Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) - CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 414 sanıklı İBB Davası'nda savunma yapan İBB iş analisti Iraz Bayrak, 2019'da başlayan 'İstanbul Senin' projesinden sorumlu tutulduğunu, bu projenin kendisi okuldayken başladığını belirterek, 'Bu iddia matematiksel olarak imkansızdır. Ben 23 Eylül 2021 tarihinde belediyede işe başladım, şu an 4 yıllık bir personelim, yani 'İstanbul Senin' projesinde hiç yer almadım. Bunu çok net bir şekilde ifade ediyorum' dedi. Bayrak, 'İBB Hanem projesinin Sayın Ekrem İmamoğlu tarafından tanıtıldığı ve kullanımının zorunlu hâle getirildiği iddia ediliyor. Bu proje İBB personeli için hazırlandı; ancak hiçbir zaman hayata geçmedi. Personel dahi bu uygulamayı kullanmadı. Hayata geçmemiş bir projeyi Sayın Başkan nerede tanıtmış olabilir? Şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki bu projenin ilk ve tek tanıtımı şu an bu salonda, size yapılmaktadır' diye konuştu.
CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 89'u tutuklu, 5'i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB Davası'nın duruşması 17. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda, devam ediyor.
Duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu'nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu 89 tutuklu sanık katıldı.
Öğleden önce İBB Bilgi İşlem Dairesin personel olan Emrah Yüksel'in çapraz sorgusu ve avukat savunması tamamlandı. Aranın ardından ise 6 aydır tutuklu bulunan ve İBB'de iş analisti olarak görev yapan 26 yaşıdaki yazılım mühendisi Iraz Bayrak'ın savunmasına geçildi. Bayrak, duruşmada savunması dinlenen ilk kadın sanık oldu.
'Üç ayrı mülakattan sonra işe başladım'
Bayrak, 2021 yılında mezun olduktan sonra iş arama sürecinin başladığını, özel sektörde birkaç yerle görüştüğünü, bu sırada üniversiteden bölüm başkanının, 'Büyükşehir Belediyesi'nde analiz alanında alım yapılacağı'nın konuşulduğunu belirtmesi üzerine belediyeye iş başvurusu yaptığını anlattı.
Belediyede yetkililerle görüştüğünü, üç ayrı mülakattan geçtikten sonra sürecin olumlu ilerlemesiyle, 23 Eylül 2021 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Analiz ve Test Grubu'nda iş analisti olarak göreve başladığını aktaran Bayrak, 'Tutuklanma sürecime kadar da aynı ekipte ve aynı müdürlükte çalışmaya devam ediyordum; yani henüz dört yıllık bir personeldim. Bunu anlatma sebebim yalnızca hayat hikâyemi paylaşmak değil, hem birbirimizi tanımamız hem de iddianamede yer alan 'Naim Erol Özgüner tarafından işe aldırıldı' iddiasına cevap vermektir. Bu iddianın, beni 'örgüt üyesi' suçlamasına bağlamak için kurgulandığını düşünüyorum. İddianameyi ve 13. eylemi defalarca okudum; Naim Erol Özgüner'in ve iş arkadaşlarımın beyanlarını inceledim ancak hiçbir yerde 'Iraz'ı Naim Erol Özgüner işe aldırmıştır' şeklinde bir ifadeye rastlamadım. Zaten rastlayamazdım da; çünkü bu gerçeği yansıtmıyor' diye konuştu.
