(ANKARA) - Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından kurulan düzenin bugün de sürdüğünü savunarak, 'Saray rejimi ülke ve halk üzerinde bir yüktür. Kurtulup sırtımızdan atılmadıkça kimseye huzur; ekmek, barış, özgürlük yoktur. 12 Eylülcülerle hesaplaşmak, sermaye sınıfının faşizm yönelimini kırmak adına, şimdi birlik ve mücadele zamanıdır' dedi.
EMEP Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 46'ncı yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
'12 Eylül faşist cunta rejiminin ülkemiz siyasi hayatında yarattığı büyük tahribat halen aşılmış değil. Emekçi sınıfların ve devrimci gençliğin yükselen mücadelesinin, işçi sınıfının örgütlenmesinin önünü en şiddetli yöntemlerle kesmenin adıydı 12 Eylül askeri darbesi. İdamlar, cezaevleri, işkenceler, sıkıyönetim, grev ve sendika yasakları, parti kapatmaları, işten atmalar ile adeta bütün bir ülkenin üzerinden geçmek anlamına geliyordu yaşananlar. Amaç belliydi; halkın hak arayışını vahşice sindirmek.
Hedef veciz şekilde patron sınıfından dillendirilmişti; 'Artık biz güleceğiz' kaynaksa 'dış dünya'dandı. ABD'den gelen açıklama 'Bizim çocuklar yaptı' şeklindeydi. Darbe bir NATO operasyonuydu. O günden bu yana sermaye iktidarının emekçi sınıflara dönük saldırı politikaları şiddetlenerek arttı. Aynı şekilde ABD emperyalizmine göbekten bağımlılık da. Bu bağımlılığın güncel son görünümü Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi ve sonuçları oldu. Önceki gün Erdoğan ile görüşmeden çıkan tüccar diplomat Barrack, 'Türkiye-ABD ilişkileri hiç bu kadar güçlü olmamıştı' diyerek hakkı teslim ediyordu. Erdoğan ve Cumhur İttifakı yönetimindeki Saray oligarşisi eliyle, Barrack-Trump ikilisinin arzu ettiği, 'Orta doğu'da demokrasiye değil monarşiye ihtiyaç var' saptaması ülkemizde gayet isabetli şekilde hayat buluyordu.
2017 referandum hırsızlığından sonra 2018'de yürürlüğe giren, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adıyla dayatılan saray rejimi devam ediyor. 12 Eylül'den bu yana gülenler, devlet teşviklerini, vahşi sömürü modellerini yeterli bulmadıklarından hep daha fazlasını istemekten çekinmediler. Geçen hafta sonu Cevdet Yılmaz - Mehmet Şimşek tarafından açıklanan OVP bildik bir sermaye sömürü programı olarak 'yenilendi.' Yine gerçekle bağdaşmayan enflasyon hedefleri, büyüme oranları, karşılığı olmayan vaatler: Elbette faturanın, emekçiden alıp patronlara taşıyan sistemin yükünün halka kesilmesinin ilanı. Halka 'sabretmekten' patronlara daha fazlasını almak için mızıldanmaktan başka düşen pay yok.
Erdoğan yönetimindeki saray rejimi 12 Eylül'ün 'ekmeğini yemeye' devam ediyor. Halk direnişinin ve muhalefetinin örgütlü güçlerinin tasfiyesi üzerine gelen AKP ve Cumhur İttifakı dikensiz gül bahçesi peşinde. Devletin bütün zor aygıtlarını elinde tutarken ve muhalefet üzerinde kullanırken, siyasi ikbalini sağlama almak için yeni hamleler planlıyor.
Son örneği Üsküdar'da yaşanan, halkın seçim iradesine ve seçilmiş temsilcilerine türlü kolluk ve yargı oyunlarıyla doğrudan çöken saray yönetimi gelecekte yapılacak genel seçimleri garantilemek için Anayasa, siyasi partiler ve seçim yasalarında değişiklik hazırlığı içinde. Faşist devlet örgütlenmesi yolunda ilerleyen siyasi iktidarın, bu halka saldırı rejimini yürütecek merkez partileri güçlendirecek, muhalefet partilerinin ittifak ve seçime katılma koşullarını güçleştirecek, siyaset yapmanın araçlarından partilerin kuruluşlarını kısıtlayacak, örgütlenmelerini zorlaştıracak düzenlemeler istediği daha çok konuşulur oldu. Anlaşılan 12 Eylül devamcıları, cuntanın çocukları saha temizliği yaparak hazırladıkları sessizlik ve örgütsüzlük ortamında başarı peşinde olacaklar.
Bu gerici saldırgan senaryolar tutacak mı, değişim isteyen emekçiler bir kez daha kaybedecek mi; bunu belirleyecek olan işçilerin ve emekçilerin, kadınların ve gençliğin direngenliği ve örgütlülük düzeyi olacak. 12 Eylül'ün cunta şeflerinin ilk saldırdığı işçi sınıfı ve onun yolundan yürüyen gençlik olmuştu. Darbe sabahı gözaltına alınan İTÜ gençliğinin önderlerinden Ekrem Ekşi gördüğü işkence sonucu 14 Ekim'de 'Ben kazandım' diyerek can verdi. Aynı şekilde binlerce devrimci genç yurt sathında gözaltılarla işkenceden geçirildi, yüzlercesi hayattan kopartıldı. Cunta şefinin 'Asmayalım da besleyelim mi?' diye tarihe kaydedilen sözlerinin muhatabı genç devrimci Erdal Eren 'ibret olsun' diye asıldı ama faşizmin bu vahşeti darbenin boynunda bir lanet olarak asılı kaldı.
İşçi sınıfımız, emekçiler, kadınlar ve gençliğimiz çok iyi farkındadır ki, bu 12 Eylül devamcısı saray rejimi ülke ve halk üzerinde bir yüktür. Kurtulup sırtımızdan atılmadıkça kimseye huzur; ekmek, barış, özgürlük yoktur. Partimiz, ülkemiz emekçi evlerine, kent ve kırın yoksullarına, ağır çalışma ve yaşam koşullarında hayat kavgası veren işçi sınıfımıza, mücadelenin örgütleyicisi olacak bütün müttefik güçlere birleşme ve sesini yükseltme çağrısı yapmaktadır. Her gün yeni bir saldırı dalgası ile uyanmamak, 12 Eylülcülerle hesaplaşmak, sermaye sınıfının faşizm yönelimini kırmak adına, şimdi birlik ve mücadele zamanıdır.'





