Gündem

Zeynel Emre: Özkan Yalım hakkında bir disiplin süreci işletilmesi, oy birliğiyle bir karar altına alınmıştır

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, gözaltındaki Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım hakkında, 'Biz bunu tasvip etmiyoruz. Bu durumdan ötürü Sayın Genel Başkanımız üzüntülerini ifade etmişti. Biz de MYK olarak Özkan Yalım'ın üyeliğinin askıya alınmasını, iki hukukçu arkadaşın görevlendirilmesini ve oradaki tabii biliyorsunuz teknik olarak dosyada gizlilik oluyor ve sadece sorulanları görüyoruz, onlar da henüz bizim önümüze gelmiş değil. Bütün bunların incelenmesini, bunlar incelendikten sonra da sevk süreci tutuklama ya da tutuklamama yönünde hangi türlü karar çıkarsa bu konuda Özkan Yalım'ın da söyleyeceklerini dinleyerek bir disiplin süreci işletilmesi konusunda oy birliğiyle bir karar altına alınmıştır. Ve önümüzdeki günlerde bunun gereğini yerine getirecektir' dedi.

(ANKARA) - CHP Sözcüsü Zeynel Emre, gözaltındaki Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım hakkında, 'Biz bunu tasvip etmiyoruz. Bu durumdan ötürü Sayın Genel Başkanımız üzüntülerini ifade etmişti. Biz de MYK olarak Özkan Yalım'ın üyeliğinin askıya alınmasını, iki hukukçu arkadaşın görevlendirilmesini ve oradaki tabii biliyorsunuz teknik olarak dosyada gizlilik oluyor ve sadece sorulanları görüyoruz, onlar da henüz bizim önümüze gelmiş değil. Bütün bunların incelenmesini, bunlar incelendikten sonra da sevk süreci tutuklama ya da tutuklamama yönünde hangi türlü karar çıkarsa bu konuda Özkan Yalım'ın da söyleyeceklerini dinleyerek bir disiplin süreci işletilmesi konusunda oy birliğiyle bir karar altına alınmıştır. Ve önümüzdeki günlerde bunun gereğini yerine getirecektir' dedi.

CHP MYK, Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında parti genel merkezinde toplandı. Saat 16.00 itibarıyla başlayan MYK toplantısı devam ederken CHP Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, basın toplantısı düzenledi. Emre'nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

'ABD-İsrail saldırganlığı sonrasında İran, Hürmüz Boğazı'nı kapattı ve bunun yaşattığı dünyaya sıkıntılar var. Ülkemiz de buradan ciddi şekilde etkileneceğe benziyor. Savaş nedeniyle artan petrol, enerji, gübre fiyatları dünyanın her yerinde yaşamı olumsuz etkiledi. Burada da tarımsal üretim açısından bakıldığında, bitkisel üretimin en önemli iki temel girdisi olan gübre ve mazot fiyatlarındaki artış, ülkemizi doğrudan etkileyecek. Savaşın etkisiyle bu iki kalemde fiyatları her gün artmaya devam ediyor. Alınması gereken önemli tedbirler var. Çünkü bu haliyle çiftçiler üretim yapamaz hale gelir. Bugün yeni zamlarla birlikte mazotun listesi 75-80 lira, gübrenin tonu da 35-40 bin liranın üzerine çıktığını görüyoruz. Bu haliyle çiftçinin bu temel girdi maliyetlerini alıp da kar edeceği bir yatırımı sürdürmesi olanaksız görünüyor. Ve günlük olarak da değişmeye devam ediyor.

