(TBMM) - HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, seçimlerin 2026'da yapılmasını beklemediğini belirterek, '2027 yılının sonbaharında belki bir sandık önümüze gelebilir' dedi. Yapıcıoğlu, Cumhur İttifakı bileşeni olduklarını hatırlatarak, cumhurbaşkanı adayına ilişkin ise 'Memleket için en faydalı olduğuna inandığımız adayı destekleriz' ifadelerini kullandı.

Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, TBMM'de parlamento muhabirleriyle bir araya geldi. Yapıcıoğlu, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, muhabirlerin sorularını yanıtladı. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu için hazırladıkları raporu muhabirlerle paylaşan Yapıcıoğlu, raporlarının içerisinde 11 maddelik bir kanun teklifinin de yer aldığını hatırlattı.

Yapıcıoğlu, 'Sürece ilişkin ve sorunun ne olduğuna ilişkin bazı değerlendirmelerimizi raporumuzda ayrıntılı bir şekilde izah etmeye çalıştık. Bize göre sorunun tek boyutu yok. Türkiye'nin mutlaka halletmesi gereken bir şiddet sorunu var. Bunu farklı şekillerde isimlendirmek mümkündür ama sonuç itibarıyla hepsinin vardığı nokta, 40 yılı aşkın bir süredir bir şiddet ortamının var olduğu ve bunun mutlaka çözülmesi gerektiğidir. Bir de bundan bağımsız olarak bir asrı aşkın süredir var olan bir Kürt meselesi var. Bu ikisi birbirinden bağımsızdır. Birisi diğerinin nedeni veya sonucu değildir. Bize göre iki ayrı meseledir. Biz birincisine 'şiddet sorunu', ikincisine de bir asrı aşkın süredir var olan ve mutlaka çözülmesi gereken 'Kürt meselesi' demeyi tercih ediyoruz. Bize göre her ikisi de mutlaka çözülmelidir. Bu tarihi bir zorunluluktur' diye konuştu.

'Süreç uzarsa tıkanma riski doğacak'

'Terörsüz Türkiye' sürecinde yavaşlama olduğu iddialarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Yapıcıoğlu, şöyle konuştu:

'Süreçle ilgili bir tıkanıklık var mı? Bize göre süreçte bir yavaşlama var. Tıkanıklık var mı? Çok detaya girmek istemiyorum ama bu süreci yürüten aktörler açısından durulan yerler farklıdır. Eğer komisyon başkanlığına sunulan raporlar incelenirse bu fark çok net bir şekilde görülecektir. Kimine göre Türkiye'de bir Kürt meselesi yoktur, sadece terör sorunu vardır ve silahlar bırakılırsa sorun tamamen bitecektir. Kimine göre ise asıl mesele Kürt meselesidir. Ya da kimine göre bu bir demokratikleşme meselesidir. Eğer bazı adımlar atılırsa zaten diğer sorunlar da kendiliğinden çözüm yoluna girecektir. Dolayısıyla farklı tanımlar olduğu için çözüm önerileri de farklılaşabiliyor. Herkesin beklediği çözüm farklı olduğu için sürecin ilerleyip ilerlemediğine ilişkin yorumlar da değişebiliyor. Bize göre süreç uzarsa tıkanma riski doğacaktır. Mümkün olan en kısa sürede bu sorunlarımızı çözmemiz gerekiyor. Bir de dediğim gibi, sorun ile meseleyi birbirinden ayırmak, yani şiddet sorunuyla Kürt meselesini birbirinden ayırmak birkaç yönüyle ciddi bir ihtiyaçtır'

'Bahçeli'nin çıkışı MHP'nin raporu ile birlikte değerlendirilirse sağlık olur'

Yapıcıoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Abdullah Öcalan için statü çağrısına ilişkin de konuştu. Yapıcıoğlu, şu ifadeleri kullandı:

'Sayın Bahçeli'nin çıkışı, eğer önceki söyledikleriyle ve MHP'nin komisyona sunmuş olduğu raporla birlikte değerlendirilirse bence daha sağlıklı bir değerlendirme yapılmış olur. MHP'nin komisyon başkanına sunmuş olduğu rapora göre Türkiye'de Kürt meselesi diye bir mesele yoktur. Sadece şiddet sorunu vardır. Eğer sorun sadece şiddet sorunuysa elbette bu sorun kapsamında şiddeti bırakıp siyasi yol ve yöntemlerle, meşru yöntemlerle yollarına devam etmeleri isteniyorsa, kimin şiddeti bırakmasının istendiği sorusu gayet tabii doğal ve anlamlı bir şeydir. Ama eğer sorun değil mesele konuşuluyorsa, yani Kürt meselesi konuşulacaksa ki dediğim gibi MHP'ye göre böyle bir meselemiz yoktur. Bize göre ise var olan bir meseledir ve bir asrı aşmış bir meseledir; o zaman bunun çözümünün konuşulacağı yer elbette Millet Meclisi'dir. Milletin bizatihi kendisi ve onun temsilcileridir. Dolayısıyla sorunun çözüm yolları farklıdır, meselenin çözümü farklıdır. Sorunun kiminle konuşulacağı sorusuna verilecek cevap farklıdır. Meselenin muhatabının kim olduğu ise bambaşka bir şeydir.