'Hiçbir siyasi partiye üyeliğim yok'
İşe başladığı dönemde, Naim Erol Özgüner'in Bilgi İşlem Dairesi Başkanı olduğunu, kendisini işe başlamadan önce tanımadığını söyleyen Iraz Bayrak, şunları söyledi:
'İşe başladıktan bir süre sonra, personelin sorunlarını anlattığı ve üç ayda bir düzenlenen 'Açık Mikrofon' toplantıları vesilesiyle kendisini tanıdım. Yani yüz yüze tanışıklığım bile işe başladıktan çok sonradır. Şimdi bu sürecin iddianameye nasıl yansıtıldığına adım adım değinmek istiyorum. Öncelikle, Cumhuriyet Halk Partisi ile veri alışverişi yapmakla suçlanıyorum. İddiaya göre CHP'den hukuka aykırı veri temin edip bunu ilçe başkan adaylarıyla paylaşıyormuşum. Şunu belirtmeliyim ki; sadece CHP'ye değil, hiçbir siyasi partiye üyeliğim yok. Neden bana veri göndersinler ya da ben bu veriyi ilçe başkanlarına hangi yolla ileteyim? Partiden veriyi alıp, yine aynı partinin ilçe başkan adaylarına teslim etmem gibi mantık dışı bir senaryo iddia ediliyor. Eğer CHP kendi adaylarına veri göndermek istese, bunu zaten yapar, bunun için bilgi işlemde çalışan ve tanımadıkları bir personele ihtiyaç duymazlar.
İddianamedeki irtibat listelerine bakıldığında, 'örgüt şeması' adı altında yer alan kişilerle, ki ben de o şemaya dahil edilmişim, hiçbir iletişimimin olmadığı açıkça görülecektir. Dosyanın bana nereden geldiğini en başından beri söylüyorum, Akıllı Şehirler Müdürlüğü'nden geldi. Akıllı Şehirler Müdürlüğü personeli, 'Evet, biz gönderdik; bize de Erol Bey gönderdi,' diyor. Erol Bey de 'Evet, ben gönderdim,' diyor. Ancak tüm bu ikrarlara rağmen ben hala 'CHP'den veri almakla' suçlanıyorum. Hangi adaya, neyi, nasıl göndermişim? Buna dair tek bir delil yok; olması da mümkün değil.'
'İddianamede sanki ben emir ve talimat verebilen bir konumdaymışım gibi bir algı oluşmuş'
Iraz Bayrak, iş arkadaşlarının ifadelerinde genellikle, 'Iraz'a söyledim, Iraz gönderdi, Iraz'dan aldım' gibi beyanlarda bulunduklarını belirterek, şöyle konuştu:
'Aslında bu durum, az önce detaylarıyla anlattığım üzere, iş analistinin teknik ekiplerin tam merkezinde durmasıyla ilgilidir. Bu ifadeler beni şaşırtmadı. Çünkü arkadaşlarımın anlattıkları teknik olarak yanlış değil, sadece eksik. Cümlelerde neden-sonuç ilişkisi kurulmamış. Şaşırmama sebebim ise iş analistliği mesleğinin doğasıdır. Teknik ekipler, kendileri lütfen kırılmasınlar, biraz daha mekanik düşünürler ve asıl iletişimleri bilgisayarladır. Şöyle bir örnek vereyim, siz bir internet sitesinin 'gökyüzü gibi' görünmesini isterseniz ve bunu doğrudan yazılımcıya söylerseniz, o ekranın ortasına bir gökyüzü fotoğrafı koyar geçer. Ancak analiste söylerseniz, analist sizin bu sözünüzden orada beyaz ve mavi renklerin hâkim olduğu yumuşak bir geçiş olması gerektiğini anlar ve bunu teknik dile döker. Yazılımcılar ifadelerinde, bu neden-sonuç ilişkisini kurmadan konuştukları için, iddianamede sanki ben emir ve talimat verebilen bir konumdaymışım gibi bir algı oluşmuş. Oysa iddianamede adı geçen iş arkadaşlarımın tamamı benden çok daha kıdemli insanlardır, pozisyonum gereği onlara talimat vermem zaten mümkün değildir.'