'Alınan kararlar olumlu. Ancak yeterli değil'

Tarım Orman Bakanlığı'nın Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Tarımsal Gübre İstatistikleri 2025 Bülteni'ne göre, Türkiye'nin 2025 yılı fiziki gübre üretimi bir önceki yıla göre yüzde 3 civarında düştüğünü görüyoruz. Yine burada en çok üretilen gübre de amonyum nitrat, 1 milyon 639 bin 963 ton. Fiziki gübre tüketimi ise bir önceki yıla göre yine yüzde 6 oranında azaldığını görüyoruz. Bu ham maddeler bakımında yüzde 90'ın üzerinde dışa bağımlılık söz konusu. Savaş öncesinde yıllık ortalama 1 milyar dolar gübre ve hammadde ödeniyordu. Bu maliyetinin artacağı çok açık. Türkiye'de en çok kullanılan üre gübresinin ton fiyatı ise bir ayda 21-25 bin bandından 34-35 bin bandına çıktı. Hükümet bazı önlemler almaya başladı. Ne yaptı? Öncelikle savaş patlayınca üre ithalatında yüzde 6,5 olan gümrük vergisi sıfırlandı. İkinci olarak da Ticaret Bakanlığı, 7 Mart'tan geçerli olmak üzere ilgili birimlere yazı yazarak üre gübresinin ihracatının yasaklandığını bildirdi. Yani ithalat serbest bırakılırken ihracat yasaklandı. Son olarak da el yapımı patlayıcıda kullanıldığı için kullanımı 2016'da yasaklanan amonyum nitrat gübresinin tarımda kullanılmasına 30 Mayıs 2026 itibarıyla geçici olarak izin verdi. Alınan bu kararlar olumlu. Ancak yeterli değil.

'Çiftçinin belini büken diğer önemli konu mazot'

Her ne kadar Sayın Bakan Yumaklı 'Gübre stokları yeterli. Sorun yok' dese de asıl sorun fiyatlar ve çiftçinin bu yüksek fiyattan gübre alamaması. Çiftçinin belini büken diğer önemli konu mazot. Çünkü gübre fiyatıyla en çok artan bir önemli tarımsal girdi mazot. Yılbaşında litresi 54 civarındaydı, bugün 60 liranın üstüne yükseldiğini görüyoruz. Eşel Mobil uygulamasıyla zamların önemli bir bölümü pompa fiyatlarına yansıtılmamasına rağmen mazottaki artış devam ediyor ve bu haliyle de birkaç gün içerisinde yeni mazot fiyatının güncellenmesi, 80 lira civarında açıklanması bekleniyor. Burada devam ederken yapılması gerekenler var. İlave destekler alınması gerekiyor. Geçtiğimiz günlerde Sayın Erdoğan çiftçilerle iftar programında 6 Mart'tan itibaren bir ayda temel destek ve planlı üretim desteği olarak 81 milyar lira desteğin çiftçilere ödeneceğini söylemişti. Bugün geldiğimiz aşamada ise sadece 21 milyarlık bir kısmın ödendiğini tespit ettik. Dolayısıyla aradaki farkın bir an evvel muhakkak bu desteklerin ödenmesi lazım. Ödenmesi gereken 2025 üretim yılı destekleri bir önceki yıl belirlendiğinden aradaki artışlardan doğan kaybın da muhakkak telafisi gerekli.

'Mazottaki KDV yüzde 1'e inmeli'

Mazottaki KDV'yi Sayın Erdoğan yüzde 1'e indirirse fiyatın yüzde 20 ucuzladığını görebiliriz. Yine gübre fiyatının son 20 günde, yüzde 50 arttığı şartlarda muhakkak çiftçilere ilave destekler sağlanması lazım. Başka ülkeler ne yapmış? Sonuçta bunun etkisini sadece biz yaşamıyoruz. Mesela İspanya ne yapmış? İspanya hükümeti, savaşın etkilerini dikkate alarak bir dizi önlem alıyor. İlk etapta 500 milyon euro gübre alım desteği sağlıyor. Bununla da artan gübre fiyatlarının telafi edilmesi planlanıyor. İspanya gübrenin yanı sıra, tarım ve hayvancılığa destek paketini de arttırarak toplam 1 milyar euro'ya çıkarttı. Ayrıca vergi paketiyle akaryakıtta mazot ve benzine katma değer vergi oranını yüzde 21'den 10'a çekti. Elektrik ve doğal gazdaki bu oranı ise 21'den 10'a düşürdü.'