'Silahı bırakacak olan kimse...'

Bir de uzun bir süredir, daha doğrusu son birkaç aydır karşılaşılan bir husus daha var süreçle ilgili. Gerçekten silah bırakılıp bırakılmadığı ya da bütün örgütsel yapıya son verilip verilmediğinin teyit ve tespitiyle ilgili bir tartışma var. Aslında bizim raporumuzun ekinde sunmuş olduğumuz kanun teklifi de bir tespit ve gözlem kurulunun kurulmasına yönelik bir öneri içeriyor. 11 maddelik bir kanun teklifi taslağı var. Sadece 'Ben silah bıraktım' ya da 'Örgütsel varlığa son verdim' demesi bunu kabul etmek için yeterli midir? Ya da bu sahada fiilen tespit edilmeden önce Meclis'in yasal olarak herhangi bir adım atmasının, bir kanun düzenlemesi yapmasının mahzurları var mıdır? Varsa nelerdir? Bunlar elbette uzun uzun tartışılır ama bize göre bu iki görüşü birbirinden uzakmış gibi ya da birisi diğerinin ön şartıymış gibi öne sürenlerin görüşlerinin telif edilmesi, birbirine yaklaştırılması mümkündür. Bizim kanun teklifimiz aslında tam da bunu yapıyor. Biz diyoruz ki Meclis olarak mümkünse oy birliğiyle, değilse en geniş mutabakatla bir kanun çıkaralım'

Otizmli bireyler ve aileleri için otizm.gov.tr platformu hayata geçirildi
Otizmli bireyler ve aileleri için otizm.gov.tr platformu hayata geçirildi
İçeriği Görüntüle

'Mümkün olan en yüksek seviyede katılımla yeni Anayasa'ya ihtiyaç var'

Yeni anayasa tartışmalarına ilişkin ise 'Uzun bir süredir tartışılıyor. Hem Sayın Cumhurbaşkanı tarafından, hem Sayın Meclis Başkanı tarafından hem de farklı siyasi partiler tarafından dönem dönem dile getiriliyor' diyen Yapıcıoğlu, 'Yeni bir yüzyıla giriyoruz. Türkiye'nin ikinci yüzyıla bütün ağırlıklarından kurtulmuş, sorunlarını çözmüş, kendi iç barışını tam anlamıyla sağlamış, kardeşliği pekiştirmiş, iç cepheyi tahkim etmiş bir şekilde girmesi gerekiyor. Bu bir tercih değil, bir zorunluluktur. Ya hep beraber birbirimize sıkıca kenetleneceğiz, aramızdaki sorunları adalet temelinde çözeceğiz ya da çevremizdeki ateş çemberlerini görüyoruz. Bu savaş ateşini, bu fitne ateşini tutuşturanların saldırdıkları ülkeleri, saldırmadan önce içeriden nasıl karıştırmaya çalıştıklarını çok iyi görüyoruz. Bu artık herhangi bir izaha ihtiyaç duymayacak kadar açıktır' dedi.

'Meclis'in yeni bir Anayasa yapma hakkı da yetkisi de var'

'Dolayısıyla bizim kendi bütün meselelerimizi, bütün sorunlarımızı, halkın bütün meşru taleplerini karşılayacak nitelikte, tam bir toplumsal mutabakatla ve mümkün olan en yüksek seviyede katılımla yeni bir Anayasa'ya ihtiyacımız var' diyen Yapıcıoğlu, şöyle devam etti:

'Bize göre yeni bir anayasa Türkiye için bir ihtiyaçtır ve Türkiye'nin vakit geçirmeden bunu sakin bir şekilde, sükunetle, birbirini anlamaya çalışarak tartışmasının zamanı gelmiştir, hatta geçmektedir. Anayasa tartışmalarının başında belki Meclis'in, özellikle siyasilerin şunu da halletmesi gerekir: Birileri her anayasa değişikliği gündeme geldiğinde Meclis'in yeni bir anayasa yapamayacağını, ancak mevcut Anayasa üzerinde değişiklik yapabileceğini ileri sürmektedir. Bize göre bu görüş evet çokça dile getirilmektedir fakat haklı ve yerinde bir görüş değildir. Onların da kendilerine göre ileri sürdükleri gerekçeleri vardır. Fakat bu aynı zamanda bize göre şu anlama gelmektedir: Siz, yeni bir anayasa yapmak için illa bir darbe yapılması gerektiğini söylüyorsunuz. Yani darbecileri kurucu Meclis ya da kurucu irade olarak değerlendiriyor ama milletin iradesiyle seçilmiş parlamentonun tamamen yeni bir anayasa yapamayacağını ileri sürüyorsunuz. Biz bu yaklaşımda çok ciddi bir çelişki görüyoruz. Dolayısıyla biz şunu söyledik, bir daha söyleyelim: Her şeyden önce Meclis'in kendi hakkına, hukukuna ve yetkisine sahip çıkması lazım. Meclis'in yeni bir anayasa yapma hakkı da, yetkisi de, yeteneği de vardır. Elbette bu anayasanın nasıl olacağı konusunda her partinin görüşü farklı olabilir. Ama hiçbir partinin bütün maddelerde 'Benim dediğim olacak' şeklinde bir dayatmada bulunmasının doğru olmadığına inanıyoruz. Böyle bir imkan da yok.'

'Erkene alınmış bir seçim olabilir'

Yapıcıoğlu, erken seçim tartışmaları ve seçimde cumhurbaşkanı adayı olarak kimi destekleyecekleri, Cumhur İttifakı'nda yer alıp almayacakları sorusu üzerine şunları söyledi:

'Seçimler zamanında yapılabilir, mümkündür. Ama seçimlerin öne alınması ihtimali de her zaman mevcuttur. Bazı muhalefet partileri tarafından bir an önce seçim yapılması gerektiği yönünde çağrılar var. Ben çok yakın bir gelecekte, mesela 2026 yılı içerisinde bir seçim olacağını düşünmüyorum, beklemiyorum. Fakat 2027 yılı içerisinde o günkü şartlar ne getirir, şimdiden tam olarak onu kestirmek mümkün değil ama öne alınmış, erkene alınmış bir seçim olabilir. Onun zamanıyla ilgili farklı farklı tahminler yürütülüyor ama bana göre en makul gelen şey şudur: Bugünkü ekonomik tablo içerisinde 2026 yılı içinde bir seçim olmasını beklemiyorum. 2027 yılının sonbaharında belki bir sandık önümüze gelebilir. Cumhurbaşkanı ile ilgili tartışmalar daha çok şu başlık üzerinden yürüyor: Yeniden aday olsun mu, olmasın mı, olabilir mi, olamaz mı? Şu andaki mevcut duruma göre, eğer seçimler zamanında yapılırsa mevcut Anayasa'ya göre olamaz. Yeniden aday olabilmesi için ya Anayasa'nın değiştirilmesi lazım ya da seçimin Meclis kararıyla öne alınması lazım. Eğer Meclis kararıyla seçim öne alınırsa bu sefer ikinci dönemini tamamlayamadığı için üçüncü kez aday olma hakkı anayasal olarak doğuyor. Hangi adayı destekleyeceğimiz konusunda ise şu anda bizim almış olduğumuz başka bir karar yok. 'Şu adayı, bu adayı destekleyeceğiz' diye bir kararımız yok. Henüz adaylar belirlenmedi. Çünkü biri çıkıp 'Ben adayım' dese bile seçim süreci başlamadan, adaylık prosedürü başlamadan ve adaylar resmen belirlenmeden bizim böyle bir pozisyon alma ya da bunu gündem etme gibi bir durumumuz yok. Ama herkes şunu bilsin: Mevcut adaylar arasında millet için, memleket için en iyi, en faydalı olduğuna inandığımız kimse biz onu destekleriz. Yani kayıtsız şartsız, kim olursa olsun biz falan kişiye vereceğiz ya da falan partinin adayına vereceğiz gibi bir duruşumuz yok. Ve bunu da ilan ederiz. Öyle gizli saklı yapmayız. Cumhur İttifakı'nın bileşenlerinden birisiyiz biz.' 

'Bir tek çocuk öleceğine 100 köpek ölsün'

Yapıcıoğlu, sahipsiz sokak hayvanları hakkında ise 'Hayvana merhamet gerekir. Hayvan aç bırakılmamalı, susuz bırakılmamalı. Hatta hasta ise tedavi edilmeli, ihtiyaçları giderilmeli. O da bir canlı. Lakin o hayvan, insan sağlığını tehdit eder bir noktaya gelmişse o zaman durum farklılaşır. Mutlaka insanların zarar görmeyeceği bir tedbir almak gerekir. Bu tedbir nedir? Neyse o. Yani eğer bunu insanlardan uzaklaştırmak, bir yere kapatmak gerekiyorsa bu yapılmalıdır. Eğer o hayvan saldırgansa, iyileştirilemiyorsa, tedavi edilemiyorsa gerekirse itlaf da edilmelidir. Yani bir tek çocuk öleceğine 100 köpek ölsün. Kuşlarla, kanatlı hayvanlarla bulaşan bir hastalık geldiğinde hasta olsun olmasın bütün kanatlıların itlaf edildiği günleri unuttuk' değerlendirmesinde bulundu.

