Haber: Uğur İSTANBULLU
(ARTVİN) - Hopa ve Kemalpaşalı kadınlar, Şavşat'ta zihinsel engelli kızına istismar edildiği şikayeti için gittiği emniyette fenalaşarak hayatını kaybeden Nalan Kaya ve kızı için Hopa'da eylem düzenledi. Kadınlar adına konuşan Nagihan Akkaş, devletin yükümlülüğünün suç işlendiğinde soruşturma yapmak değil, önleyici tedbirler almak olduğunu söyledi.
Artvin'in Şavşat ilçesinde, zihinsel engelli kızının cinsel saldırıya maruz bırakıldığını öğrenince şikâyette bulunmak için emniyete giden 53 yaşındaki Nalan Kaya, ifade verdiği sırada fenalaşarak yaşamını yitirdi. Hopa ve Kemalpaşalı kadınlar, Hopa Parkı'nda yaptıkları basın açıklamasıyla yaşanan olaya tepki gösterdi. Açıklamayı yapan Nagihan Akkaş, şunları kaydetti:
'Kadınların yaşam hakkının sistematik biçimde tehdit altında olduğu bir ülkede, her yeni haber yalnızca bireysel bir 'trajedi' değil; toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin doğrudan sonucudur. Şiddete uğrayan, istismara maruz bırakılan, korunmayan kadınlar ve çocuklar, yalnızca failin değil, ihmalkâr kurumların, yetersiz sosyal politikaların ve cezasızlık kültürünün de mağdurudur. Yaşanan son olay, kadınların adalete ulaşmaya çalışırken bile ne kadar yalnız bırakıldığını bir kez daha göstermiştir. Zihinsel engelli kızının cinsel istismara uğradığını belirterek şikâyetçi olmak isteyen bir annenin karakolda yaşamını yitirmesi yalnızca bireysel bir acı değil, kadınları ve çocukları korumakta başarısız olan sistemin sonucudur. Annenin ifade verirken yaşamını yitirmesi ise bu adalet arayışının kadınlar açısından nasıl ağır bir yük hâline geldiğini göstermektedir.
İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılmasıyla birlikte kadınların yaşam hakkını güvence altına alan mekanizmalar daha da zayıflatılmış, 6284 sayılı Kanun ise çoğu zaman etkin biçimde uygulanmamıştır. Oysa şiddeti önlemek, mağduru korumak ve faili cezalandırmak devletin temel sorumluluğudur. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadınların yaşamlarını güvencesiz hâle getiren yapısal bir sorundur. Özellikle engelli kadınlar, çocuklar, yoksul kadınlar ve kırsalda yaşayan kadınlar çok daha büyük bir korunmasızlık içinde yaşamaktadır. Devletin yükümlülüğü yalnızca suç gerçekleştikten sonra soruşturma yürütmek değil; önleyici, koruyucu ve güçlendirici mekanizmaları etkin biçimde işletmektir. Kadınların yaşam hakkını korumak bir tercih değil, kamusal bir sorumluluktur. Her kaybedilen yaşamın ardından yalnızca yas tutmak değil; bu düzeni değiştirmek için ses çıkarmak zorundayız. Çünkü kadınları koruyamayan bir sistem, toplumu da koruyamaz.'