'Türkiye'de 7 milyon çocuk Afrika ülkeleri düzeyinde aç'

Sözlerine Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi'nin yaptığı çalışmayı ve ekonomiye yönelik acil önlem paketine değinerek devam eden Emre, şunları söyledi:

'Ülkemizde bir süredir yoksulluğun yarattığı çok ciddi problemler var. Bugün Türkiye çocuk yoksulluğunda maalesef OECD ülkeleri içerisinde en kötü durumdaki ikinci ülke. Literatüre maalesef çocuk yoksulluğu diye bir kavram gitti ve bunun üzerinden yapılan araştırmalar var. Bunlardan Dünya Bankası ve TÜİK'in ortaklaşa gerçekleştirdiği araştırmaya göre, Türkiye'de 7 milyon çocuk Afrika ülkeleri düzeyinde aç. Her 100 çocuktan 32'si yatağa aç gidiyor. Bunu bizim çok kereler 'manipüle edildi' diye rakamlarına da itiraz ettiğimiz TÜİK verileri söylüyor. 15 yaş altı, 7,8 milyon çocuk hayatında bisiklete binememiş. 2,5 milyon çocuk yeni bir giysi ayakkabı alamamış. 7 milyon çocuk doğum günü nedir, bilmiyor, hiç kutlamamış. 5,5 milyon çocuğun hiç oyuncağı olmamış. 11 milyon çocuk, 'Hayalim yok' diyor. O nedenle her üç çocuktan biri yoksul. Bizim bu üzücü tablo karşısında yapmamız gereken, almamız gereken tedbirler var. Onun için beka meselesi diyorum. Bilimsel araştırmalar yetersiz beslenmeden ötürü çocukların problem yaşadığı, özellikle doğumundan itibaren ilk bin güne kadarki beslenmesi, beyin gelişimi ve bağışıklık sistemi sağlamlığı ve sağlıklı gelişim için hayati önem taşıdığını gösteriyor. Buralardaki eksiklik ise fiziksel bozukluklara, yoksunluklara sebebiyet veriyor.

'Beş yaş altı çocuklarda bodurluğun yüzde 6 seviyesinde'

Avrupa Birliği ve OECD ülkelerinde bebek ölüm oranı her bir canlı doğumda ortalama üç-dört yüzeyinde, bizde ise 10 civarında. Teknolojinin bu kadar ilerlediği, bilimin bu kadar geliştiği bir ortamda, hele hele de doğurganlık hızının düştüğü bir ortamda asla kabul edilecek rakamlar değil. Sağlık göstergeleri alarm veriyor. Bugün 0-4 yaş arası çocuklarda proteinsiz sağlıksız beslenme nedeniyle fazla kiloluk oranı yüzde 8,1. Bu da tıpkı yetersiz beslenme kadar sağlık açısından problemli durumda yaşar. Beş yaş altı çocuklarda bodurluğun yüzde 6 seviyesinde seyrettiğini üzülerek ifade etmek istiyorum. Sağlık Bakanlığı yetkilileri de Türkiye'de yetersiz beslenmenin problem olduğunu, bodurluğun fiziksel ve zihinsel gelişim açısından da bu durumu engellere kapı açtığını ifade ediyor. Biz CHP olarak Meclis'te dedik ki her çocuk en az bir öğün sağlıklı bir şekilde ücretsiz okul yemeği alsın. AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi. Ve bu konuda çeşitli araştırma komisyonları kuralım, nasıl tedbirler alabiliriz önergelerimiz oldu. Bunlar da reddedildi. 9,5 milyon asgari ücretli var bu ülkede. 17 milyon emekli var. Aldıkları Rakamlar ortada. Memurun aldığı rakam ortada. Bugün okul kantinde sadece bir tost, bir ayran, bir su almak istese çocuk yüzde 100-120 lira harcama yapacak. İki üç çocuklu bir ailenin bunu nasıl karşılayacağını ay boyu tahmin etmeye çalışın. Dolayısıyla bizim gelecek açısından çocuklara borcumuz var. Biz onları en iyi şekilde beslemek, en iyi şekilde eğitmek ve öyle bir ülke teslim etmek zorundayız.

