Haber: ZUHAL ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) - İBB Davası'nın 48'nci günü savunma yapan iş insanı ve reklamcı Nihat Sütlaş'ın avukatı Cihan Arık, Silivri'de kurulan yargılama düzenine ilişkin, 'Türkiye'de bunun adı Silivri hukuku oldu. Silivri hukuku dediğimiz şey, Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerinin uygulanmadığı, sanki gizli ceza muhakemesi maddelerinin yürürlükte olduğu bir sistemdir. Cezaevi kampüslerinin içine kurulan duruşma salonları, avukat ile tutuklu arasındaki temasın sınırlandırılması, gizli tanık mekanizması: Bunların tamamı 2008'de başlayan süreçlerin devamıdır' dedi.
CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 68'i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası'nın duruşması, 48'ıncı gününde İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi'nin 1 No'lu Duruşma Salonu'nda devam ediyor.
Duruşmada savunması tamamlanan iş insanı ve reklamcı Nihat Sütlaş'ın çapraz sorgusu yapıldı.
Çapraz sorgu sırasında tutuklu sanık Murat Kapki söz aldı. Dosyada kendisiyle ilgili yer alan bazı iddialara değinen Kapki, Sütlaş'ın sunumunda gösterdiği Kadıköy'deki reklam ekranı üzerinden savcılık iddialarını eleştirdi. Sabahki oturumda aile görüşmesinde olduğu için salonda bulunmadığını belirten Kapki, sonradan izlediği bölümde Sütlaş'ın Kadıköy'deki reklam ekranını gösterdiğini söyledi.
Kapki, söz konusu alanın daha önce kendi şirketinin kullanımında olduğunu belirterek, 'O ekran, Murat Abbas'ın bana yönelik iddialarında geçen yerlerden biridir. Hani Murat Ongun'un bana verilmesini istediğini iddia ettiği yer var ya, işte o yer. O alan benim elimden alındı ve daha sonra Cem Film İnovasyon şirketine verildi. Murat Abbas'ın bana verilmesini söylediğini iddia ettiği yer tam olarak orası' diye konuştu. Murat Kapki, savcılığın suç örgütü iddiasını eleştirerek, 'Nasıl bir örgütsek Sayın Başkanım, benim elimden alınan yer bugün başka bir şirket tarafından işletiliyor. Burada gösterilen ekran da benim elimden alınan o yer' ifadelerini kullandı.
'8 YAŞINDAKİ OĞLUM TEDAVİ GÖRÜYOR, ŞİMDİ DE OKULDAN UZAKLAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR'
Aile görüşmesinden çıktığını belirten Kapki, 'Biz burada yaşadıklarımızı anlatıyoruz ama ailelerimizin neler yaşadığını kimse bilmiyor. Benim oğlum 8 yaşında. Daha önce de anlattım. Psikiyatrik tedavi görüyor, ilaç kullanıyor. 6 aydır babasından ayrı. Şimdi de TED İstanbul Koleji'nden oğlumu uzaklaştırmaya çalışıyorlar' şeklinde konuştu. Çocuğunun yaşadığı psikolojik sorunlara dikkati çeken Kapki, 'Bir çocuk yaramazlık yapabilir. Babasından 6 aydır ayrı kalan bir çocuğun davranışları değişebilir. Ama bu, okul kaydının yenilenmemesine gerekçe olabilir mi? Bu çocuğun eğitim hakkının elinden alınmasını haklı gösterebilir mi?' diye sordu.
Kapki, sağlık sorunlarının devam ettiğini, artık çözüm beklediğini belirterek, 'Boyun fıtığım yeniden nüksetti. Elimde kırık var. Bunları size defalarca dilekçelerle bildirdim. Sağlık sorunlarımız devam ediyor ama hiçbir sonuç alamıyoruz' ifadelerini kullandı.
'BU DOSYA, BAŞLI BAŞINA SAVUNMA HAKKININ İHLALİDİR'
Nihat Sütlaş'ın avukatı Cihan Arık, savunmasında, yaklaşık bir aydır dosyadaki birçok evraka UYAP üzerinden erişemediğini, bunun savunma hakkını doğrudan ihlal ettiğini söyledi.
Kendisinin de geçmişte Ergenekon davasında yargılandığını hatırlatan Arık, yaşadıklarıyla mevcut davayı karşılaştırdı. 16 ay tutuklu kaldığını anlatan Arık, 'Dönemin hakim ve savcıları bana silahlı terör örgütü üyeliğinden 7,5 yıl ceza verdi. Sonra Yargıtay bu kararı 'delil olmadan hüküm kurulmuş' diyerek bozdu. Demek ki bu ülkede delil olmadan da ceza verilebiliyormuş. Bunu bizzat yaşadım' dedi.