'Hiçbir zaman kullanıma sunulmamış bir projeden bahsediyoruz'
Iraz Bayrak, 2019'da başlayan 'İstanbul Senin' projesinden sorumlu tutulduğunu, bu projenin kendisi okuldayken başladığını belirterek, 'Bu iddia matematiksel olarak imkansızdır. Ben 23 Eylül 2021 tarihinde belediyede işe başladım, şu an 4 yıllık bir personelim, yani 'İstanbul Senin' projesinde hiç yer almadım. Bunu çok net bir şekilde ifade ediyorum' dedi.
'İBB Hanem' adlı projenin, Ekrem İmamoğlu tarafından tanıtıldığı ve kullanımının zorunlu hale getirildiğinin iddia edildiğini söyleyen Bayrak, 'Bu proje İBB personeli için hazırlandı ancak hiçbir zaman hayata geçmedi. Personel dahi bu uygulamayı kullanmadı. Hayata geçmemiş bir projeyi Sayın Başkan nerede tanıtmış olabilir? Şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki bu projenin ilk ve tek tanıtımı şu an bu salonda, size yapılmaktadır. Hiçbir zaman kullanıma sunulmamış bir projeden bahsediyoruz' diye konuştu.
'Bu proje süreci kurumsal maille yürütülmüş, USOM'la paylaşılmış, nasıl bir 'büyük gizlilik'ten söz edilebilir?'
'Proje sürecinin büyük bir gizlilikle yürütüldüğü' iddiasının da gerçeği yansıtmadığını söyleyen Bayrak, şöyle devam etti:
'Projeyi Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi (USOM) faaliyet raporundan tespit ediyor. Faaliyet raporu nerede? Halka açık internet sitesinde. Halka açık internet sitesinde adı yer alan bir 'İBB Hanem' projesi var. USOM bu projeyi burada görüyor. Analisti kim? Iraz. 'Iraz'a soralım, bu proje neymiş?' deniyor. Iraz bu proje sürecini nereden yürütmüş? Mail üzerinden, kurumsal maille, kurumsal talep sistemiyle. Tüm bunları USOM'la paylaşmış mı? Paylaşmış. Peki burada nasıl bir 'büyük gizlilik'ten söz edilebilir? Açıkçası bu iddia oldukça anlamsız kalıyor. Aynı zamanda, her ne kadar gerçekte böyle bir durum olmasa da projenin tanıtımının yapıldığı da iddia ediliyor. Tanıtımı yapılmış bir şey, madem böyle bir iddia var, ortada bir tanıtım olduğu söyleniyor, ki yok, nasıl gizlenmiş olabilir?'
'Ben Hüseyin Gün'ün kim olduğunu bilmiyorum'
Iraz Bayrak, hakkındaki 'örgüte üye olma' iddiasını da reddederek, şunları söyledi:
'İddianamede yer alan ve tüm medyada yayımlanan o şemada benim de fotoğrafım bulunuyor. Hüseyin Gün isimli bir kişinin altında fotoğrafım var. Ancak ben Hüseyin Gün'ün kim olduğunu bilmiyorum. Bunu çok net ifade ediyorum, kendisini tanımıyorum. Hayatımda hiç görmedim. Adını ilk kez kollukta duydum. Bana 'Hüseyin Gün'ü tanıyor musun?' diye soruldu ve cevabım 'tanımıyorum' oldu. Medyada yayımlanan papyonlu ve gözlüklü bir fotoğrafı var. O papyonu ve gözlüğü takıp buraya gelse, ancak o şekilde 'budur' diyebilirim. Onun dışında şu an burada mı, onu dahi bilmiyorum. Açık söylemek gerekirse, affedersiniz, bu şekilde tarif edilirse burada saçı olmayan herkes Hüseyin Gün olabilir. Yani benim tanımlayabildiğim tek şey bu. Kaldı ki sadece Hüseyin Gün de değil, söz konusu 'örgüt şeması' denilen listede yer alan 106 kişiden 104'ünü tanımıyorum. Çoğuyla burada tanıştım. Özellikle kadın arkadaşlarla aynı nezarethanede kaldığımız için burada tanıştım. İki kişiyle irtibatım olduğu için örgüt şemasına dahil edildiğim söyleniyor. İddianame bana adeta şunu söylüyor, 'Iraz, sen iki kişiyle irtibatlısın. Bu kişilerin kim olduğu önemli değil, onlar örgüt üyesi, dolayısıyla sen de örgüt üyesisin.' Bu iki kişiden biri aynı birimde çalıştığım Emrah Yüksel, diğeri ise eski daire başkanımız Naim Erol Özgüner'dir.
