Haber: Beril KALELİ/Kamera: Hakan KAYA

(İSTANBUL) TGC, TGS, TÜRKYAYBİR, TYS, PEN Türkiye, DİSK Basın-İş ve ÇGD, 6 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü dolayısıyla ortak basın toplantısı gerçekleştirdi. 7 basın-yayın-yazar meslek örgütünün temsilcilerinin konuşmalar yaptığı toplantıda öldürülen gazeteciler anılırken, aralarında İsmail Arı, Merdan Yanardağ, Bilal Özcan ve Alican Uludağ'ın da yer aldığı 15 tutuklu gazetecinin serbest bırakılması için çağrıda bulunuldu. TGC Genel Başkanı Vahap Munyar, 'Basın özgürlüğü gazetecinin şahsına tanınmış bir imtiyaz değildir. Gazeteciye tanınan güvence, halkın haber alma hakkının güvencesidir. Ancak ülkemizde gazetecilere yönelik haksız gözaltı ve tutukluluk uygulamaları gazetecilik mesleğini yapılamaz hale getirmektedir. Bu tür uygulamaların son bulmasını istiyoruz, TCK'nın 217/A maddesinin iptal edilmesini bekliyoruz' diye konuştu.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Türkiye Yayıncılar Birliği (TÜRKYAYBİR), Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS), PEN Yazarlar Derneği, DİSK Basın-İş, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) 6 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü dolayısıyla ortak basın toplantısı gerçekleştirdi. Toplantı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Burhan Felek Konferans Salonu'nda TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş'in açılış konuşmasıyla başlayan toplantıda TGC Genel Başkanı Vahap Munyar, TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş, Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Başkanı Kenan Kocatürk, TYS 2. Başkanı Mustafa Köz, PEN Yazarlar Derneği 2. Başkanı Hakkı Zariç, ÇGD Danışma Kurulu Üyesi Tevfik Kızgınkaya, DİSK Basın-İş Genel Başkanı Tuğrul Dedeoğlu görüşlerini dile getirdi.

Gazetecilerin, halkı ilgilendiren tüm olayları izleme, araştırma ve kamuoyuna duyurma hakkı ve görevi vurgulandığı toplantıda gazetecilere yönelik baskı ve engellemelere tepki gösterilerek, İsmail Arı, Merdan Yanardağ, Bilal Özcan ve Alican Uludağ'ın da yer aldığı 15 tutuklu gazetecinin serbest bırakılması için çağrıda bulunuldu. 

Munyar: Gazeteciye tanınan güvence, halkın haber alma hakkının güvencesidir

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Başkanı Vahap Munyar, konuşmasında demokratik toplum düzeninin temel dayanaklarından birinin basın ve düşünceyi ifade özgürlüğü olduğunu anımsattı. Munyar şunları söyledi:

'Yalnızca hoş karşılanan değil, rahatsız edici olabilecek haber ve görüşlerin de ifade özgürlüğü kapsamında korunması gerekir. Aksi halde demokratik toplum düzeni ciddi zarar görür. Basın özgürlüğü gazetecinin şahsına tanınmış bir imtiyaz değildir. Gazeteciye tanınan güvence, halkın haber alma hakkının güvencesidir. Gazeteci kamunun bekçisi konumundadır. Olayları izleyecek, araştırma yapacak, değerlendirmede bulunacak ve elbette ki tüm bunları halkla paylaşacaktır. Bu aynı zamanda gazetecinin sorumluluğudur. Meslektaşlarımızın görevlerini yapmasına engel olunmasının hiçbir makul ve haklı sebebi de bulunmamaktadır.

