Bülten

Toplum Çalışmaları Enstitüsü, 'SDG/YPG'nin Geçmişi, Bugünü ve Geleceği' araştırma notunu yayımladı

Toplum Çalışmaları Enstitüsü'nün 'SDG/YPG'nin Geçmişi, Bugünü ve Geleceği' başlıklı araştırma notunda, 'Ankara'nın kontrollü bir SDG/YPG varlığını, iç siyasi süreçler ve bölgesel güç dengeleri bağlamında belirli çıkarlar doğrultusunda desteklemesi ihtimalindeki en büyük risk; rasyonel temelli jeopolitik bir hesaplamanın, kamu yararıyla örtüşmeyen iç siyasi bir ajanda için 'fırsata' dönüştürülmesidir' denildi.

(ANKARA) - Toplum Çalışmaları Enstitüsü'nün 'SDG/YPG'nin Geçmişi, Bugünü ve Geleceği' başlıklı araştırma notunda, 'Ankara'nın kontrollü bir SDG/YPG varlığını, iç siyasi süreçler ve bölgesel güç dengeleri bağlamında belirli çıkarlar doğrultusunda desteklemesi ihtimalindeki en büyük risk; rasyonel temelli jeopolitik bir hesaplamanın, kamu yararıyla örtüşmeyen iç siyasi bir ajanda için 'fırsata' dönüştürülmesidir' denildi.

Ankara merkezli düşünce kuruluşu Toplum Çalışmaları Enstitüsü, 'SDG/YPG'nin Geçmişi, Bugünü ve Geleceği' başlıklı yeni bir araştırma notu yayımladı. Berçin Yiğitaslan ve Mustafa Gül imzasını taşıyan ve bugün yayımlanan araştırmada, Suriye Geçiş Hükümeti (SGH) ile SDG/YPG arasında son aylarda yaşanan sıcak çatışmalar, örgütün güncel durumu ve Türkiye'nin bölgedeki olası yeni stratejileri mercek altına alındı.

Örgüt elinde tuttuğu alanın yüzde 80'ini kaybetti

Raporda, Suriye'de rejimin değişmesinin ardından Arap aşiretlerinin taraf değiştirmesi ve yeni ordu kuvvetlerinin ilerlemesi sonucunda SDG/YPG'nin 18 Ocak itibarıyla kontrol ettiği alanların yaklaşık yüzde 80'ini kaybettiği belirtildi. Terör örgütü PKK'nın Suriye uzantısı olan yapının, ağır kayıpların ve en büyük destekçisi ABD'nin çekilmesinin ardından Şam yönetimiyle masaya oturmak zorunda kaldığı hatırlatıldı.

'Örgüt tasfiye edilmedi, Suriye ordusuna entegre oluyor'

Yaşanan çatışmaların Türkiye kamuoyunda bir 'hezimet' olarak algılanmasına karşın, Şam ile imzalanan 30 Ocak Mutabakatı'nın örgütün tasfiye edildiği anlamına gelmediği vurgulandı. Araştırma notunda bu tespite ilişkin, '30 Ocak Mutabakatı incelendiğinde örgütün tasfiye edilmediği; aksine, Suriye ordusuna bağlı bir tümen ve bir tugay şeklinde Haseke ve Kamışlı bölgelerinde konuşlanması üzerinde uzlaşıldığı görülmektedir' ifadelerine yer verildi.

Araştırma notunda, söz konusu 30 Ocak modelinin, daha önceki 18 Ocak anlaşmasında öngörülen 'güvenlik soruşturmasından geçirilerek bireysel statüde katılma' fikrinden açık biçimde ayrıştığı aktarıldı. Örgütün kurumsal bütünlüğünü koruduğuna dikkati çeken Toplum Çalışmaları Enstitüsü, güncel durumu, 'SDG/YPG'nin, tüm personeli örgüt mensuplarından oluşan üç tugaydan müteşekkil bir tümenle Suriye ordusuna katılması; buna ek olarak Kobani bölgesinde yine tamamı örgüt mensuplarından oluşan bir tugayın, Halep'te konuşlu Suriye ordusuna ait bir tümene bağlı olarak yapılandırılması üzerinde uzlaşılmıştır' ifadeleriyle özetledi.

Araştırmada ayrıca, bu yeni yapının 'halen on binlerle ifade edilen bir insan gücüne sahip' olduğu ve 'Türkiye için bir güvenlik tehdidi olma vasfını koruduğu' da vurgulandı.

Araştırmaya göre, Suudi Arabistan ve Körfez etkisinde şekillenecek aşırı merkeziyetçi ve kontrol dışı bir Şam yönetiminin Türkiye için daha büyük bir problem yaratma ihtimali bulunduğu belirtilerek, 'Ankara'nın Suriye'nin kuzeyinde küçük, kendine müzahir ve yönetilebilir bir SDG/YPG yapısı istiyor olması da mümkündür' değerlendirmesi yapıldı. Araştırmada ayrıca, iktidarın bu yapıyı içeride başlatılan 'Terörsüz Türkiye' sürecinde Kürt hareketiyle ortak bir zemin bulmak adına siyasi bir kaldıraç olarak kullanabileceğine dikkat çekildi.

Bölgesel savaş ve 'İran' uyarısı

Bölgedeki İsrail-İran gerilimine de geniş yer ayrılan araştırmada, İran'ın bölgesel savaş ortamında Türkiye'yi doğrudan hedef almak yerine, PKK ve ona bağlı yapıları Türkiye'ye karşı dolaylı bir baskı ve tehdit aracı olarak kullanabileceği uyarısında bulunuldu.

Karar alıcılara, sınır hattına yakın bölgelerde oluşabilecek herhangi bir otorite boşluğu veya güvenlik zafiyetine karşı askeri güç kullanmaktan kaçınılmaması tavsiye edilen araştırma notunda, şu değerlendirmeler yapıldı:

'İran, İsrail ve ABD saldırılarına misilleme yaparken, bölgedeki ABD ortaklarının topraklarındaki Amerikan varlıklarını da hedef alarak kendisine karşı saldırıların bölge geneline yayılacağı mesajını vermiştir. Türkiye'nin NATO üyeliğinin sağladığı caydırıcılığa rağmen, İran'ın benzer bir stratejiyi Türkiye'ye karşı dolaylı olarak izleme ihtimali dışlanmamalıdır. Böyle bir senaryoda, NATO faktörü nedeniyle İran'ın Türkiye'yi doğrudan hedef almak yerine Kürt hareketini dolaylı bir baskı unsuru olarak kullanma ihtimali söz konusudur.'

'Türkiye için stratejik zafiyet' vurgusu

Toplum Çalışmaları Enstitüsü, araştırma notunun sonuç bölümünde ise rasyonel temelli jeopolitik bir hesaplamanın bir 'fırsat' olarak algılanmasının taşıdığı risklere işaret ederek, şu çağrıyı yaptı:

'Ankara'nın kontrollü bir SDG/YPG varlığını, iç siyasi süreçler ve bölgesel güç dengeleri bağlamında belirli çıkarlar doğrultusunda desteklemesi ihtimalindeki en büyük risk; rasyonel temelli jeopolitik bir hesaplamanın, kamu yararıyla örtüşmeyen iç siyasi bir ajanda için 'fırsata' dönüştürülmesidir. Küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde toplumsal kutuplaşma, Türkiye için stratejik bir zafiyet teşkil etmeye devam etmektedir. Siyaset yapıcılar, bu kırılganlığı körükleyecek ajandalardan kaçınmalıdır.'