Hataylı narenciye üreticisi: 'Markette erkenci mandalinanın 43-45 liraya satılması normal'
Hataylı narenciye üreticisi: 'Markette erkenci mandalinanın 43-45 liraya satılması normal'
İçeriği Görüntüle

Haber: Serra TAYLAN

(ELAZIĞ)  - TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, '2026'nın ikinci çeyreğinde maliyet bazlı rekabet gücümüz önceki çeyreğe göre yüzde 1,3, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,9 geriledi. Son beş yıllık süreçte tüm sektörler ciddi bir rekabet gücü kaybıyla karşı karşıya. Bu tablo, rekabetçiliğin yalnızca kurdan ya da faizden ibaret olmadığını gösteriyor' dedi.

TÜRKONFED 27. İş Dünyası Zirvesi, FIRATSİFED ev sahipliğinde Elazığ'da ikinci gününde devam ediyor. 'Kalıcı Belirsizlik Çağında Ekonomik Dayanıklılık' temasıyla düzenlenen zirvede konuşan - TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, küresel ekonomide ticaret kuralları ve tedarik zincirlerinin değiştiğini belirtti.

Diren, 'Dünya ekonomisinde ticaretin kuralları değişiyor, tedarik zincirleri yeniden kuruluyor. Ülkeler ve şirketler yalnızca en ucuz tedarikçiyi değil, en güvenilir ve en dayanıklı ortağı arıyor. Türkiye bu döneme güçlü bir sanayi tabanı, esnek üretim kabiliyeti, girişimci iş kültürü ve Avrupa değer zincirleriyle kurduğu derin bağlarla giriyor. Elbette ki bu potansiyelin kendiliğinden rekabet üstünlüğüne dönüşmediğini biliyoruz. Bunun için doğru teşhis, ortak yön ve güçlü uygulama kapasitesi ile, kalıcı belirsizlik çağında dayanıklılığımızı artırmak gerekiyor' dedi.

Enflasyonla mücadelenin yanı sıra üretim kapasitesi ve verimliliğin artırılması gerektiğini kaydeden Diren, 'Talep koşullarını dengelerken, orta vadede üretim kapasitesini, verimliliği ve teknolojik yetkinliği artırmak zorundayız. Sanayimizin, kayıtlı istihdamın ve ihracatımızın nefes alanını genişletmeliyiz. 2026'nın ikinci çeyreğinde maliyet bazlı rekabet gücümüz önceki çeyreğe göre yüzde 1,3, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,9 geriledi. Son iki yılda gıda, kimyasal ürünler, kauçuk ve plastik gibi sektörler ortalamadan daha yüksek bir rekabet gücü kaybına uğradı. Ana metal, fabrikasyon metal, elektrikli teçhizat ve motorlu kara taşıtları gibi sektörlerdeki rekabet kaybı ise daha sınırlı. Son beş yıllık süreçte tüm sektörler ciddi bir rekabet gücü kaybıyla karşı karşıya. Bu tablo, rekabetçiliğin yalnızca kurdan ya da faizden ibaret olmadığını gösteriyor' dedi.

'MALİYETLER KALICI BOZULDUĞUNDA YATIRIM GÜCÜ DE ZAYIFLAR'

Rekabetçiliğin teknoloji ve verimlilik boyutuna dikkat çeken Diren, şu görüşleri dile getirdi:

'Teknoloji, inovasyon, enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve nitelikli istihdam da rekabetçiliğin asli unsurları. Ama maliyetler kalıcı biçimde bozulduğunda şirketlerin bu alanlara yatırım yapma gücü de zayıflar. Dezenflasyon hedefini korurken; üretim, ihracat ve dönüşüm yatırımları için hedefli, seçici, şeffaf ve ölçülebilir finansman imkânları oluşturmalıyız. Desteklerin başarısını kullandırılan kaynakla değil; verimlilik, ihracat, teknoloji, enerji tasarrufu ve kayıtlı istihdam üzerindeki etkisiyle ölçmeliyiz.

Küresel ekonomide jeopolitik, teknolojik ve maliyet esaslı baskılar giderek artıyor. Sanayimizde uzun vadeli dayanıklılık için kamunun liderliğinde ve iş dünyası paydaşlarının iş birliğiyle 10-15 yıllık bir sanayi stratejisini planlamalıyız. Hangi pazarlarda derinleşeceğiz? Hangi teknolojilerde yetkinlik oluşturacağız? Hangi sektörlerde ve hangi bölgelerde ölçek büyüteceğiz? Bunları netleştirmeliyiz. Mevcut üretim kapasitesinin, teknolojik donanımının ve insan kaynağının nasıl bir planlama ile dönüştürüleceğini belirlemek, artık dayanıklılığın olmazsa olmazı konumunda.'

'TÜRKİYE YENİ AVRUPA SANAYİ MİMARİSİNİN PARÇASI OLMALI'

AB'nin yeni sanayi politikalarının Türkiye'nin rekabet koşullarını etkileyeceğini belirten Diren, Türkiye'nin Avrupa üretim ağlarındaki konumunun güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Diren, sözlerini şöyle sürdürdü:

'Avrupa Birliği'nde yeni sanayi politikaları ve ticaret düzenlemeleri, başta Sanayi Hızlandırıcı Yasası olmak üzere, rekabet koşullarımızı doğrudan etkileyecek. AB'nin üçüncü ülkelerle genişleyen serbest ticaret anlaşmaları da bu tabloyu şekillendiriyor. Bu süreçte Türkiye, Gümrük Birliği ve Avrupa üretim ağlarıyla kurduğu derin entegrasyon doğrultusunda, yeni Avrupa sanayi mimarisinin doğal bir parçası olarak görülmeli. TÜSİAD olarak, ülkemizin AB Sanayi Hızlandırıcı Yasası taslağındaki Avrupa tanımının içinde yer alması için savunuculuk faaliyetlerimizi yoğun şekilde sürdürüyoruz.

İklim krizinin kuraklıktan tedarik zincirlerinde kırılganlıklara kadar uzanan etkilerini her geçen gün daha derinden hissediyoruz. Küresel iklim gündeminin merkezinde olan COP'un ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleşecek olması büyük bir fırsat. Bu süreci tüm dönüşüm ajandamızı hızlandıracak ve iklim dayanıklılığımızı artıracak bir kaldıraç olarak değerlendirmeliyiz. Yeşil ve dijital dönüşümün merkezinde insan var. Yapay zekâ yalnızca verimlilik meselesi değil; eğitim, beceri, çalışma hayatına katılım ve sosyal uyum meselesi. Kadınların ekonomik hayata eşit ve kalıcı katılımını sağlamak da kalkınmanın temel altyapısı. Fırsat eşitliğini sadece kadın-erkek arasında değil bölgeler arasında da güçlendirmeliyiz. Bir girişimcinin finansmana, bir işletmenin nitelikli işgücüne ve dijital altyapıya erişimi, bulunduğu şehre göre değişiyorsa ülkemizin bütün potansiyelinden yararlanmamız mümkün olmaz.'

 

Kaynak: ANKA