'Doğurganlık hızının düşmesini 'çocuk yapın' gibi yüzeysel çağrılarla düzeltemeyiz'

Biz iktidarımıza okul yemeği programını tüm ülkede hayata geçireceğiz. Yetersiz beslenmenin yol açtığı gelişim bozukluklarına hem de dengesiz beslenmeye yol açtığı obeziteye engel olacağız. Çocuklarımızın sağlığını bilinçli şekilde koyacağız. Yeterli şekilde süt ve protein desteği geliştireceğiz. Biz bunu yerel yönetimlerde her türlü engellemeye rağmen yapıyoruz. İktidarımızda yerel yönetim ve merkezi iktidarın birlikte organizasyonuyla bu çalışmaları yapacağız. Doğumdan ilk bin güne kadar muhakkak bebeklerin gelişimi ve beslenmesini izleyeceğiz. Bizim iktidarımızda çocuklar yatağa aç girmeyecek. Her çocuğun bisikleti olacak. Hayal kurabilecek çocuklar. Bir başka alarma veren konu doğurganlık hızı. Doğurganlık hızı 2001'de 2,38'ken maalesef bugün 1,48 olarak ölçüldü. Bu ise nüfusun yenileme düzeyi olan 2,1'in altına indiği için ülkemizin yaşlanacağını, nüfusun uzun vadede azalacağını işaret etmekte. Biz Avrupa Birliği ülkelerinin bu yönüyle çok önündeydik. Şu an birçok Avrupa Birliği ülkesi bizi geçmiş durumda. Bunu şöyle ifade edemeyiz: 'Gençlere çağrı: Üç çocuk yapın, dört çocuk yapın.' Böyle çağrıyla düzeltemezsiniz. Yüzeysel çağrılardan öte sorunun köküne inip problemi çözmekle yükümlüyüz. Çünkü niye insanlar evlenmiyor ya da evlilik yaşı niye yükseldi, dediğimiz zaman en başta ekonomik başlıklar geliyor. Aile kurmayı kolaylaştırmak lazım. Çocuk bakımını kamusal bir hak olarak örgütlemek yerine, bu yükü sadece kadının sırtına bırakmamak lazım. Barınmayı eleştirebilir kılmak, bunu böyle TOKİ'nin konut yatırımı haline geldiği bir durum değil, gerçekten özellikle büyük şehirlerde yeni evlenen çiftlere kuşak açan bir yapıya bürünmesi lazım. Bu ülkede barınma pahalıyken, bakım pahalıyken, eğitim pahalıyken, gıda pahalıyken, çalışma hayatı güvencesiz ve maaşlar düşükken gençler nasıl evlenecek, nasıl çocuk sahibi olacak? Bu düzeni değiştirmemiz lazım. Eğer alınan maaşın sadece yarısı zaten kiraya gidiyorsa o ailenin sağlıklı bir şekilde yaşayıp çocuklarına bakması, çocukların geçimini sağlamasına olanak yoktur.

'Aile kurmayı bir cesaret testi olarak değil, normal bir hayatın akışı haline getirmek durumundayız'