'Erol Bey'i düğünüme davet etmek için aramışım'
Naim Erol Özgüner ile irtibatım ise dört yıl boyunca yalnızca bir kez ve toplam 75 saniyeden ibarettir. Bu bile başlı başına dikkat çekici bir durumdur. Aramızda koordinatörler, müdür yardımcıları ve müdürler varken benim doğrudan daire başkanına ulaşmam gereken bir durum zaten olmamıştır. Peki o bir kez neden aradım? Bu soru bana emniyette de soruldu. O an çok sıradan bir durum gibi geldiği için 'Bir şey sormak için aramışımdır' şeklinde cevap verdim. Ancak iddianameyi aldıktan sonra, uzun süre inceleme fırsatım oldu ve tarihlere baktım. Söz konusu aramanın, düğün tarihimden yaklaşık bir ay önce yapıldığını gördüm. Erol Bey'i düğünüme davet etmek için aramışım. Kendisi düğünüme gelmedi. Eğer bu bir telefon görüşmesinin örgüt üyeliğine delil sayılacağını bilseydim, kendisini düğünüme davet etmezdim. Bu konunun bu noktaya geleceğini açıkçası öngöremedim. Yaşadığım durum budur, tüm samimiyetimle anlatıyorum. Özel hayatıma değinmek zorunda kaldığım için de ayrıca üzgünüm. Bu konuda söyleyeceklerim bu kadar.'
'Babamın 'Güzel kuşum günaydın' sesini 6 ay sonra ilk kez bir sabah şuradan bana bağırdı o zaman duyabildim'
Yaşadığı sürecin zorluklarını da anlatan genç yazılım mühendisi Iraz Bayrak, şöyle konuştu:
'26 yaşındayım ve son 6 ayımı cinayet koğuşunda geçirdim. Bunun gerekçesi olarak da Naim Erol Özgüner'i düğünüme davet etmiş olmam gösteriliyor. Bu gerçekten çok ağır ve psikolojik olarak zorlayıcı bir süreç. Burada kimsenin suçlarıyla yargılanmasına dair bir değerlendirme yapmak istemiyorum. Sadece yaşadığım sürecin zorluğunu ifade ediyorum. 8 yıldır ailemden ayrı yaşıyorum. Babam her sabah beni arar ve 'Güzel kuşum, günaydın' diyerek uyandırır. Ancak bir sabah, işe gitmeye hazırlanırken kapım 8 polis tarafından sert şekilde çalınarak uyandırıldım. Kardeşimle birlikte yaşıyorum, o da üniversite için İstanbul'a gelmişti. Üstelik eve yeni taşınmıştık. Taşınma kolilerim polislerle birlikte açıldı. Kimlik tespiti sırasında adresimi kâğıttan okumamın sebebi de budur; çünkü adresimi ezbere bilmiyorum. Evimde henüz doğru düzgün oturamadım. Daha bir kez bile kahvaltı yapamadım. Sonrasında ben babamın o hani 'Güzel kuşum günaydın' sesini 6 ay sonra ilk kez bir sabah şuradan bana bağırdı o zaman duyabildim. Benim telefon arama hakkım yok, bir defa ve on dakika örgüt suçlaması sebebiyle. Annemi arıyorum, on dakika haftada konuşuyorum.'




