Haber: ÇAĞATAN AKYOL - Kamera: BELÇİM KILIÇKIRAN

(İSTANBUL) - İBB Meclisi CHP Grup Başkanvekili Ülkü İnanlı, İBB Davası'na savunması damga vuran Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'e ilişkin 'Açık görüşte küçük kızını kucağına oturttuğu için disiplin cezası almıştı. 'Sen nasıl oturtursun' diye' dedi. Ayrıca İnanlı, '12 Eylül'de dahi yaşadığımız işkencenin çok ötesinde bir işkence yaşatıldığını görüyoruz' diye konuştu.

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 68'i tutuklu 414 sanıklı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Davası'nın duruşması, dün 47'nci gününde İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi'nin 1 No'lu Duruşma Salonu'nda yapıldı. Duruşmaya Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in savunması damga vurdu.

İki kızıyla birlikte yaşadığını belirten Türker, konuşurken sık sık zorlandı, ağladı ve duygusal anlar yaşadı. Salondaki seyircilerin ve sanıkların da bir kısmının ağlayarak dinlediği konuşmasında Türker, 19 Mart'ta gözaltına alınma ve çıplak arama sürecini anlattı. Tutuklandıktan sonra savcının davetiyle yapılan görüşmeyi de anlatan Türker, ''Sen bu kafayla bir daha çocuklarını asla göremeyeceksin. Sen bekarsın, değil mi? Velayetleri de sende? Senin çocukların reşit de değildi, değil mi? Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını' dedi. Bir anneye böyle denir mi' ifadelerini kullandı.

ÇIPLAK ARAMAYI ANLATIRKEN 'UTANAN VARSA ÇIKABİLİR' DEDİ

Çıplak arama sürecini anlatan Türker, yer yer zorlandığı konuşmasında yaşadıklarını şöyle dile getirdi:

'Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. 'Soyun' dedi. 'Nasıl yani' dedim. Eldiven taktı eline. Arkada klasörler, çok küçük bir oda. 'Üstünü çıkar' dedi. Üstümü çıkardım. Kontrol yaptı. 'Tamam. Üstünü giyebilirsin' dedi. 'Gidebilir miyim' dedim. 'Hayır. Eşofmanını da indir' dedi. İndirdim. 'Çamaşırını da', 'Nasıl yani' dedim. 'İndireceksin' dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. 'Şimdi yere çömel' dedi. Utananlar varsa çıkabilir, ben utanmıyorum ama yani bu insanların onurunu, gururunu yıkmak için yapılıyormuş ama yapan utansın, ben utanmıyorum. 'Cinsel organını aç' dedi. 'Başını, arkanı dön, eğil' filan. 'Tamam' dedi. Hani eldiven taktı ya eline, eldiveni kullanmadığı için biz mutlu olduk. Çünkü ben böyle jinekolojik muayene filan gibi bir şey olacak zannettim. Hani eldiven takınca biz sevindik nezarette sonra, tutuklandıktan sonra Fatoş'un çığlıklarıyla Elif'in ağlamasını hiç unutmuyorum.'

'SİYASİ YARGI VESAYETİ'

Türker'in savunmasına ilişkin İBB Meclisi CHP Grup Başkanvekili Ülkü İnanlı, ANKA Haber Ajansı'na konuştu. Türker'in savunmasının yargının geldiği durumu ortaya koyduğunu belirten İnanlı, şunları söyledi:

'Kızı dahil olmak üzere hepimiz çok etkilendik ama bu, dramatik bir hikâye olmanın çok ötesinde. Bugün 12 Eylül yargılamalarından bahsedenler, 12 Eylül yargılamalarında insanlar işkence altında konuşturuluyordu ve DGM mahkemelerini gördü bu ülke. AKP hükümeti, 'Askeri vesayeti kaldıracağız. Bu ülkede darbelere son vereceğiz' diyerek iktidara geldi. Bugün yaşadığımız, Fatoş Pınar Türker'in yaşadığı, İpek Elif Atayman'ın yaşadığı, diğer kadınların yaşadığı, tüm tutuklu arkadaşlarımızın yaşadıkları vesayetin aslında gerçekten kalkmadığını, bugün bir siyasi yargı vesayeti altında olduğumuzu gösteren çok net bir durum. Hakimler Savcılar Kurulu'nu zaten siyasi irade, yani yürütme seçiyorsa artık HSK'nın seçtiği Anayasa Mahkemesi de Danıştay da Yargıtay da siyasi hâle geliyor. Yargı tamamen siyasallaşmıştır.'

