(TBMM) - İYİ Parti İstanbul Milletvekili Buğra Kavuncu, 'Teklifte belediyelerin şirket kurma veya ortak olma yetkilerinin Cumhurbaşkanı iznine bağlandığını görüyoruz. Ya, hiç uğraşmayalım; bak, ne yapalım biliyor musunuz? Getirin Kuzey Kore modelini, hiç bunlarla uğraştırmayın bizi ya, hiç uğraştırmayın; Kuzey Kore modelini getirin, uygulayın. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Vatandaş perişan, aç, bizim uğraştığımız şeylere bak, yetki verilen yere bak. Her gün burada, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Meclis'i baypas eden, Meclis'in itibarını yerle bir eden bir anlayışla ülkeyi perişan ediyorsunuz' dedi.

TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ başkanlığında toplanan TBMM Genel Kurulu'nda, Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin görüşmelerine geçildi. İYİ Parti İstanbul Milletvekili Buğra Kavuncu, kanun teklifinin birinci bölümü üzerine İYİ Parti adına konuştu. Kavuncu şunları söyledi:

DİSK-AR: Geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 31,5 oldu
DİSK-AR: Geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 31,5 oldu
İçeriği Görüntüle

'Torba kanun sürekli uygulanacak bir araç değildir'

'Bugün burada sadece bir kanun teklifini değil, aynı zamanda nasıl kanun yaptığımızı yani yasama anlayışımızı tartışıyoruz çünkü önümüzdeki metin klasik bir düzenleme değil, yine her zamanki olduğu gibi tam anlamıyla bir torba kanun örneğidir. Geçen haftalarda da aynısını konuştuk. Bakın, geçen hafta öyle bir kanun teklifi getirdiniz ki içinde dijital oyunlar, sosyal medya, doğum izni gibi birbiriyle hiç alakası olmayan, tamamen birbiriyle zıt konuları bize burada iki günlük süre içerisinde tartıştırmaya kalktınız. Bir ülkenin kanun yapma mantığını ne hâle getirdiniz, hakikaten utanılacak bir durumdur. 

Arkadaşlar, torba kanun sürekli uygulanacak bir araç değildir. Yasama kalitesini düşüren, denetimi zayıflatan ve şeffaflığı ortadan kaldıran bir yöntem haline getirildi bu torba kanun sizin iktidarınız tarafından. Birbiriyle ilgisiz çok sayıda düzenlemenin tek bir metne sıkıştırılması Meclis'in asli fonksiyonu olan müzakereyi de fiilen ortadan kaldırdı. Bugün önümüzde duran teklif de tam olarak bunu yapıyor. 14 farklı kanunda değişiklik öngören, mülkiyet hakkından çevre düzenlemelerine, yerel yönetimlerden idari yaptırımlara kadar uzanan geniş bir alan tek bir metin içine sıkıştırılmış durumda. Milletvekilleri getirdiğiniz kanun teklifini Komisyona gelmeden sadece altı gün önce görebildi, böyle kanun çıkarıyorsunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni baypas eden bir akla, bir zihniyete sahipsiniz. Bu ne anlama geliyor biliyor musunuz? Hiçbir konuda tartışmayacağız, hiçbir maddeyi bütüncül olarak değerlendirmeyeceğiz, Meclis denetim görevini yerine getirmeyecek. Burada sizlerin atladığı şöyle bir husus var: Bir kanunun meşruiyeti sadece içeriğinden değil nasıl yapıldığından da gelir. Eğer bir kanun, etki analizi yapılmıyorsa, söylediğiniz tali komisyonlara gönderilmiyorsa, milletvekillerine son anda sunuluyorsa artık orada sadece teknik bir eksiklik değil demokratik bir sorundan söz ederiz ve bugün de bu kanunda, bu görüşmelerde biz tam olarak bunu yaşıyoruz.

'Hele ki iktidarda AK Parti gibi bir parti varsa bu keyfîliğin karşısında ne hukuk ne de kanunlar durabilir'

Usule ilişkin bu temel sorunun ötesinde, teklifin içeriğine baktığımızda da çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz. Burada, bu kanun metninin ruhu şu: İdarenin yetkisini genişletmek, vatandaşın güvencesini daraltmak yani devletin takdir alanı büyürken hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik zayıflatılıyor. Hukuk devletinin temel ilkelerine tamamen darbe vuran bir anlayış bu. 'Hukuk devleti' ne demek? İlgilenmiyorsunuz ama gene de biz size anlatalım. Hukuk devleti, sadece kuralların olduğu değil, o kuralların öngörülebilir, denetlenebilir ve sınırlı olduğu bir sistem demek. Oysa bu teklif, tam tersine, belirsiz kavramlarla idareye geniş bir hareket alanı tanıyor. Somutlaştıralım, mesela, teklifte getirmişsiniz 'atıl taşınmaz' yani kullanılmayan mülk gibi ifadelere yer vermişsiniz. Peki, bu kavramın sınırı nedir? Kim belirleyecek bir taşınmazın atıl olup olmadığını? Hangi ölçütlere göre, hangi denetim mekanizmasına göre? Bu soruların hiçbirinin net bir cevabı yok. İşte, sorun da tam olarak burada başlıyor. Belirsiz kavramlar hukukta sadece teknik bir eksiklik değil, aynı zamanda keyfîliğin kapısını aralayan bir mekanizmadır. Hele ki iktidarda AK Parti gibi bir parti varsa bu keyfîliğin karşısında ne hukuk ne de kanunlar durabilir. Bu iktidar öyle bir iktidardır ki Anayasa Mahkemesi'ni tanımamaktadır, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamamaktadır. Öyle bir keyfî dünya yarattınız ki bir kaymakam, utanmadan, kamuya açık sosyal medyada bir milletvekiline 'Kes lan' diyebiliyor. Öyle bir keyfî Türkiye yarattınız ki 'nas ekonomisi' dediniz; sonra da o ekonomi, nas ekonomisinden iflas ekonomisine döndü, sanayici perişan durumda. Öyle bir keyfîlik yarattınız ki icra takibine konu kredi kartlarının miktarı yüzde 88 artmış arkadaşlar. Bu ne demek, biliyor musunuz? Toplu iflas demek. Her alanda keyfîlik yaşatıyorsunuz bu ülkeye. 

'Getirin Kuzey Kore modelini...'

Bu teklifte bir diğer önemli başlık da yerel yönetimler. Teklifte belediyelerin şirket kurma veya ortak olma yetkilerinin Cumhurbaşkanı iznine bağlandığını görüyoruz. Ya, hiç uğraşmayalım; bak, ne yapalım biliyor musunuz? Getirin Kuzey Kore modelini, hiç bunlarla uğraştırmayın bizi ya, hiç uğraştırmayın; Kuzey Kore modelini getirin, uygulayın. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Vatandaş perişan, aç, bizim uğraştığımız şeylere bak, yetki verilen yere bak. Her gün burada, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Meclis'i baypas eden, Meclis'in itibarını yerle bir eden bir anlayışla ülkeyi perişan ediyorsunuz.'

 

Kaynak: ANKA