Gündem

Yavuz Ağıralioğlu: 'Yüzde 50 artı 1 demokrasinin işleyiş mekanizmasını bölücülüğün şantajı haline getirdi'

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, 'Meclis'i, Meclis olmaktan çıkarınca bugün karşı karşıya kaldığınız sorunlara şikayetiniz oluyor. Bunu iki şeyle birleştirmek zorundayım. Bir, çocuklarımıza karşı sorumluluklarımız. İki, Meclis'in etkin olmasına bağlı olarak sorun çözme kapasitemiz. Yüzde 50 artı 1'i sağlamak için o biri elinde tutanın yani azınlık olanı çoğunluğa tahakküm alanı oluşturdu. Demokrasinin işleyiş mekanizmasını bölücülüğün şantajı haline getirdi' dedi.

(ANKARA) - Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, 'Meclis'i, Meclis olmaktan çıkarınca bugün karşı karşıya kaldığınız sorunlara şikayetiniz oluyor. Bunu iki şeyle birleştirmek zorundayım. Bir, çocuklarımıza karşı sorumluluklarımız. İki, Meclis'in etkin olmasına bağlı olarak sorun çözme kapasitemiz. Yüzde 50 artı 1'i sağlamak için o biri elinde tutanın yani azınlık olanı çoğunluğa tahakküm alanı oluşturdu. Demokrasinin işleyiş mekanizmasını bölücülüğün şantajı haline getirdi' dedi.

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, şunları kaydetti:

'Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız, Meclis'in açılışı aynı zamanda millet iradesinin tecelligahı, Meclis'imizin açılışının çocuklarımıza hediye edildiği bir gün bugün. Millet iradesiyle Meclis açmak, millet iradesinin tecelligahından devlet olmak ve kurduğu devleti çocuklarına emanet olarak sunmak. Bu aradaki korelasyondan memleketin, milletin ufkuna sorumluluk çıkarmak.

Yani devlet kurar Meclis, Meclisi devletin kuruluş iradesini çocuklarının geleceğiyle birleştirebilecek bir vizyon sahibi olmak. Meclis'i meclis olmaktan çıkarınca bugün karşı karşıya kaldığınız sorunlara şikayetiniz oluyor. Bunu 2 şeyle birleştirmek zorundayım. Bir, çocuklarımıza karşı sorumluluklarımız. İki, Meclis'in etkin olmasına bağlı olarak sorun çözme kapasitemiz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi tecrübe ettiğimiz yarı başkanlıkla rehabilite ederiz diye düşündüğümüz sınırsız yetkiye maruz kaldığı için tenkit ettiğimiz bu sistem devlet kapasitemizi, sorun çözme kapasitemizi, temsil mekanizmalarımızı, devletin kurumlarını, devletin verimlik alanlarının tamamını keyfileştiren, verimsizleştiren bir sonuçla bizi karşı karşıya bıraktı. Türk siyasetini azınlığın elinde rehin bıraktı. Yüzde 50 artı 1'i sağlamak için o biri elinde tutanın yani azınlık olanın çoğunluğa tahakküm alanını oluşturdu. Demokrasinin işleyiş mekanizmasını bölücülüğün şantajı haline getirdi. 

Bugün siyasette en çok herhalde eleştiri konusu olan şey siyasetin empati yoksunluğu. Aslında hep aynı şeyden bahsediyoruz. 50 artı 1 ile bozulan daha önce de tenkitlerimiz vardı, düzeltilsin istiyorduk ama son dönem karnesine razı olmadığımız bir mekanizmayla böyle acılara karşı bizim hissettiğimiz acıları toplumla paylaşırken sorumluluk makamında uygun görmediğimiz bir takım açıklamalara sebep olan bir şey. 

Kiminin seküller, kiminin modern, kiminin Atatürk, kiminin muhafazakar olması üzerinden bilek güreşi yapmaya heves edilmesi. Efendim ailesi KHK'lı diye bir çocuğun vefat parantezinde olmasına rağmen sanki vefat etmemiş gibi yokmuş gibi muamele görmesi. Bu nedir yani? Bu kadar duygusunu kalbini yitirmiş, bu kadar sorumluluktan kopmuş bir siyasi irade hangi sorunumuza nezaret edecektir bizim? Tam olarak bahsettiğimiz şey budur efendim. Yani biz 50 artı 1 değsin derken de kastettiğimiz şey budur. Siyaset milletten, millet siyasetten evet karşılıklı verimlilik esasına göre bir fayda görecekse o ona imkan verecek bir duyabilme yeteneği, empati kabiliyeti, sorumluluk taşıyabilme ciddiyeti ister bu işler. 