'Ülkemizde gazetecilere yönelik haksız gözaltı ve tutukluluk uygulamaları gazetecilik mesleğini yapılamaz hale getirmekte, halkın haber alma hakkını engellemektedir'

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan Aykut Erdoğdu'nun iddialarının gerçeği yansıtmadığını bildirdi
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan Aykut Erdoğdu'nun iddialarının gerçeği yansıtmadığını bildirdi
İçeriği Görüntüle

Anayasamızda insan onurunun korunması esastır. Meslektaşlarımız gazetecilik yaparken kamu görevlilerin haksız ve kötü muamelesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Tekrar hatırlatalım ki gazetecilere yapılan kötü muamelelerin tümü aynı zamanda Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan ifade özgürlüğünün ve 28. maddesinde korunan basın özgürlüğünün ihlalidir. Demokratik bir ülke olabilmemiz için haberin serbest dolaşımı şarttır. Ancak ülkemizde gazetecilere yönelik haksız gözaltı ve tutukluluk uygulamaları gazetecilik mesleğini yapılamaz hale getirmekte, halkın haber alma hakkını engellemektedir.

Bildiğiniz gibi son dönemde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyeleri Birgün Gazetesi muhabiri İsmail Arı, magazin habercisi Bilal Özcan'ın, Alican Uludağ'ın Türk Ceza Kanunu'nun 'Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma Suçunu' düzenleyen 217/A maddesi kapsamında tutuklanması, basın ve ifade özgürlüğü açısından son derece kaygı verici bir gelişmedir. Cemiyetimiz 2022 yılının Mayıs ayında yaptığı açıklamada, 'Bu düzenleme bir cezalandırma aracına dönüşmemelidir; kötüye kullanılabileceği yönündeki endişeler göz ardı edilmemelidir' değerlendirmesinde bulunmuştu. Gelinen noktada bu kaygıların doğrulanması ve meslektaşlarımızın özgürlüklerinin bu tartışmanın konusu haline gelmesi, demokratik hukuk devleti ilkeleri açısından ciddi bir endişe kaynağıdır.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak; demokrasiye ve hukukun üstünlüğü ilkesine zarar veren bu tür uygulamaların son bulmasını istiyoruz. Türk Ceza Kanunu'nun 217/A maddesinin yeniden değerlendirilmesini, iptal edilmesini bekliyoruz. İsmail Arı, Merdan Yanardağ, Bilal Özcan ve Alican Uludağ başta olmak üzere tutuklu 15 gazetecinin serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Öldürülen Gazeteciler Günü'nde başta Hasan Fehmi Bey olmak üzere öldürülen 67 meslektaşımızı sevgi ve saygıyla anıyoruz.'

Durmuş: Gazeteciliği ayakta tutmak aynı zamanda haber alma hakkını savunması gereken toplumun da görevi

Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Gökhan Durmuş ise, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinden günümüze kadarki süreçte gazetecilere ve gazeteciliğe yönelik baskı ve engellemelere ilişkin aktarımda bulundu. 'Bu topraklar maalesef basın ve ifade özgürlüğü açısından hiçbir zaman saygı duyulmayan ve hep engellerle dolu oldu maalesef' diyen Durmuş, gazetecilerin 'Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' suçlamasıyla tutuklanmasına ilişkin, 'Hukukun bağımsızlığını yitirdiği bir ülkede, hangi hakimin, hangi savcının hangi haberi halkı yanıltıcı bilgiyi yayma olarak değerlendireceğini kestirmek mümkün değil. Bunun bir örneği, İsmail Arı'nın beraat ettiği bir haber nedeniyle 'halkı yanıltıcı bilgiyi yayma' suçundan tutuklanması. Bir hakim bu haberde hiçbir şey yok deyip, sonra başka bir hakimin sen burada halkı yanıltıyorsun diyerek tutuklaması örneğinde gördüğümüz gibi' dedi. Durmuş şöyle devam etti:

'15 meslektaşımız habercilik faaliyetleri nedeniyle tutuklu. Tarihimize baktığımızda da hep şunu gördük. Her baskı döneminin bir sonu var. Ama önemli olan bu sonu ne kadar hızlı getirebildiğimiz. Gazeteciler içerisinde dayanışmayı, güç birlikteliğini kurarark gazeteciliği ayakta tutmamız gerekiyor. Bu, aynı zamanda haber alma hakkını savuması gereken toplumun da görevi. Toplumun da, basın meslek örgütleriyle birlikte güçlü bir dayanışma içerisinde olması ve gazeteciliğe sahip çıkması gerekiyor. Ancak bu koşullarda gazeteciliği ayakta tutabiliriz'

Kocatürk: Yazmanın, haber yapmanın ve yayınlamanın önündeki engeller tüm yurttaşların okuma ve haber alma hakkının önünde engel oluşturuyor

Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Başkanı Kenan Kocatürk şu ifadeleri kullandı:

'Bugün burada olmak ve sessiz kalmamanın bir tercih değil, sorumluluğumuz olduğunu düşünüyoruz. Gazetecilere, yazarlara ve yayıncılara yapılan baskı, tehdit ve şiddet eylemlerinin yalnızca susturulmak istenen seslere değil tüm topluma zarar verdiğini hepimiz biliyoruz. Yazmanın, haber yapmanın ve yayınlamanın önündeki tüm engeller aynı zamanda tüm yurttaşların okuma ve haber alma hakkının önünde engel oluşturuyor.

Yayıncılık 2 temel üzerinde yükseliyor; bir tanesi fikirlerin ifade edilmesinin yayılması ve dağıtılması, ikincisi de telif hakları. Onun için bütün yayıncıların vazgeçilmez olan en önemli şeylerinden biri ifade özgürlüğü, yazma ve yayınlama özgürlüğü... Bugün bir kez daha ortak ve kararlı bir sesle sesleniyoruz. Tutuklu gazetecilerimiz serbest bırakılmalıdır; halkın haber alma hakkı önündeki engeller kaldırılmalıdır. Türkiye Yayıncılar Birliği olarak bu mücadelede her zaman üzerimize düşeni yapmaya, düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik her türlü şiddet ve baskıya karşı durmaya, gazetecilerin ve yazarların işlerini özgürce yapabilmelerini savunmaya devam edeceğiz.'

Köz: Özgürlük, baskıyla ve ölümle yok edilemez

Türkiye Yazarlar Sendikası 2. Başkanı Mustafa Köz, 'Saint de Exupery'in Hintli Kulübesi'nde isimli kitabında bir inciden söz edilir. Kitapta 'Gerçek, eşi az bulunur bir incidir. Kötü kişi, kulakları olmadığı için bu inciyi takamayan timsaha benzer. İnciyi timsaha attınız mı süsleneceği yerde, yemeye kalkar. Dişlerine takılan inci, dişlerini kırar. Dişleri kırılınca da kızıp üstünüze saldırır' diyor. Yanımız yöremiz bir bataklık ve timsahlarla dolu. Aranan, iyilik ve güzellik değil. İnsanın yüzünü, ruhunu süslesin diye 'Exupery'nin incisi'' gibi sunduğumuz iyilik, kötülerin elinde zehirli çiçeklere dönüyor. Hele güçleri de varsa, her şey ellerinin altındaysa insanın ağrısı dinmiyor. Kötülük, öfkeyle saldırıyor gerçek olan her şeye. Yakıp yıkmayı buyruk vermeyi güçlerinin sınayıcısı belleyenlerin, kötü olmayı bir iktidar gereği sayanların ellerindeki zehirli çiçek, ruhlarını da zehirliyor' ifadelerini kullandı. Köz şöyle devam etti:

'Ülke yarı açık cezaevi gibi'

