(ANKARA) - Basın meslek örgütleri '3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü' nedeniyle yaptığı ortak açıklamada, cezaevlerinde tutulan tüm gazetecilerin derhal serbest bırakılması çağrısında bulunularak 'Gazetecilik faaliyetlerini suç sayan tüm uygulamalara son verilmelidir. Basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasal düzenlemeler kaldırılmalıdır. Gazeteciler için güvenceli çalışma koşulları sağlanmalı, sendikal hakların önündeki engeller kaldırılmalıdır. Unutulmamalıdır ki özgür basın olmadan demokrasi olmaz. Gazetecilerin özgür olmadığı bir ülkede, toplum da özgür değildir' ifadeleri kullanıldı.
Avrupa Gazeteciler Birliği Türkiye Temsilciliği, DİSK Basın-iş Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği üyeleri '3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü' nedeniyle Mülkiyeliler Birliği'nde ortak açıklama yaptı.
DİSK Basın-İş Disiplin Kurulu Üyesi Diren Yurtsever'in okuduğu ortak açıklamada, Türkiye'nin basın ifade özgürlüğü açısından ne yazık ki her geçen yıl kendi tarihine yakışmayacak günleri yaşadığına dikkat çekilerek, 'Basın özgürlüğü endeksinde dört basamak daha gerileyen ülkemiz 180 ülke içerisinde 163'üncü sıraya inmiştir. 3 Mayıs, basın özgürlüğü açısından derin bir krizin sembolüne dönüşmüş durumdadır. Gazetecilik faaliyetleri giderek daha fazla kriminalize edilmekte; haber yapmak, gerçekleri açığa çıkarmak ve kamuoyunu bilgilendirmek suç unsuru gibi gösterilmektedir. Bu baskı ortamının en somut göstergelerinden biri ise cezaevlerinde tutulan gazetecilerdir' denildi.
'Gazeteciler işsizlik, güvencesizlik ve baskı üçgeninde mesleklerini sürdürmeye zorlanmaktadır'
Gazetecilerin cezaevinde olmasının, toplumun gerçeklerden koparılması anlamına geldiği belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
'Gazeteciler susturulduğunda işçinin direnişi görünmez olur, emekçinin hakkı duyulmaz, kadınların, gençlerin ve tüm ezilenlerin sesinin bastırılması sonucunu doğurur. Basın özgürlüğüne yönelik her saldırı, aynı zamanda toplumun demokrasi hakkına yönelmiş bir saldırıdır. Türkiye'de fikir işçileri aynı zamanda ağır bir ekonomik ve siyasal kuşatma altındadır. Medya sahipliğinin tekelleşmesi, kamu kaynaklarının iktidara yakın medya organlarına aktarılması ve bağımsız gazeteciliğin sistematik biçimde zayıflatılması oto-sansürü yaygınlaştırmakta ve eleştirel haberciliği daraltmaktadır. Güvencesiz çalışan meslektaşlarımız ne yazık ki bu düzen içerisinde açlık şartlarında yaşam mücadelesi vermektedir. Bugün bu tehdit iktidara yakın/muhalefete yakın ayrımı yapılmaksızın tüm gazeteciler için geçerlidir. Genç meslektaşlarımızın mesleğimizi yapmaktan kaçınmaya başlamasının temel sebebi de bu saydığımız anti-demokratik adımlar ve güvencesizliktir. Gazeteciler işsizlik, güvencesizlik ve baskı üçgeninde mesleklerini sürdürmeye zorlanmaktadır. Bu doğrultuda taleplerimiz nettir. Cezaevlerinde tutulan tüm gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır. Gazetecilik faaliyetlerini suç sayan tüm uygulamalara son verilmelidir. Basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasal düzenlemeler kaldırılmalıdır. Gazeteciler için güvenceli çalışma koşulları sağlanmalı, sendikal hakların önündeki engeller kaldırılmalıdır. Unutulmamalıdır ki özgür basın olmadan demokrasi olmaz. Gazetecilerin özgür olmadığı bir ülkede, toplum da özgür değildir.'
'Suçumuz, işçi ve ezilenlerin sesini dalga dalga yayarak, duyurmak herkese'
Ortak açıklamanın ardından tutuklu gazetecilerin cezaevinden gönderdiği mektuplar okundu. ETHA muhabiri Yeşim Tükel, tutuklu ETHA muhabirleri Nadiye Gürbüz, Pınar Gayıp ve Elif Bayburt'un mektubunu okudu.
Gazeteciler mektuplarında üç aydır tutsak edildiklerini belirtirek, 'Üç aydır uzağız kameralarımızdan, klavyelerimizden, mikrofonlarımızdan. 3 aydır alıkonuluyoruz sokaklardan, grev alanlarından, eylemlerden, yürüyüşlerden. 3 aydır buluşamıyoruz işçilerle, kadınlarla, gençlerle; öfkesi giderek kabaran halkın tüm kesimleriyle. Suçumuz, işçi ve ezilenlerin sesini dalga dalga yayarak, duyurmak herkese. Sermaye rejimi, muhalif gazeteciler etrafındaki kuşatmasını hızla derinleştirmeye devam ederken, bulunduğumuz her alanda, şimdi de hapishanede başımız dik durmaya devam ediyoruz' ifadelerini kullandı.