'Bütçe hakkı olmayan Meclis, Meclis değildir'

Meclis'i etkin hale getirmenin yolu şudur: 50 artı 1 değişecek, bakanlar Meclis'e karşı sorumlu olacak, Meclis'in bütçe hakkı olacak. Bütçe hakkı olmayan Meclis, Meclis değildir. Bütçe hakkı olmayan Meclis, Türkiye'de etkinliğini kaybetmiş olduğu için Meclis vasfını yitirecektir. Dolayısıyla Meclis'in bütçe hakkı Meclis'i yeniden Meclis yapacaktır. Bütün bu düzenlemeler azınlığın elinde üç beş tane oyu olanın elinde ilkesizlik alanı ve siyasetin şantaj alanı haline gelmiş demokrasimizi de normal rayına oturtacaktır. Bu mekanizmaları eğer doğru oturtamazsak bugün karşı karşıya olduğumuz şey sorunlarımızı bile doğru konuşamamaktan kaynaklanan hep başımıza bela geldikten sonra başımıza bir felaket geldikten tedbir alıyoruz klasiğine dönen açıklamalar zincirine yeni bir açıklama daha ekleyecektir. Karşı karşıya olduğunuz neyse sorunla doğru yüzleşmeniz lazım. Sorunlarınızı doğru muhataplarla konuşmanız lazım. Sorunları size söyleyen insanlardan korkmamanız lazım. Hangi mevzu olursa olsun Türk milletinin çok büyük sorunları vardır ama en mühim sorunu sorunlarını doğru konuşamamaktır.

'Türk milletinin çözmek zorunda olduğu en mühim sorun sorunlarını doğru konuşamamaktır'

Kahramanmaraş'ta ve Şanlıurfa'da yaşadığımız büyük acılardan sonra da gördüğümüz budur. Herhangi bir meslek odasının karşı karşıya olduğu sorunla ilgili açıklamasından sonra siyasetin o sorunları söyleyenlere karşı takındığı tutum ve Türk toplumunun şahit olduğu şeylerde karşı karşıya olduğu sorun budur. Çocukların ailesi KHK'lıdır diye onların cenazesine katılmayacak bir savrulmadan bahsediyorum, insani savrulmadan. Yani sorunlarla yüzleşemeyen, sorumluluklarını bilmeyen bu savrulmayı ekonomide de konuşuyorsunuz. Okul baskınlarında da konuşuyorsunuz. Meclis'te de konuşuyorsunuz, siyasette de konuşuyorsunuz. Dolayısıyla Türk milletinin şu anda çözmek zorunda olduğu en mühim sorun sorunlarını doğru konuşamamaktır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, bugün bize pek çok yük getirmiştir. Bize getirdiği en mühim yük milletimizin omurgasını, siyasi omurgasını, itiraz omurgasını, istişare omurgasını efendim meselelerini konuşma iradesinden itiraz omurgasını kırmış olmasıdır.

'Bugün büyükleri çocukların yerine geçirme günü olsun'

Bugün çocukları büyüklerin koltuklarına oturtma günü olmasın, bugün büyükleri çocukların yerine geçirme günü olsun. Memleketin ortak sükuneti haline geldi. Yani akran zorbalığına maruz kalsın bir bakanımız. Okula aç gitsin bir milletvekilimiz. Yürüyerek okula gitmek zorunda kalsın bir siyasetçimiz. Memlekette fırsat eşitsizliğine bağlı olarak kaybettiği hayatı kaybetmiş olduğu hayallerle soluklasın mesela bir bakanımız. Birisi su satsın, birisi sanayide çalışsın mesela. Birisi okula aç gitsin mesela. KHK'lı çocuğu olmak nedir? Empati yapabilsin mesela, ne bileyim akran zorbalığına maruz kalsın. Her dört çocuktan biri akran zorbalığına maruz kalıyor. Yani siyasetçiler bugün çocuk olsun. Türkiye'de çocuk olmayı siyasetçiler bir soluklasın. 

'İstifa bakanımızı küçültmez'

Ben bunu sadece bugün çocuk bayramıdır diye söylemiyorum. Emekliler için de söylüyordum. Emekli maaşınız ne kadar güzel yahut size yetiyor nankörler falan diyenlerin aldıkları maaşlardan vazgeçip yirmi bin lirayla bir ay geçinmelerini teklif ediyoruz mesela, buyurun geçinin. Verdiğiniz desteklerle tarım, verdiğiniz desteklerle çiftçilik, verdiğiniz desteklerle hayvancılık yapılabiliyorsa buyurun yapın. Verdiğiniz desteklerle iş adamı olunabiliyorsa buyurun yapın. Kendiniz iş adamı olun, kendiniz köyde olun, kendiniz çiftçi olun, kendiniz esnaf olun, kendiniz anne olun, kendiniz bir kadın olun. Kendiniz üniversiteli genç olun. Bir onun bakalım nasıl oluyormuş. Empati duygusu şu anda herhalde siyasetimizi hale yola koyacak, istikamete koyacak yegane duygumuzdur. Bazıları işte 'Milli Eğitim Bakanımız istifa etsin' falan diyor. İstifa bakanımızı küçültmez. Bu kadar büyük bir dehşette mesela Milli Eğitim Bakanımız çok rahatlıkla şöyle yapabilir. Yapılması gerekenleri uzmanlarla istişare etmişler görüyorum. Zaten bizim devlet başa bela geldikten sonra konuşabiliyor. Başa bela gelmeden konuşamıyor. Bizim siyasetçilerimizin en büyük problemi bu. Şimdi bakıyorum ki bayağı esaslı mevzuyu konuşabiliyorlar. Uzmanların görüşlerine bakıyorum. Dört başı mamur. Yani dışlanmışlık, dışlanma duygusu, sahipsizlik duygusu, itilmişlik, efendim duygusu, güvensizlik duygusu, şiddet sarmalı, rehabilitasyon ve danışmanlık uzmanlarının yetersizliği, sınıflarda kalabalıklık, akran zorbalıkları, her şeyi biliyorlar. Şu anda konuşanlara bakıyorum, her şeyi biliyorlar. Her şeyi biliyorlar. Niçin yapmıyorlar efendim? Başta bela gelmesini bekliyor.

'Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun diyemiyorum, hüzünlüyüz'

Bu Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun diyemiyorum, hüzünlüyüz. Hüzünlü olmak zorunda olduğumuz bir gündeyiz. Milli yas, empati falan bunların hepsinin arasında konuşmak zorunda olduğumuz şey şu. Çocuklarımıza emanet ettik memleketimizi. Çocukların güvende olmadığı memleket güvende değildir. Çocukların okula güvenle gidemediği bir memleket geleceğinden emin değildir. Çocuklarının yetenekleri keşfedilememiş, onlara fırsat eşitliği sunulamamış, onlara hayatlarını planlama imkanında eşit yarış imkanı verilememiş bir memlekette gelecek diye bir projeksiyon yapılamaz. Bir memlekette varlık iddianızın, siyaset sorumluluğunuzun merkezinde hem çocuklar, başında çocuklar, sonunda çocuklar vardır. Efendim çocuklarınızın seslerini kurşun seslerinin kestiği bir memlekette siyaset vazifesini yapmıyor demektir. Bu acılardan sonra yapmak zorunda olduklarımız bizim daha önceki siyasi ritüellerimizin dışına çıkmak zorundadır. Deprem oldu, gereğini yaparız, afet oldu, gereğini yaparız, sel oldu, gereğini yaparız, çocuklarımız öldü, gereğini yaparız. Çocuklarımız ölmeden gereğini yapabilen bir siyaset için yeniden ayağa kalkacaksak hayatın merkezine çocukları koyacağız. 

'Atatürk mutluluk vesilesi olsun değil, herkese sorumluluk hatırlatsın diye böyle koymuş'

Çocuklar siyasetin pusulası olacak. O yüzdendir ki Mustafa Kemal Atatürk'ün ulusal egemenliği çocuklarla birleştirmesi. Devlet kurduk, millet meclisi inşa ettik, meclisi de açtık, bu Meclis'e Cumhuriyet'i ilan ettirdik ve bunu da çocuklarımıza hediye ettik, bağlantısını doğru görmek zorundayız. Meclis çocuk, devlet çocuk, Cumhuriyet çocuk, eşleşmeye bakıyor musunuz? Gelecek çocuk, geleceğimizin gücü çocuk, eşleşmeleri görüyor musunuz? Bütün bunların içerisinde çocukların koyulduğu yer aslında onlara bir mutluluk vesilesi olsun değil, herkese sorumluluk hatırlatsın diye böyle konmuş. Siyasete sorumluluk hatırlatılmış. Meclise sorumluluk hatırlatılmış. Milli eğitime sorumluluk hatırlatılmış. Kalkınmaya sorumluluk hatırlatılmış. Cumhuriyet'e sorumluluk hatırlatmış. Türk milletine sorumluluk hatırlatılmış. 

'İktidara yeni gelmeye hazırlanan bir hat üzerinden konuşuyor Cumhurbaşkanı'

İktidara yeni gelmeye hazırlanan bir hat üzerinden konuşuyor Sayın Cumhurbaşkanı. Yani 24 yıldır iktidarda olan bir partinin Genel Başkanı olarak Sayın Cumhurbaşkanı'nın 'çocuklarımıza huzurla yaşayacaklar, bir vatan bırakacağız, elimizden geleni yapacağız' diyor olması kıymetli mi? Kıymetli ama 24 yılın sonunda bu biraz mesuliyet gerektiren bir söz. Yani 24 yıl yapmadıklarınızın hesabını da size sorulmasını mecbur hale getiren bir sözdür bu. Zamanı en büyük kıymet bilen en büyük hazinesi zaman olan ve en büyük kuvveti gençliği olan bir milletin zamanını ve gençliğini, çocuklarını ve planını doğru yapmak zorunda olduğu zamanlardayız. Biz mesuliyetlerimizi biliyoruz. Çocuklarımız bizi bağışlasınlar. Kendilerine huzurla yaşayacaklar bir memleket bırakmak sorumluluğumuzu duyarak günümüzü günümüze ekleyeceğiz, çok çalışacağız. İnşallah böyle acıların yaşanmayacağı bir memleket hep beraber kuracağız.'