Gençlerimiz için ekonomik güveni yeniden inşa etmek durumundayız. Enflasyonla gerçek anlamda mücadele etmek durumundayız. Genç işsizliği azaltacak politikalar geliştirmek durumundayız. Aile kurmayı bir cesaret testi olarak değil, normal bir hayatın akışı haline getirmek durumundayız. Barınma hakkını güçlendirmek durumundayız. İlk evini kuran gençlere kamusal destek şart. Çocuk bakımını kamusal bir yük olarak paylaştırmamız. Bizim yerelde yaptığımız kreşlerin açılımını arttırmamız ve her mahallede yeteri kadar kreş açılması. Kadınların çalışma hayatındaki koşullarını kolaylaştırmak. Esnek ama güvenceli çalışma, çocuk sahibi olan kadınlar için. Her bölgeye özel politika geliştirmemiz lazım. En önemlisi de hukuk güvenliğinin sağlandığı, liyakatın esas olduğu bir Türkiye. Eğer böyle olursa Türkiye'deki doğurganlık hızındaki düşüşü azaltabiliriz. Ve önümüzdeki dönem için bu riski ortadan kaldırabiliriz.

Bizde görünmez emek var: Ev kadınları. Yaklaşık sayı 11 milyon kadın. İş gücü piyasasında yer almadıkları için mevcut emekleri de yok sayılıyor. Halbuki ekonomi yalnızca fabrikalarla, ofislerde veya piyasanın içinde yapılan üreticiden ibaret değil. Sabahın erken saatinde kalkıp gece geç saatlere kadar yemek yapan, temizlik yapan, çocuk bakan, yaşlı bakan, bir ailenin bütün yaşamını organize eden milyonlarca kadın var ama güvencesizler. Ev içi emeğin parasal karşılığı hesaplandığında ortaya çıkan tablo çok çarpıcı. Bugün milli gelirin dörtte birine tekabül eden bir rakamdan bahsediyoruz. O nedenle kadının görevi, mecburiyeti gibi gören bir anlayıştan bu konuda her türlü güvenceyi verecek bir anlayışa geçmek lazım. Bu nedenle de biz diyoruz ki ev içi emeğin ekonomik düzenli olarak hesaplanmalı ve Türkiye'nin bakım ekonomisi raporu hazırlamalı. Ev kadınlarına meslek edinmek üzere evden çalışma ve esnek çalışma modelleri geliştirilmeli.'

'Yaşanan yasama yetkisinin gaspıdır. Milletvekillerinin ne cezaevine ne duruşmalara girişini engelleyebilirsiniz'

Emre, İmamoğlu'nun bugün görülen 'bilirkişi davası' duruşmasına ilişkin ise şunları söyledi:

'Bir defa bir kimsenin kendisini savunurken 'Ben suçsuzum. Benimle ilgili iddialar asılsız, bilirkişi raporları yanlı, yanlış, hep aynı bilirkişiler benim dosyalarımda görevlendiriyor' deyip de kendisini savunduğunda bu sözlerden ötürü sanık edildiği başka bir dava göremezsiniz. Neymiş? Adil yargılanmayı etkilemeye teşebbüsmüş. Bu suçun faili bir defa teknik olarak sanıklar ve onları savunan avukatlar olamaz. Zaten işi budur yani. İkincisi de orada kendisini savunurken söylediği sözlerden ötürü ikinci bir suç duyurusuda bulunulması. Bunlar kabul edilebilir işler değil. Bu ülkenin seçilmişleri, milletvekilleri, yargı yasama yetkisini alıp da yasa yapıp kendisine göre kural belirleyip onu uygulayamaz. Silivri'de görülen mahkemede mahkeme, beş milletvekili arkadaşımızın duruşmaya girişini yasakladı. Yani savcılığa yazı yazdı. Savcılığın oradaki talimatı doğrultusunda beş milletvekili arkadaş gidemiyor. Oradaki kararın 'O duruşmaya özgü' deyip de bütün bir yargılamaya ilişkin yapılabileceği hangi kanun hangi maddesinde var ? Böyle bir madde yok. Bunun üstüne çok daha büyük bir skandal. Bugünkü yargılama başka bir yargılama. Bugünkü olay başka bir olay. Sanık orada sadece İmamoğlu. 402 sanıklı mahkeme değil, o duruşma değil, o dosya değil, o hakim değil. Oradaki kolluk kuvveti diyor ki 'Talimat var. Aynı beş isim burayı da takip edemeyecek.' Bu keyfiliktir. Bu kafana göre yasa yapmaktır. Bu sadece bizim problemimiz değildir. Ben buradan Türkiye'deki tüm yasama ögelerine, tüm milletvekillerine sesleniyorum: Burada yaşanan yasama yetkisinin gasbıdır. Yapamaz. Milletvekili Anayasal hakkıdır, milletten aldığı görevdir. Her yere gider, izler, denetler, her kuruma gider. Siz milletvekillerinin ne cezaevine girişini engelleyebilirsiniz ne duruşmalara girişini engelleyebilirsiniz. Bu kabul edilebilir bir iş değildir. Meclis Başkanı ile ikili görüşmelerde bunlar ifade ediliyor. Umarım bu gariplik de bir an evvel son bulur.