2. Yüzyıl Cumhuriyet Onur Ödülleri sahiplerini buldu
2. Yüzyıl Cumhuriyet Onur Ödülleri sahiplerini buldu
İçeriği Görüntüle

'12 EYLÜL İŞKENCESİNİN ÖTESİNDE'

Fatoş Pınar Türker'in, Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden mezun olduğunu ve yıllarca iş hayatında çalıştığını vurgulayan İnanlı, sözlerini şöyle sürdürdü:

'İki çocuk annesi. Tamamen 'Ben bir şeyler yapabilir miyim bu ülke için' diyerek İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bir iştirak şirketinde çalışmaya başlıyor. Çıplak arama... İlk bana anlattığında, cezaevine girdiğinde 'Bu normal bir şey mi? Bu nasıl bir şey' dedi. Bütün açıklığıyla anlatması orada, bizim gerçekten 12 Eylül'de dahi yaşadığımız işkencenin çok ötesinde bir işkence yaşatıldığını görüyoruz. Hissettirdi. Ne denirdi o zamanlar? Elektrik verilir, şu verilir, bu verilir. Bir kadına bunu yaşattılar. Savcıların avukatsız ifade alması... Savcının doğrudan Pınar Hanım'ı ve ve daha pek çok sanık olan arkadaşımızı çağırarak söylediği ifadeler; 'Ben sana demedim mi, söyleyecektin gidecektin. Birkaç şey söyleseydin çocuklarının yanında olurdun. Sen konuşmazsan çocuklarını sosyal hizmetler elinden alır' gibi çok açık tehdit ifadeleriyle hayatı boyunca yargı karşısına çıkmamış, karakol dahi görmemiş; ülkenin en iyi okullarında okumuş, en iyi şirketlerinde çalışmış ve bugün bir kamu hizmeti için belediyede çalışmayı kabul eden bir kadına söylenmeyecek sözler. Bu kadın bunlardan elbette ki çok etkilendi ama her şeye rağmen 'Ben kimseye iftira atamam' dedi.

'KUMPAS DAVASIDIR'

Fatoş Pınar Türker, cezaevindeyken dahi ilk disiplin cezasını şu nedenle almıştı. O zaman bana anlatmıştı ziyaretimde. Açık görüşte küçük kızını kucağına oturttuğu için Fatoş Pınar Türker disiplin cezası almıştı. 'Sen nasıl oturtursun' diye. Bu insanlara biz 19 Mart darbesi diye boşuna demiyoruz. Bu bir kumpas yargılamasıdır. Deliller olmadan herkes tutuklandı. Tutuklandıktan sonra delil yaratmak için itirafçılarla, iftiracılarla delil oluşturmak üzere kurulmuş bir kumpas davasıdır bu. Pınar Hanım'ın söyledikleri de zaten bu davanın kumpas davası olduğunun en büyük ispatıdır. Keza sabah ilk geldiklerinde 06.00'daki arama. Cinayet bürodan polisler geliyor mali şube dosyasına. Polis, 'Cinayet şubeden geldik' dediğinde, kızı ağlamaya başladığında Fatoş Pınar Türker, kızına sarılmak istiyor. 'Dokunma' diyorlar. Hiç kimseye bu acıları yaşatamazsınız. Bu acıları yaşayan kadının en son söylediği söz çok dikkat çekici. 'Anneme dedim ki' diyor. Hepimizi de çok etkiledi. 'İdam cezası olsaydı da kalemimi kırsalardı. Bir kadını bu hâle getiren bir yargı sistemine artık hiç kimse 'tarafsız yargı' diyemez.'

'SAVCI DEVLETİ GİBİ'

Baskı altında her türlü manevi işkence yapılarak insanların konuşturulmaya çalışıldığını dile getiren İnanlı, şöyle devam etti:

'Bugüne kadar konuşan, ifade veren herkes, tüm yol arkadaşlarımız, tüm belediye başkanlarımız hatta hiç tanımadığımız iş adamları, belediyeden bir şekilde bir ihaleye teklif vermiş iş adamları, bir yıldır yatan insanlar; hiçbirinin de somut, aleyhinde tek bir delil olmadan ve bu insanların çoğuna baskılar yapılarak, savcıların avukatsız ifadeler alarak, 'Seninle mülakat yapacağım, avukatın sonradan gelsin' diyerek ceza yargılaması hukukunu baştan sona altüst eden uygulamalarıyla savcıların adeta bir savcı devleti gibi, bir jüristokrasi gibi hâle gelmiş bir ülke içinde ifadelerle, baskılarla dosya oluşturmaya çalıştığı bir davadır.'

Kaynak: ANKA