'Oysa insanlar arasında buyruklar, uyruklar değil insanı eşitleyen iyilikler ve insanın özgürlüğü değerlidir. Özgürlüğünden yoksun bırakılan halk, nicedir bu insanlık değerlerinden uzaklaştırıldı. Güce tapmanın doğal olduğuna inandırıldı. Oysa asıl olan hayat ve özgürlüktür. Biz gerçeğin savunucusu yazarlar, gazeteciler hayatı onarmak, özgürlükleri yaşatmak, düşünce ve ifade özgürlüğüne, basın özgürlüğüne, halkın haber alma hakkına yönelik saldırıları kırmak için savaşımımızı sürdürüyoruz. Son yıllarda ise 'Büyük gözaltı ülkesi'ne dönüştük. Ölümler, tutsaklıklar sürüyor. Ülke yarı açık cezaevi gibi. Gerçekleri ve hakikat savaşımımı sürdürenler yine tutsak. Ancak bu karanlık elbet kırılacak. Bunun için direniyoruz. Türkiye Yazarlar Sendikası da 51 yıldır bu özgürlük savaşımının önemli bir değeridir. Ülkenin bu karanlığından asla hoşnut olmadık. Düşünce ve söz söyleme özgürlüğünü korumak, savunmak için yarım yüzyıl önce yola çıktık, bu direnç ve eylemliliğimizden asla vazgeçmeyeceğiz.'

Zariç: Hasan Fehmi beyi öldürenlerle Metin Göktepe'yi öldürenler aynı kişiler

Yazarlar ve basın meslek örgütleri temsilcilerinin açıklamaları şöyle:

PEN Yazarlar Derneği 2. Başkanı Hakkı Zariç: 'TGC'deki bu toplantıya Hasan Fehmi'nin vurulduğu yerden Galata Köprüsü'nden geçerek geldik hepimiz. Onu vuranların aslında bir askeri üniformayla suikastı işlediklerini, ittihatçıların bunu göstere göstere yaptıklarını artık tarih kitapları gayet açık bir şekilde yazabiliyor, biz de bu gerçeği öğreniyoruz. Faili meçhulle başlayan gazeteci cinayetleri faili meçhulle devam ediyor. Bu faili meçhul cinayetlerin arkasında kimlerin çıktığını elbette ki biliyoruz. Ama oradan bir tuğla çekildiğinde memleketin bütün duvarlarının yıkılacağını iddia eden insanların suçsuzlukla ya da ödül gibi cezalarla hayatına devam ettiklerine de tanığız. Metin Göktepe'yi 'duvardan düştü' diyerek işkenceyle öldüren insanlarla, Hasan Fehmi'nin katillerinin aynı olduğunu biliyoruz. Fakat ne yazık ki bu suçsuzluk, gelen iktidarlar boyunca kendisini var etti ve hukuk herkes için aynı düzeyde ve yaşanır olarak işletilmedi. Diğer taraftan bugün tutuklu bulunan gazeteciler en başta İsmail Arı'yla Alican Uludağ hemen aklımıza gelen gazeteciler. Merdan Yanardağ ve Bilal Özcan da öyle halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak suçundan dolayı yargılanıyorlar. Birisi için ödül olan ceza sistemi, hukuk sistemi bir başkası için ceza olabiliyor. Aslına bakarsanız ceza olmakla beraber burada cezalandırmanın biçimi öç alma biçimine döndü. Evet gazeteciler artık sokak ortasında öldürülmüyor. Fakat bir nedenle haber alma hakkımız engellenerek bir nedenle hapsediliyor. Bu hapis cezasıyla gazetecilerin bir biçimde ıslah edilmesi ve haber yazma haklarından mahrum edilmesi gerektiği düşünülüyor. Aynı zamanda gazetecilerle birlikte okurlar da cezalandırılmış oluyor. Tutuklu gazetecilerin en kısa sürede serbest bırakılmasını talep ediyoruz.'