'Görüntülerin basına servis edilip basının kampanya yapması kabul edilebilir değildir'

2019'da Türkiye genelinde belediyelerin kazandıktan, birinci parti olduktan sonra sistemli bir saldırı altındayız. 2019-2024 dönemi bizim açımızdan iftira, karalama, idari soruşturmalar ve engellemelerle geçti. Ama 2024'ten sonra bu sefer kumpaslara, davalara döndü. Bunun başlangıcı da Sayın Tayyip Erdoğan'ın Aralık 2024 yılında 'Şu CHP'li belediyeleri silkeleyin' talimatı sonunda, peş peşe belediyemize soruşturmalar, gözaltılar, görevden el çektirmeler, bazılarına kayyum atamalar gibi bir kıskacın içerisindeyiz. Bu süreci biz büyük bir titizlikle takip ediyoruz. Ve hep diyoruz ki 'Biz hiçbir soruşturmadan kaçmıyoruz. Gelin soruşturun, araştırın, yargılayın ama tutuklamayın, görevden el çektirmeyin. Milli iradenin sandığa yansımasını engellemeyin.' Dolayısıyla geçmiş günlerde yürüyen bir soruşturma kapsamında ki yine İstanbul... Ve Uşak Belediye Başkanı Sayın Özkan Yalım'ın gözaltına alınması ve bu süreçte de mahkemeye şu anda sevki söz konusu devam ediyor. Ve biz bu süreci de gerek soruşturma usulü gerek kamuoyuna yansıma şekli iki açıdan ayırarak inceliyoruz. MYK'da da esnaflıca tartıştık.

Birincisi işin hukuki boyutu. Yani tıpkı diğer olaylarda baktığımız gibi suçlamaların aslı astarı var mı? Hukuki olarak neyi kapsıyor? Yetkili ve usulü uygunluğu, bütün bunları inceliyoruz. Bir diğer kısmı da etik açıdan inceleme söz konusu. Biz her ne kadar bir operasyonda kolluk kuvvetinin yakasındaki kameranın olası bir kötü muamele ve işkenceye yönelik suçlama gelirse bir delil açısından orada olduğunu bilen, bunun önemine, bunun ciddiyetine, devlet ciddiyetine önem veren insanlar ve yöneticiler olarak CHP'nin görüşünü de şöyle ifade edeyim: Oradaki görüntüler elbette ki özeldir çeken açısından. Basına servis edilip de basının bunun üzerinden bir kampanya yapması kabul edilebilir bir iş değildir.

'Özkan Yalım hakkında bir disiplin süreci işletilmesi, oy birliğiyle bir karar altına alınmıştır'

