(ANKARA) - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın, DEM Parti'ye yönelik 'partinizin süreç konusunda net olması gerekiyor' şeklindeki eleştirisine, 'Yasa yapma yeterliliği iktidardadır. Zamana yayan sizsiniz. Bunu size hatırlatınca zorunuza gitmesin' diye yanıt verdi. Hatimoğluları, 'Bizler ezilenlerin ve sömürülenlerin partisiyiz. 'Süreç başladı, yargı adaletsizliğine, haksızlıklara sessiz kalalım' gibi bir yaklaşım ya da 'yolsuzluklara, ahlaksızlıklara, antidemokratik uygulamalara izleyici kalalım' gibi bir yaklaşımımız asla olmadı, tenezzül etmedik' dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin genel merkezinde yapılan Parti Meclisi toplantısının açılışında konuştu. Hatimoğulları, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan sürece ilişkin, şunları söyledi:
'Dün Gazze, Rusya, Ukrayna, Somali ve Suriye'de cereyan eden savaş şimdi İran'da Orta Doğu'nun tam merkezinde devam ediyor. Bu savaş uluslararası sistemin dikişlerini patlattı. Devasa bir jeopolitik depreme dönüşmüş durumda. 28 Şubat'ta başlayan İran, İsrail, ABD savaşı şimdilik bir ateşkesle görüşmelerin başladığı bir evreye geçmiş durumda. Ateşkes ilan edildiği halde hala Lübnan bombalanıyor ve bu görüşmeler bombaların gölgesinde gerçekleşecek. Bizler de bir kez daha diyoruz ki: ilan edilen ateşkes geçici değil kalıcı olmalı. Yani savaş değil kalıcı bir barışın tesis edilmesi için somut adımlar atılmalı. Orta Doğu'nun ihtiyacı taktiksel bir barış değil, stratejik bir barıştır. Stratejik barışın boyutu aynı zamanda iç barışın sağlanmasıyla daha da güçlenecektir.'
Türkiye'de ekonomik, ekolojik ve enerji krizi olduğunu belirten Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:
'Şu bir gerçek ki Türkiye'de bu savaşın yansımalarından kaynaklı ülkedeki zaten uzun yıllardır mevcut olan ekonomik kriz, derinleşen açlık ve yoksulluk daha da derinleşmiş durumda. Ve bugün Türkiye'de üç E krizi vardır. Ekonomik, ekolojik ve enerji krizi. Sermaye uğruna doğanın talanını en acımasız şekilde hayata geçirmiş durumdalar. Varto'da, Çorum'da, Karlıova'da, Karadeniz'de: Türkiye coğrafi haritasının hangi köşesine elinizi uzatsanız orada çok büyük bir ekolojik yıkımla karşılaşırsınız ama bir o kadar da direnişle karşılaşıyoruz. Ve bizler DEM Parti olarak yerellerdeki bu güçlü direnişleri ve direnişçileri bir kez daha selamlıyoruz.
'Hep 'petrol bulduk' 'doğal gaz bulduk' dediler. Hani bulduğunuz gazlar, hani bulduğunuz petrol?'
Bir diğer kriz enerji krizidir. Esnaftan sanayiciye kadar hayatın her alanının zorlaştığı ticaretin, üretimin neredeyse sekteye uğrayacağı bir genel enerji krizi var. Ama Türkiye'de de bir o kadar ciddi enerji krizi var. Hep 'petrol bulduk' dediler. 'Doğalgaz bulduk' dediler. Bunun propagandasını yaptılar. Bakın şimdi bu savaştan kaynaklı petrol fiyatlarının tavan yaptığı, uçtuğu bir evrede hani bulduğunuz gazlar, hani bulduğunuz petrol? Onlar neden devreye girmiyor? Neden bu konuda İspanya'yı örnek almıyorsunuz? Bugün Türkiye'de benzin fiyatı 62-64 bandını geçmiş durumda.