'Bu paralarla geçinmek mümkün değil'

Ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Yapıcıoğlu, çok ciddi bir geçim sıkıntısı olduğunu ifade ederek, 'Şu anda nisan ayı itibarıyla, daha doğrusu açıklanan açlık sınırı 34 bin 587 lira. Yoksulluk sınırı 112 bin 661 lira olmuş. Tek başına yaşayan bir bekar kişinin bir aylık yaşam maliyeti ise 41 bin 300 lira olarak açıklandı. Ama asgari ücret 28 bin 75 lira, bir de üzerinde 50 kuruşu var. En düşük emekli aylığı 20 bin lira. Bu paralarla geçinmenin mümkün olmadığını aslında birazcık bunun üzerinde düşünen herkes görür. Çok nettir bu. Bu parayla geçinmek mümkün değildir' dedi.

'Hiç kimse siyasi kimliği yüzünden soruşturmaya tabi tutulmamalı'

Yapıcıoğlu, tutuklu belediye başkanları hakkında değerlendirmesinin sorulması üzerine de 'İlkesel duruşumuz şudur; hiç kimse taşıdığı siyasi kimlikten dolayı bir soruşturmaya tabi tutulmamalı veya siyasi fikirlerinden dolayı. Ama hiç kimse de siyasi etiketinin, siyasi sıfatının arkasına saklanarak suç işleme özgürlüğüne sahip olamaz. Bir şeyle ilgili bir iddia varsa o iddialar elbette araştırılır. Her bir kişinin konumuna göre o araştırmanın, o soruşturmanın nasıl yapılacağına dair kurallar bellidir' ifadesini kullandı.

'Maalesef siyaset çok temiz değil'

Yapıcıoğlu, 'Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçilmiş cumhurbaşkanı adayının içeri atıldığı ve siyasi bir operasyon yapıldığı üzerinden birtakım tartışmalar var ve uzun süredir devam ediyor. Bir taraf buna 'siyasi operasyon' diyor, öbür taraf ise 'Türkiye'de artık yolsuzluklar patladı. Her gün bir rezalet, kepazelik ortaya çıkıyor. Türkiye bu noktaya geldi. Biz de temizlik yapıyoruz' diyor. Siz bu meseleye nasıl bakıyorsunuz' sorusuna şu yanıtı verdi:

'Eğer herhangi bir operasyona maruz kalan ya da herhangi bir ithamla yüz yüze gelen kişi siyasi bir kimlik taşıyorsa işin siyasi boyutu vardır. Neticede bir siyasetçi yargılanıyorsa işin siyasi boyutu vardır. Fakat aynı zamanda mesele hukuki bir meseledir. Ekrem Bey'in yargılandığı dava dosyalarına baktığımızda ya da duruşmalara baktığımızda: İthamlarla ilgili, suçlamalarla ilgili cevap verme ya da karşı argüman geliştirme konusunda tek koldan ilerliyorlar. 'Bu siyasi bir operasyondur. Yarın bir gün iktidar değişecek, bu sefer bizi yargılayanları biz yargılayacağız' noktasına getiriyorlar. Bu sağlıklı bir şey değil. Rezalet var mı? Rezalet bir partiyle mi sınırlı? Hayır. Bir siyasetçi olarak söylüyorum, üzülerek söylüyorum, utanarak söylüyorum; maalesef siyaset çok temiz değil. Siyasetin kaynakları çok şeffaf değil. Benim bütün partilere tavsiyem şudur: Ya bunun kurumsal bir pislik olduğunu kabul etmek zorunda kalacaksınız ya da bu pislikten temizleneceksiniz. Temizlenme nasıl olur? Her şeyden önce pislik yapan adama sahip çıkmayacaksınız. Onu partinizden uzaklaştıracaksınız'

Yapıcıoğlu, Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş soruşturmalarına ilişkin ise 'Nereye kadar giderse gitsin mutlaka bu cinayete karışanların yeri, makamı, sıfatı ne olursa olsun mutlaka hesabı sorulmalı. Bunun gibi aydınlatmayı bekleyen başka cinayetler de var. Kamuoyunun en fazla bahsettiği meselelerden birisi Rojin Kabaiş. Mutlaka onunla ilgili de inşallah öyle ümit ediyoruz ki bazı ilerlemeler sağlanır ve bu olay da aydınlatılır. Bunların da bütün yönleriyle açığa çıkarılmasını temenni ediyorum' dedi.

Kaynak: ANKA