Gündem

TEDMEM'in 2025 Eğitim Değerlendirme Raporu: Türkiye, üniversite mezunu işsizlik oranının genel işsizlik oranını aştığı tek ülke 

Türk Eğitim Derneği'nin (TED) düşüncü kuruluşu TEDMEM, 2025 Eğitim Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Eurostat verilerine yer verilen raporda, 2024 yılında Türkiye'nin üniversite mezunu işsizlik oranının genel işsizlik oranını aştığı tek ülke konumunda olduğu belirtildi. Raporda, 25-34 yaş grubundaki işsizlerin yaklaşık yüzde 49,2'sinin yükseköğretim mezunu olmasının, üniversite eğitiminin ekonomik getirisine yönelik algının değiştiğine işaret ettiği kaydedildi.

(ANKARA) - Türk Eğitim Derneği'nin (TED) düşüncü kuruluşu TEDMEM, 2025 Eğitim Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Eurostat verilerine yer verilen raporda, 2024 yılında Türkiye'nin üniversite mezunu işsizlik oranının genel işsizlik oranını aştığı tek ülke konumunda olduğu belirtildi. Raporda, 25-34 yaş grubundaki işsizlerin yaklaşık yüzde 49,2'sinin yükseköğretim mezunu olmasının, üniversite eğitiminin ekonomik getirisine yönelik algının değiştiğine işaret ettiği kaydedildi.

TEDMEM'in, yönetişim ve finansman, temel eğitim ve ortaöğretim, ölçme-değerlendirme, öğretmenlik ve yükseköğretim başlıklarında hazırladığı 2025 Eğitim Değerlendirme Raporu yayımlandı. Raporda, Türkiye'de son on yılda doğum sayılarının hızla düştüğüne ve bu durumun eğitim sistemi açısından yeni bir planlama ihtiyacı ortaya çıkardığına dikkat çekildi. 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine yer verilen raporda, 2014 yılında 1 milyon 351 bin 88 olan canlı doğum sayısının 2024 yılında 937 bin 559'a gerileyerek son on yılda yüzde 30,6 oranında azaldığı, bu durumun da 2030 yılında ilkokula başlayacak öğrenci sayısının yüzde 21 daha düşük olacağı anlamına geldiği belirtildi. 

'Lise son sınıf düzeyindeki 812 bin adayın yüzde 16,46'sı dört yıllık lisans programlarına yerleşebiliyor'

Raporda, bir yükseköğretim programına yerleşenlerin yüzde 30,12'sinin lise son sınıf öğrencilerinden oluştuğu, yani yerleşen her 10 adaydan 7'sinin sınava tekrar giren adaylar olduğu ifade edildi. Veriler, lise son sınıf düzeyindeki 812 bin adayın yüzde 48,57'sinin tercih yaptığını, sadece yüzde 16,46'sının dört yıllık lisans programlarına yerleşebildiğini ortaya koydu. Raporda bu tablonun; sınav puanlarının beklentileri karşılamaması, istihdam olanaklarına ilişkin belirsizlikler, ekonomik koşullar ve mesleki rehberlik eksikliği gibi çok boyutlu faktörlerle ilişkili olduğu ifade edildi.

Rapora göre, 2023 yılında 3,5 milyonun üzerinde olan YKS başvuru sayısı, 2025 yılında yaklaşık 2,5 milyona geriledi. Eurostat 2024 verilerine göre Türkiye'nin üniversite mezunu işsizlik oranının genel işsizlik oranını aştığı tek ülke konumunda olduğu belirtilen raporda, 25-34 yaş grubundaki işsizlerin yaklaşık yüzde 49,2'sinin yükseköğretim mezunu olmasının, üniversite eğitiminin ekonomik getirisine yönelik algının değiştiğine işaret ettiği kaydedildi.

Raporda Millî Eğitim Akademileri modeline de yer verildi. Böylesine büyük bir düzenlemede takvim ve mevzuatla ilgili belirsizliklerin 2025 yılı boyunca giderilemediğine dikkat çekilen raporda, Güney Kore, İngiltere, Kanada, Finlandiya, Japonya, Estonya, Polonya, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde öğretmenlik diplomasını alan adayların doğrudan istihdam edildiği ve sonrasında aday öğretmenlik sürecine geçildiği hatırlatıldı. Raporda, akademi modelinin mesleğe geçiş süresini uzattığı ve öğretmen adaylarının kariyer planlamasını zorlaştırabileceği ifade edilerek kurumsal ve mali sürdürülebilirliğine ilişkin soru işaretleri taşıdığı belirtildi.