Bununla birlikte tabii ilk aşama biz bütün halkındaki suçlamaların bu açıdan da kendisinden de ayrıyeten dinleyeceğiz. Ancak her ne kadar 'özel yaşam' derse de her ne kadar işte 'ailesel bir yıllık bir boşanma süreci', 'davalar açılmış' vesaire dense de maalesef belediye başkanımızın hiyerarşik olarak yönetimi içerisinde bulunan bir kimseyle, arada da böyle bir yaş farkı varken, yaşı 21 diye lanse edilmişti ama 25-26 deniyor önemli değil, bizim açımızdan önemli olan aralarındaki hiyerarşik ilişki, belediye içinde çalışan olması ve özel yaşam da olsa ilişki de olsa biz bunu tasvip etmiyoruz. Bu durumdan ötürü Sayın Genel Başkanımız üzüntülerini ifade etmişti. Biz de MYK olarak Özkan Yalım'ın üyeliğinin askıya alınmasını, iki hukukçu arkadaşın görevlendirilmesini ve oradaki tabii biliyorsunuz teknik olarak dosyada gizlilik oluyor ve sadece sorulanları görüyoruz, onlar da henüz bizim önümüze gelmiş değil. Bütün bunların incelenmesini, bunlar incelendikten sonra da sevk süreci tutuklama ya da tutuklamama yönünde hangi türlü karar çıkarsa bu konuda Özkan Yalım'ın da söyleyeceklerini dinleyerek bir disiplin süreci işletilmesi konusunda oy birliğiyle bir karar altına alınmıştır. Ve önümüzdeki günlerde bunun gereğini yerine getirecektir.

'CHP'nin etik değerleri ve ilkeleriyle örtüşmediğini düşünüyoruz'

Biz yönetim olarak ilk etapta üyeliğin askıya alınmasına karar verdik. Gerekli belge-bilgiler gelip ilgili kişi dinlendikten sonra da disiplin işlemi yapılmasına karar verildi. Şu an bir sevk sürecinde tutuklamaya yönelik bir karar çıkıp çıkmayacağını bilmiyoruz. Bütün bunları görüp, bakıp en doğru kararı vereceğiz. Ancak bizim CHP olarak sadece üyemiz olsun, partisinin en üst kademesinde görev yapan olsun, milletvekili olsun, belediye başkanı olsun beklentimiz bizim tüm etik değerlerimize sonuna kadar uyan, partinin değerlerine uygun, örnek bir yaşam sürmesi, bunu hayatın her alanında yapması, insan haklarına, özel hayata dikkat eden ve buraya yönelik hep dikkatli cümle kurmaya çalışan, anlatan, buradaki hassasiyeti şimdi orada ince bir çizgi var. Türkiye'de yakın zamanda birçok olay yaşandı. Mesela yakın tarihimizde özellikle FETÖ soruşturmaları sonrasında açılan iddianameler var. Bu iddianamelerden bazıları siyasilere yönelik kumpas, bürokratlara yönelik kumpas, bunların özel hayatının gayri ahlaki ve gayri hukuki ele geçirilmesi, bununla ilgili de siyasetin dizayn edilmesi. Yani gerek CHP gerek MHP'li bazı yöneticiler ve bazı yüksek bürokratlarla ilgili. Dolayısıyla çok hassas, çok dikkatli bir şekilde bu konuyu ele alıyoruz. Bizim açımızdan ilk aldığımız bilgiler her ne kadar bir boşanma sürecinde olsa da bir yıllık, bunun altını çizeyim. Her ne kadar 'reşitler arası ilişki' de dense ortada bir belediye çalışanı var, belediye başkanı var, bir hiyerarşik ilişki söz konusu. Bu hiyerarşik ilişki ve ortaya çıkan görüntüden, görüntünün servis edilme şekli hukuksuz da olsan bunun yarattığı rahatsızlık var. CHP'nin etik değerleri ve ilkeleriyle örtüşmediğini düşünüyoruz. O nedenle böyle bir süreci başlattık. İlk etapta bizim yapabileceğimiz en doğru şey acilen üyeliğini askıya almak, disiplin konusunda karar vermek. Ama dediğim gibi bu kararın muhtevasını tüm belgeleri inceleyip kendisinin de beyanı alındıktan sonra yapılması, ondan sonrası YDK'nın işi.'