'Açlık, yoksulluk, geçinememe, barınamama, pahalılık, yurttaşı boğmuş durumdadır'
Bakın bir de krizlerin en büyüğü ekonomik kriz. Açlık, yoksulluk, geçinememe, barınamama, pahalılık, yurttaşı boğmuş durumdadır. Ekonomik kriz nedeniyle yurttaş artık nefes alamaz bir hale geldi. Türkiye'de İran Savaşı'nı bahane ederek yaşanan ekonomik krize kılıf bulmaya çalışan bir iktidar gerçeği var. İran Savaşı sulhla sonuçlansa bile Türkiye ekonomisinde kalıcı olumsuzluklar söz konusu. Bu zararları azaltmak için iktidar, muhalefetin önerilerini görmeli ve duymalıdır. Yakıttaki KDV'yi ve ÖTV'yi acilen ve komple kaldırmalı. Temel gıda ürünlerinin üzerindeki bütün vergi yükü kaldırılmalı. Sosyal denge kapsamında her haneye asgari ücret sınırına kadar doğalgaz, elektrik ve su ücretsiz bir şekilde verilmeli. Çiftçinin gübre, ilaç, yem, tohum ve veterinerlik gibi tarımsal girdileri sübvanse edilmeli, üretim maliyetleri düşürülmeli. 500 bin TL'ye kadar olan çiftçi borçları acilen silinmeli. Ekolojik yaşamı esas alan alternatif bir enerji politikası için radikal adımlar atılmalı. Enflasyonla mücadele politikalarına öncelik tanınmalı ve radikal kararlar alınmalı, hayata geçirilmeli.
Ekonomideki hastalık belli, tedavisi de bellidir. İktidar, yandaşa rant sağlamaktan vazgeçmeli. Sermayeyi korumaktan vazgeçmeli. Ve esas çözüm şudur: Yurttaşı, yoksulu, işçiyi, emekliyi, emekçiyi ve doğayı merkezine alan bir ekonomi program hayata geçirilmelidir. Bu program mutlaka adil bir program olmalıdır. Ekonomi ya bu şekilde yönetilecek ya da AKP iktidarının şimdiye kadar yönettiği gibi devam edilecekse milyonlarca yurttaş açlığa, yoksulluğa bir kez daha mahkum edilmiş olacak. Ve bizler bu toplantılar dizisinde en önemli başlıklarımızdan birinin bu olduğunun altını çizmek isterim. Derinleşen açlık ve yoksulluğa karşı daha güçlü bir programla ortaya çıkmak ve daha güçlü bir mücadele hattını ortaya koymak.'
'Bu yasaya ekmek ve su kadar ihtiyacımız var'
Hatimoğulları, 'Terörsüz Türkiye' sürecine ilişkin de şu değerlendirmelerde bulundu:
'Bölgedeki tabloya bakınca, 27 Şubat asrın çağrısıyla başlayan sürecin ne kadar isabetli anlamlı bir siyasal çıkış olduğunu bir kez daha tespit ettik. Bu herkes tarafından yeterince anlaşılmış mı inanın bundan emin değiliz. Ama şundan çok eminiz: Bu sürecin başarıya ulaşması için herkesin şimdiye kadar verdiği emeğin daha fazlasını vermesi gereken bir süreçteyiz. Geçiş için bir çerçeve yasa ihtiyacından bahsediyoruz. Ve şu anda Türkiye'nin temel gündemlerinden biri bu. Bu yasaya ekmek ve su kadar ihtiyacımız var. Bu yasayı herhangi bir şarta bağlamaya kalkmak bir akıl tutulmasıdır. Demokratik siyaset yapma isteğinin tespiti barış hakkının teyidi olur mu?'
'Barış konusunda bizden daha net bir parti yoktur'
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın Diyarbakır'da dün yaptığı konuşmada DEM Parti'ye yönelik eleştirilerine de yanıt veren Hatimoğulları, şöyle devam etti:
'Dün Cumhurbaşkanı Yardımcısı bir konuşmasında bizi eleştirmiş. Demiş ki, 'partinizin süreç konusunda net olması gerekiyor'. Demokrasinin gelişmesi, DEM Parti'nin kamu kurumları ve devlete ödev yükleme üslubundan vazgeçmesi gerekiyormuş. Bunu kime söylüyor? DEM Parti'ye söylüyor. Biz de buradan Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısına şunları ifade ediyoruz: Barış konusunda pırıl pırıl bir netliğe sahibiz biz. Barış konusunda bizden daha net bir parti yoktur. Bunun için çok ağır bedeller ödedik. Ödemeye de devam ediyoruz. Kendimizi bu konuda anlatmayı da kendimize zul addederiz. Sürecin başarıya ulaşması için bizler gece gündüz çalışıyoruz. Ama daha fazla çalışmamız gerektiğinin altını da her fırsatta çiziyoruz. Yasa yapma yeterliliği sizde, iktidardadır. Zamana yayan sizsiniz. Bunu size hatırlatınca zorunuza gitmesin. Demokrasi şarta bağlanamaz, pazarlık konusu da yapılamaz. Kürt sorunu olmasa da bu ülkede bugün bir süreçten bahsediyor olmasak da bu ülkenin bir demokrasi sorunu vardır. Cumhuriyet bu topraklarda demokratikleşmemiştir. DEM Parti olarak demokratik bir cumhuriyetin inşasını için mücadele hattımızı bu temellerde kurduğumuzun altını defalarca çizdik, programımızda da net bir şekilde mevcuttur.