'Korku iklimine karşı yapılacak tek şey, cesareti büyütmek ve gazetecilikte ısrar etmektir'
DİSK Basın-İş Sendikası Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu da Alican Uludağ'ın 'Türkiye'de gazeteciliği, mayın tarlasında hakikat aramaya benzettiği' mektubundan bir bölüm okuduğunu ifade ederek, 'Ama umutsuzluğa yer yok. Korku iklimine karşı yapılacak tek şey, cesareti büyütmek ve gazetecilikte ısrar etmektir. Dışarıda sayısız gazeteci, halkın haber alma hakkı için ağır baskılara rağmen direniyor. Uğur Mumcu'nun dediği gibi, 'İktidarlara ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alandır gazeteci'. Uğur Mumcu ve bu uğurda öldürülen diğer gazeteciler, hala her gazeteci için yol göstericidir' diye konuştu.
'Öncelikli amaç TELE1'in olmadığı bir medya ortamı yaratmaktı'
Gazeteci Merdan Yanardağ'ın mektubunu ise KESK Haber-Sen Genel Başkanı Mesut Balcan okudu. Yanardağ, mektubunda şunları kaydetti:
'Direnenlerin sesini kısamazlar. Yolum ikinci kez bu cezaevinden geçiyor. Bu kez içerisi kalabalık, dostlarımız çok burada. Tutuklanma hikayem bu kez hayli ilginç. Ancak öncelikle belirteyim üçüncü sınıf bile değil, beşinci sınıf bir kumpas ile karşı karşıyayız. İddialar ve bize, bana yöneltilen suçlamaların hiçbir tutarlı ve temeli olmadığı gibi en küçük bir zeka kırıntısı bile yok. Aklımız da alay etmeye kalkan kumpasçılar kendi aptallıklarını sergilemenin önüne geçemiyor. TELE1 dostu olan yaşlı bir kadının yanında birkaç kez gördüğüm ve gündeme ilişkin kısa kısa sohbet etmekten başka bir ilişkim olmayan bir kişinin İngiliz casusu olduğumu iddia edip bunu taşra kurnazlığı ile fırsata çevirme çabası ile karşı karşıya kaldım. Amaç belli, bu casusluk kumpasının iki hedefi var. Açıklanan iddianamede de görüldüğü gibi yolsuzluk suçlamalarının içini dolduramadılar.
Bu nedenle ilk amaç İmamoğlu için yedek bir tutuklanma kararı çıkartmaktı, diğeri ise Türkiye'deki medya ortamında oyun kurucu bir konumu olan etkili ve yaygın bir izleyici kitlesi olan TELE1'e el koymak, yağmalamak, beni ve arkadaşlarımı susturmaktı. Öncelikli amaç TELE1'in olmadığı bir medya ortamı yaratmaktı. Çünkü geniş kesimlere, farklı milyonlarca insana ulaşan, yurt içinde olduğu gibi yurt dışında da yaygın şekilde izlenen, mali ve siyasi baskılara boyun eğmeyen TELE1'in olduğu bir medya ortamında darbe rejimi sürdürmek zordu. Bu nedenle daha biz ifade bile vermeden kanala kayyum atadılar. Bu ülkede bağımsız gazetecilik yapmanın, gerçekleri halka anlatmanın bedelini ödetmek istiyorlar. Beni onun için cezaevine attılar.'
'Cezaevine atılmayan gazeteciler ölümle tehdit ediliyor, saldırıya uğruyor'
BirGün Gazetesi muhabiri İsmail Arı'nın mektubu ise ÇGD Yönetim Kurulu Üyesi Alkan Uçarsu tarafından okundu. Arı'nın mektubu şöyle:
'Türkiye'de hem basın hem de ifade özgürlüğü büyük bir saldırı altında. Gerçekten gazetecilik yapan, yolsuzlukları, hukuksuzlukları toplumun gözleri önüne seren, eleştiren ve araştıran gazeteciler yargı eliyle cezalandırılıyor. Gazetecilerin üzerine yağmur gibi soruşturma ve davalar yağdırılıyor. AKP iktidarı döneminde gazetecilerin tutuklanması sıradan bir hal aldı. Hukukçular gazeteciliği şöyle tanımlıyor, 'Gazetecinin iki görevi vardır. Biri eleştirmek, diğeri ise gerçeği ortaya çıkarmak.' Ancak bu iktidar ne gazetecinin eleştirmesini ne de gerçeği ortaya çıkarmasını istemiyor. İstedikleri koşulsuz olarak iktidarı destekleyen ve kendisine gazeteci diyen isimler. Gerçeği ortaya çıkaran ve eleştiren gazeteciler öldürüldü bu topraklarda. Uğur Mumcu, Hrant Dink sokak ortasında öldürüldü. Metin Göktepe katledildi. Cezaevine atılmayan gazeteciler ise ölümle tehdit ediliyor, saldırıya uğruyor. Bu satırları cezaevinde, yani tutulduğum Sincan Zindanı'nda yazıyorum. Bu durum bile ülkenin basın özgürlüğünde ne durumda olduğunu göstermiyor mu? Ben gazeteciliği 'hangi dağ efkarlıysa orada olmak için' yaptım. Paraya pula tamah etmedim, çünkü gazetecilik benim için büyük bir tutku. Bunun için bedel ödemem isteniyor. Ben o bedeli öderim. Gazetecilikten vazgeçmem.'