Dedeoğlu: Gerçeğin peşinde olan meslektaşlarımıza toplum olarak sahip çıkmak zorundayız

DİSK Basın-İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu: 'Mart ayında beş gazeteci gözaltına alınmış. İki gazeteci tutuklanmış. Bunlardan biri 15 Mart'ta Bilal Özcan, diğeri 21 Mart'ta İsmail Ari ve hemen arkasından da Semih Palancı. Yani toplamda üç gazeteci tutuklanmış oluyor. Biliyorsunuz Silivri'de gazeteciler dava takip ediyorlar fakat bu davaları takip etmeleri bilerek ve isteyerek beş kez engellenmiş durumda. Bu da artık bir istisna olmaktan çıkıyor. Süreklilik arz etmeye başladı. Toplamda 53 hesaba ve 75 içeriğe mart ayında erişim engeli getirilmiş. Yeni Yaşam, Jin News, Ajans Velat, hesapların X hesaplarına ve Mezopotamya Ajansı'nın da sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirilmiş. Mart ayında geçtiğimiz ay üç gazeteci hakkında yeni soruşturma başlatılmış. Beş gazetecinin dosyası davaya dönüşmüş. Üç gazeteciye toplam 9 yıl bir ay hapis cezası verilmiş. Hakan Tosun, Musa Anter, Metin Göktepe, Uğur Mumcu, Hrant Dink, Nazım Daştan, Cihan Bilgin öldürülen meslektaşlarımızdan bazıları. Kimin öldürdüğünü ve neden öldürüldüklerini çok iyi biliyoruz. Ama bunu söyleyemiyoruz ve yazamıyoruz. Ne yazık ki bu ülkede ne ifade özgürlüğü, ne de basın özgürlüğü var. Her ikisi de olmuş olsaydı şimdi bu saydığım isimlerin en az 6 tanesinin katillerin ismini buradan rahatlıkla söyleyip yazabilecektik. Baktığımız zaman tutuklananların çoğunluğu sosyalist gazeteciler, Kürt gazeteciler ve bu siyasi iktidara muhalif gazeteciler. Bu gerçeğin, haberinin peşinde koşan ve haberi için ölümü, tutuklanmayı göze alan gazetecilere toplum olarak sahip çıkmak zorundayız.'

Kızgınkaya: Bu dayanışmayı göstermek zorundayız ki gazeteciler öldürülmesinler, tutuklanmasınlar, işsiz kalmasınlar

Çağdaş Gazeteciler Derneği Danışma Kurulu Üyesi Tevfik Kızgınkaya: '5N1K hepimiz için gazeteciliğin temel ilkelerinden. Birinci sorum 'gazeteciler neden öldürülür, tutuklanır, susturulur?' ikincisi 'gazeteler neden kapatılır?' Bunu kim yapıyor? Şöyle sonuna kadar baktığımız zaman gördüğümüz bunların siyasi iktidarların sorumluluğu olduğudur. Yani yasaları uygulamakla yükümlü, görevli ve sorumlu olanlar. Dün öldürülen gazetecilerimiz vardı. Bugün de tutuklanarak susturulan gazeteciler var. Baskı altına alınan basın yayın organlarımız var. Kapatılan, karartılan ekranlar var. Ceza üstüne ceza yiyen basın yayın organlarımız var. Neden? Çünkü demokratik ve hukuk devletine yakışmayan, olmaması gereken uygulamaları yani gerçekleri halka haber verdikleri için. Bir ülkede gazetecilik bağımsız ve özgür değilse demokrasi var mıdır? Yoktur. O zaman biz başka bir mücadelenin de içindeyiz. Aynı zamanda halkın gerçek ve doğru haber alma özgürlüğünü savunma sorumluluğumuz var. Demokratik hukuk devletinin mücadelesini de veriyoruz bir anlamda. Hem kendimiz için hem halkımız için. Bu mücadelede bu dayanışma çok değerli. Gazeteci meslek örgütleri çok değerli. Niye? İşte sendikalar var, cemiyetler var, dernekler var. Bu dayanışmayı göstermek zorundayız ki gazeteciler öldürülmesinler, tutuklanmasınlar, işsiz kalmasınlar. Dayanışmayı büyütmek zorundayız.'

Kaynak: ANKA