlerini görevinden edebilir. Ateşle oynuyorlar. Ateşle oynayan elini yakar, ateşle oynayan evini yakar, yargıyla oynayan memleketin geleceğini yakar.

'Bu millet, vesayetçinin postal giyenine de kravat takanına da cübbelisine de geçit vermedi, vermeyecek'

İşte bu yüzden biz, 19 Mart 2025 tarihinden beri, bir mevzi olarak partimizi değil; bir cephe olarak demokrasiyi savunuyoruz. Kimseden de partimizi savunmasını beklemiyoruz. Hepinizden temsil ettiğiniz milletin iradesini savunmasını bekliyoruz. Birileri siyaseti topyekûn tasviye etmek istiyor. Biz ayrı partileriz. Ekonomide, ulaştırmada, sağlık hizmetlerinde rekabet edebiliriz. Ama adalet ve demokrasinin yokluğunda rekabet edemeyiz. Biz sizden her birinizin eşit ve özgür yarışabileceği demokratik ortamı savunmanızı bekliyoruz. Unutmayın; bu milletten isteyin canını verir, evladını verir ama Atatürk'ün emaneti sandığı kimseye vermez. Bu millet, vesayetçinin postal giyenine de kravat takanına da cübbelisine de geçit vermedi, vermeyecek. Bu millet huzurunu bozanları, ekmeğini küçültenleri asla affetmeyecek.

'Milletin vermediği meşruiyet, o çok güvenilen Trump'tan, onun monarşi rejimlerini öven büyükelçisinden alınmaz'

Milletimiz sözünü söylemek için artık bir sandık beklemektedir. Bugün Can Atalay'ın hakkı teslim edilmezse sekiz milletvekilliği boştur. Anayasa'nın 78'inci maddesinin emrettiği ara seçim zamanı gelmiştir. Boş olan milletvekillikleri için sandık kurulması Anayasal zorunluluktur. Üstelik bu yerlerin tamamında son seçimlerde AK Parti birinci çıkmıştır. Üç yıl önce birinci çıktığı seçim bölgelerinde seçimden kaçan, yenilgiyi baştan kabul eden bir iktidarın meşruiyeti sorgulanır. Ve milletin vermediği meşruiyet, o çok güvenilen Amerikan Başkanı Trump'tan, onun monarşi rejimlerini öven büyükelçisinden alınmaz. Meşruiyet, milletten alınır. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Aziz Türk Milleti'ni ve onun verdiği yetkinin kıymetini bilen tüm temsilcilerini saygıyla selamlıyorum.'