'İmamoğlu ve arkadaşları görevlerinin başına dönse barış sürecine, demokrasiye ne kadar büyük bir güven oluşturur'
Bakın şöyle düşünün: Pazartesi sabahı uyanmışız kayyumlar el çektirilmiş, seçilmişler görevlerine iade edilmiş. Bu Türkiye'ye büyük bir nefes aldırmaz mı? AYM ve AİHM kararlarına dayanarak sevgili Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bütün Kobani tutukluları, aynı şekilde sevgili Can Atalay ve bütün Gezi direnişi davası tutukluları serbest bırakılsa 86 milyon böyle bir mutluluğu yaşamaz mı? Tutuksuz yargılama olmasa İmamoğlu ve arkadaşları görevlerinin başına dönse barış sürecine demokrasiye ve geleceğe ne kadar büyük bir güven oluşturur bunu hiç düşündünüz mü? Bizler bu adımların atılmasının toplumda yaratacağı huzurun ve mutluluğun farkındayız. Bizler bu adımların atılmasının barış ve demokratik toplum sürecine sunacağı katkının ne kadar önemli olduğunun farkındayız.
Bizler, ezilenlerin ve sömürülenlerin partisiyiz. Ezilen herkesin tek umudu ve tek adresiyiz. Bu yüzden süreç başladı. 'Adaletsizliğine, haksızlıklara sessiz kalalım' gibi bir yaklaşım ya da 'yolsuzluklara, ahlaksızlıklara, antidemokratik uygulamalara, ilkesizliklere izleyici kalalım' gibi bir yaklaşımımız asla olmadı. Öyle bir yaklaşıma tenezzül etmedik. Kimin yaptığına bakmadan yanlışa yalnış, doğruya doğru dedik.
'Bütün damarları tıkanmış olan demokrasiye bir dirhem nefes aldırmak için somut adımlar atılmalı'
Bütün damarları tıkanmış olan demokrasiye bir dirhem nefes aldırmak için somut adımlar atılmalı ve biz bunun mücadelesini de sonuna kadar yürüteceğiz. Bu farkındalıkla hareket ediyoruz. Mücadelemizi demokrasinin tıkanan damarlarını açmaya odaklamış durumdayız. Biz, Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye'nin bütün sorunlarını çözmeye adayız. Kendimize inanıyoruz. Ve ülkenin, toplumun deneyimlerine, birikimlerine de son derece inanıyoruz. Onun içindir ki partisi, kimliği, inancı ne olursa olsun ezilen kim varsa bizler onun yanında duruyoruz.
Biz barışı nasıl sağlayabiliriz biliyor musunuz? İktidarı barışa ikna edecek, zorlayacak kadar toplumsal barışı geniş bir şekilde toplumsallaştırmayı başardığımızda, örgütlediğimizde, barışın kurucu öğelerini, unsurlarını arttırdığımızda iktidarlar o zaman barışı tesis etmek durumunda kalırlar. Barışı milyonlara mal etmenin, tek ses olmanın milyonlarla yüreğimizin barış için adalet ve özgürlük için atmasına imkan sağlayan bir gün var önümüzde. 1 Mayıs, ezilenlerin ortak direniş günüdür. Emek, barış, demokrasi, adalet talebimizi en güçlü ve kapsamlı katılımla dile getireceğimiz bir gün. Hazırlıklarımıza başladık ve tarihsel olan bugünün anlam ve önemine uygun bir biçimde katılım sağlayacağız her yerde.'