'Ayrımcılık olmasın, diye söylenen bir cümle. Özel olarak bir kadın adaya işaret edilmedi'

Sözcü Emre, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Emre, 'Ekrem İmamoğlu'nun kadın cumhurbaşkanlığı vurgusu kamuoyunda dikkat çekti. Ancak kendisinin de cumhurbaşkanlığı adaylığı konuşulurken bu ifade bir beyanı mı, yoksa parti içinde kadın aday ihtimaline açık bir mesaj mı' sorusuna şu yanıtı verdi:

'Tutanağı ben okudum. Aslında orada kastedilen şu: Kendisinin adaylığıyla ilgili spekülasyon, aday olamayacağına yönelik değerlendirmeler, bunun karşısında kim aday gibi sorular geldiğinde, başka biri aday olabilir mi konuşulduğunda; 'Kadın da olabilir erkek de olabilir.' Orada bir ayrımcılık olmasın diye söylenen bir cümle aslında. Yoksa özel olarak bir kadın adaya işaret edilmiş, tespit edilmiş ya da söylenmiş, istenmiş bir şey yok. Öyle bir anlam çıkmasın.'

'CHP'nin kurumsal yapısına yönelik bir saldırı ve her ihtimal karşısında her türlü tedbiri almış durumdayız'

Emre, 'Grup Başkanvekiliniz Gökhan Günaydın, yargı süreci devam eden mutlak butlanla alakalı, 'Bekliyoruz, bu yönde bir karar ve b planımız var' dedi. Bu kararın çıkması durumunda partinizin b planı nedir' sorusuna şu yanıtı verdi:

'O röportajın tamamını incelediğiniz zaman, aslında Gökhan Bey kastettiğinin bu olmadığı anlaşılıyor. Bizim şu gün, şöyle bir karar çıkacak. Ve o karara hani olacak ve yönelik bir hazırlıktan bahsedilen bir şeyden bahsedemeyiz. Ancak CHP ülkenin en eski partisi, en köklü partisi, dünyanın en köklü, üçüncü-dördüncü partisinden biri. Dolayısıyla CHP kurumsal olarak her türlü saldırı, operasyon karşısında muhakkak gerekli önlemleri, tedbirleri alır. Bu alınan tedbirleri bilmesi gerekenler bilir, o hazırlığı yapanlar bilir ve onlar kamuoyuyla paylaşılmaz. Çünkü biz normal bir demokrasi ve hukuk düzeni içerisinden geçmiyoruz. Biz uzun süredir ülkede birinci partiyiz. Bizim yükselişimizi gayri hukuki, gayri ahlaki bir şekilde durdurmak isteyen bir iktidar var. Bu maksatla da bize, partimize ve yol arkadaşlarımıza kurmuş olduğu kumpaslar var. Bu kumpaslara karşı savaşıyoruz, mücadele ediyoruz. Ve biz milyonların umuduysak bütün bu sorumluluğu bilerek hassasiyetle çalışmaya, önlemler almaya devam etmek durumundayız.

Genel Başkanımız aslında ifade etti. Ben a-b planı diye tariflemek istemiyorum ama CHP'nin kurumsal yapısına yönelik bir saldırı ve saldırı sonrası yapılacak konusunda her ihtimal karşısında her türlü tedbiri almış durumdayız. Amma velakin böyle bir karar bekliyor musunuz derseniz, böyle bir karar ben şahsen beklemiyorum. Neden ülkede, neden böyle bir karar verilemeyeceğini defalarca ifade ettik. Çünkü ülkede haksız tutuklama çok olmuştur. Haksız kararlar olmuştur. Ama bugüne kadar YSK'nın yetkisini tamamen ortadan kaldıran, süreli olan seçim hukukunun hepsinin sadece bir asliye hukuk mahkemesi tarafından bertaraf edilip tüm seçim sisteminin ters düz edildiği bir durum daha önce yaşanmadı. Dolayısıyla yasada hiçbir yol olmadığından bunu da öngörülemez sonuçlar olabileceğinden ötürü ben böyle bir karar beklemiyorum.'