'Ortaöğretime geçişte öğrencilerin akademik ve sosyal uyumunu güçlendirecek politikalara ihtiyaç duyuluyor'

Öğrencilerin önemli bir bölümünün eğitim sistemiyle bağının 9. sınıfta zayıfladığı belirtilen raporda, 2024-2025 eğitim öğretim yılında 9. sınıf düzeyinde genel liselerde yüzde 18,5, mesleki ve teknik liselerde yüzde 28,5, imam hatip liselerinde ise yüzde 30 oranında sınıf tekrarı gerçekleştiği kaydedildi. 9. sınıfta açık öğretime geçen öğrenci sayısının bir yılda yaklaşık üç kat arttığına işaret edilerek, ortaöğretime geçişte öğrencilerin akademik ve sosyal uyumunu güçlendirecek politikalara ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Raporda, eğitim sisteminde demografik dönüşümü dikkate alan yeni bir stratejik eylem planının gerekliliğine işaret edildi. Doğurganlık hızındaki düşüşün, orta vadede yükseköğretime de yansıyacağı belirtilirken; yalnızca uluslararası öğrenci sayısını artırmaya dayalı yaklaşımların yeterli olmayacağı, üniversite kapasitesinin gözden geçirilmesi ve hayat boyu öğrenmenin güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

'2025 yılı eğitim bütçesi bir önceki yıla göre yüzde 35 arttı, ancak bu artış eğitimin niteliğini güçlendirecek bir mali kapasite sunmuyor'

Raporda, 2025 yılı eğitim bütçesi bir önceki yıla göre yüzde 35 artarak 2 trilyon 186 milyar TL'ye ulaştığı, ancak bu artışın reel anlamda eğitimin niteliğini güçlendirecek bir mali kapasite sunmadığı ifade edildi. Yüksek enflasyon nedeniyle bu artışın büyük ölçüde mevcut harcama düzeyini korumaya yönelik kaldığı vurgulanırken, kaynakların doğrudan eğitimin niteliğini artıracak alanlara yönlendirilmesi gerektiği belirtildi.

Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin 1 trilyon 451 milyar TL'ye ulaştığı, ancak merkezi yönetim bütçesinden aldığı payın son üç yıldır yüzde 10'un altında kaldığı kaydedilen raporda, bütçenin yaklaşık yüzde 80'inin personel giderlerinden oluşması nedeniyle, eğitimde niteliği artırmaya yönelik yatırım ve politika alanlarında kullanılabilecek kaynakların sınırlı olduğu vurgulandı.

'Ortaöğretimde sorun süre değil öğrenme süreçlerinin niteliği'

2025 yılında ortaöğretim süresinin kısaltılması yönünde tartışmalara da değinilen raporda, asıl meselenin eğitim süresi değil ortaöğretimin işlevi niteliği olduğuna dikkat çekildi. Türkiye'nin son 20 yılda ortaöğretime erişimde özellikle kız çocuklarının eğitime katılımı açısından önemli ilerlemeler kaydettiğine işaret edilen raporda, süre tartışmalarının bu kazanımları zayıflatmayacak bir perspektifle ele alınması gerektiği ifade edildi. Raporda, ortaöğretimde öne çıkan başlıca sorun alanlarının 'Üniversite kapısındaki yığılma, liselerin hayata hazırlama işlevinin zayıflaması, artan devamsızlık, sınıf tekrarı ve açık öğretime yönelim, sınav odaklı yapının öğrenme süreçlerini gölgelemesi' olduğu ifade edildi.

2025 yılında eğitimde dijitalleşme ve yapay zeka alanında teknik kapasitenin güçlendirilmesine yönelik önemli adımlar atıldığı ifade edilen raporda, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Bakanlık Yönetim Sistemi'nin devreye alınması, Yapay Zeka ve Büyük Veri Uygulamaları Daire Başkanlığı'nın kurulması ve Eğitimde Yapay Zeka Politika Belgesi'nin yayımlanması gibi gelişmelerin önemli altyapı adımları olduğuna dikkat çekildi. Ancak dijital dönüşümün başarısının yalnızca teknik altyapının büyüklüğüyle değil, bu araçların öğretimin niteliğine ve öğrenme süreçlerine yaptığı katkıyla değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.

Raporun 'Son Söz' kısmında şu değerlendirmelere yer verildi:

'Günümüzde eğitim sistemleri demografik değişim, dijital dönüşüm, yapay zekâ, iklim krizi ve hızla değişen iş gücü piyasalarının etkisiyle tarihin en hızlı dönüşüm dönemlerinden birini yaşıyor. Bu çok boyutlu değişim, eğitim politikalarının yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap vermesini değil, aynı zamanda henüz tam olarak tanımlanamayan bir geleceğe hazırlık yapmasını zorunlu kılıyor.

'İklim krizi eğitim üzerinde giderek artan bir etki yaratıyor'

İklim krizi de eğitim üzerinde giderek artan bir etki yaratıyor. UNICEF verilerine göre yalnızca 2024 yılında yaklaşık 242 milyon öğrencinin eğitimi iklim kaynaklı nedenlerle kesintiye uğradı. Bu öğrencilerin yaklaşık 171 milyonu aşırı sıcaklıklar nedeniyle eğitimine ara vermek zorunda kaldı. 2050 yılına kadar 1 milyar insanın ekolojik şoklar nedeniyle yer değiştireceği tahmin ediliyor. Bu gelişmeler, eğitim sistemlerinin yalnızca mevcut ihtiyaçlara cevap vermekle yetinemeyeceğini gösteriyor. Asıl mesele, bilinmeyen bir gelecek için eğitim sistemini temel varsayımlardan başlayarak yeniden tasarlayabilmek.

Türkiye'nin gelecekte güçlü ve rekabetçi ülkeler arasında yer alabilmesi de büyük ölçüde eğitim sisteminin bu dönüşümlere nasıl cevap vereceğine bağlı. Çünkü eğitim sistemleri yalnızca bireyleri değil; aynı zamanda ülkelerin ekonomik gücünü, toplumsal dayanıklılığını ve küresel rekabet kapasitesini de belirliyor.'