(ANKARA)- Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, hak aramak için açlık grevine başlayan öğretmenleri ziyaret etti. Eylemlerdeki polis müdahalesine tepki gösteren Özdağ, 'İnsanlar demokratik haklarını savunuyorsa neden onları polisle karşı karşıya bırakıyorsunuz? Öğretmenler, polisin de öğretmenidir' dedi.
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve mülakat mağduru öğretmenlerin Ankara'da sürdürdükleri açlık grevine destek olmak amacıyla Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Merkezi'nde öğretmenleri ziyaret etti.
Özdağ, ziyaret sonrası yaptığı konuşmada sözlerine başlarken, 'Değerli öğretmen arkadaşlarımızla ve onların mücadelesiyle dayanışma içerisinde olduğumuzu göstermek için buradayız. Ben meslek olarak onlara çok yakınım çünkü ben de öğretmenim. Yıllarca üniversitede öğretim üyeliği yaptım ve yetişmelerine birçok öğretmen arkadaşımın vesile oldum. Hem de öğretmenliğin sorunlarını kendim de yaşayarak deneyimledim' dedi.
'Öyle bir dönemden geçiyoruz ki eğitimin değil eğitimsizliğin, seçkinliğin değil vasatlığın, bilginin değil cehaletin ön plana çıkarıldığı, övüldüğü, pohpohlandığı ve desteklendiği bir dönem bu. Bunun en çarpıcı örneklerinden birini hepiniz hatırlayacaksınız. Hiç utanmadan cahilleri sevdiğini söyleyen bir öğretim üyesi bunu açıkça ifade etmiş, ardından da ödüllendirilerek terfi ettirilmişti. Böyle bir zihniyet hâkim olunca eğitimin çökmesi, öğretmenlerin geri plana itilmesi, ekonomik olarak baskı altına alınması ve atamalarının gerçekleştirilmemesi ne yazık ki günlük yaşamın bir parçası hâline geliyor.
Oysa bu Cumhuriyet, bilgi zemininde ve öğretmenlerin omuzlarında yükseldi. 21. yüzyılda da bilgi çağında yükseliş ancak eğitimle ve bilgiyle gerçekleşebilir. Onu topluma, çocuklara ve gençlere taşıyacak olanlar da öğretmenlerdir. Ancak üniversitelerden binlerce, on binlerce genç öğretmen adayı mezun oluyor ve atanamıyor. Atananlar ise aldıkları maaşla hayata tutunmakta zorlanıyor. Öğretmenler arasında anlamsız ve haklı olarak tepki gösterilen çeşitli kademelendirmeler yapılıyor. Bu kademelendirmelerin de gereksiz ve anlamsız mali ayrıcalıklar yarattığını görüyoruz.
Özetle, bütün bunların değişmesi ancak bugünkü bilim düşmanı, bilgi düşmanı; yetişmiş, aydın yurttaş istemeyen sistemin değişmesiyle mümkün. Aksi hâlde sorunları parça parça çözmek, öğretmenlerin sorunlarını çözmek ve eğitimin sorunlarını çözmek ne yazık ki mümkün değil.
'ÖĞRETMENLER, POLİSİN DE ÖĞRETMENİDİR'
Bütün bunlar kadar üzücü olan bir başka husus da burada en demokratik hakkını kullanan, anayasa ve yasalar çerçevesinde tepkisini ortaya koyan genç arkadaşlarımızın polisle karşı karşıya gelmek durumunda kalmalarıdır. Bu, inanılır gibi değil. İnsanlar yasa dışı, anayasayı çiğneyen bir eylem yapmıyor; barış içerisinde demokratik haklarını savunuyorlarsa neden onları polisle karşı karşıya bırakıyorsunuz? Öğretmenler, polisin de öğretmenidir. Onları da öğretmenler yetiştiriyor. Ancak bu ülkeyi yönetenler bir şeyi unutmasınlar. Napolyon'un bir sözü var: 'Süngü ile her şeyi yapabilirsiniz, ama üzerinde oturamazsınız.' Sizin yanınızdayız ve yanınızda olmaya devam edeceğiz.
'İÇİŞLERİ BAKANI, AYIP DEĞİL Mİ?'
Özdağ'ın konuşmasından sonra söz alan çocuğu mülakat mağduru olmuş bir anne, eylemleri sırasında yaşanılan polis müdahalelerine ilişkin, 'Benim kızım mülakat mağduru. Çocuklarımızı büyüttük, okuttuk; vatana ve millete hayırlı bireyler olsunlar diye emek verdik. Küçük çocuklarımız ve torunlarımız da vardı. Onlara biber gazı sıktılar. Yerlerde sürüklendik. Biz bunu hak etmedik. Biz bir anneyiz. Vatana ve millete bir öğretmen yetiştirdik' dedi.
Annenin konuşması üzerine İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'ye seslenen Özdağ, 'İçişleri Bakanı, duyuyor musunuz? Burada bir büyükanne var. Torunu için buraya gelmiş. Torununun yerlerde sürüklendiğini söylüyor. Ayıp değil mi?' dedi.