Arık, Silivri'de kurulan yargılama düzenine işaret ederek, şunları kaydetti:
'Türkiye'de bunun adı Silivri hukuku oldu. Silivri hukuku dediğimiz şey, Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerinin uygulanmadığı, sanki gizli ceza muhakemesi maddelerinin yürürlükte olduğu bir sistemdir. Cezaevi kampüslerinin içine kurulan duruşma salonları, avukat ile tutuklu arasındaki temasın sınırlandırılması, gizli tanık mekanizması: Bunların tamamı 2008'de başlayan süreçlerin devamıdır.'
'GİZLİ TANIKLARIN VARLIĞI BİLE TARTIŞMALI'
Savcılığın dosyayı büyük ölçüde gizli tanık ifadeleri üzerine kurduğunu söyleyen Arık, gizli tanık beyanlarının hukuken geçerli olup olmadığının bile tartışmalı olduğunu savundu. Ergenekon sürecinde kullanılan bazı gizli tanıkların sonradan sanık ya da soruşturmanın parçası olduğunun ortaya çıktığını hatırlatan Arık, bu dosyada da benzer yöntemlerin kullanıldığını öne sürdü.
Dosyadaki bazı gizli tanık ifadelerinde Cumhuriyet savcısı ve zabıt katibi imzalarının bulunmadığını belirten Arık, şöyle konuştu:
'Tanık Koruma Kanunu çok açık. Bu ifadelerin nasıl alınacağı, nasıl düzenleneceği belli. Ancak dosyada bazı gizli tanık ifadelerinde savcı imzası yok, zabıt katibi imzası yok, elektronik imza yok. Parmak izi de yok. Şimdi ben soruyorum, bu kişi gerçekten var mı, yok mu? Bunun ispatı nerede?'
Avukat Cihan Arık, dosyada önce 'Meşe' kod adlı gizli tanığın ortaya çıktığını, ardından aynı içerikteki ifadelerin bu kez 'İlke' adlı başka bir gizli tanığa atfedildiğini ileri sürerek, 'Botanik bahçesi gibi tanık üretiliyor. Bir ağaç gidiyor, başka bir ağaç geliyor ama ifadeler aynı kalıyor' dedi.
'SELMAN NARMAN TANIK MI, ŞÜPHELİ Mİ, SANIK MI?'
Savunmasının önemli bölümünü iddianamedeki çelişkilere ayıran Arık, özellikle Selman Narman'la ilgili bölümlerin büyük bir karmaşa içerdiğini söyledi. Narman'ın bazı ifadelerde, 'tanık', bazı bölümlerde ise 'şüpheli' olarak gösterildiğini belirten Arık, '15 Nisan 2025 tarihli ifadeye baktığımızda 'Şüpheli Selman Narman' yazıyor. İddianamede bu ifade tam 42 kez kullanılmış. 42 kez sehven yazılmaz. Ama işin ilginç tarafı, bu tarihte alınmış olduğu söylenen imzalı ifade dosyada yok. Ben günlerdir arıyorum, bulamıyorum. Meslektaşlarımla baktık, yok. O zaman soruyorum: Bu kişi tanık mı, şüpheli mi, sanık mı?' diye sordu.
'İFADELER BİRBİRİNE KARIŞMIŞ, KOPYALA-YAPIŞTIR İDDİANAME'
Cihan Arık, iddianamenin büyük bölümünün 'kopyala-yapıştır' yöntemiyle hazırlandığını savunarak, Eyüp Subaşı'na ait olduğu belirtilen bir ifadede, '6 Mart 2025 tarihinde verdiğim beyana ilave olarak:' cümlesinin yer aldığını ancak Eyüp Subaşı'nın o tarihte ifade vermediğini söyleyen Arık, inceleme sonucunda bu bölümün Selman Narman'ın ifadesinden kopyalandığını ileri sürdü.
'İfadeleri birbirlerinin içine sokmuşlar' diyen Arık, 'Kimin ne söylediği belli değil. Dosyada olmayan ifadelerden alıntı yapılıyor. Tanıkla şüpheli birbirine karışmış durumda. Böyle hazırlanmış bir iddianamenin CMK'ya göre iade edilmesi gerekir' ifadelerini kullandı.
'DOSYADA İLBAKLARIN HER ŞEYİ VAR, KENDİLERİ YOK'
Avukat Arık, bazı kişi ve şirketlere ilişkin tüm verilerin dosyada bulunmasına rağmen bu isimlerin yargılama dışında bırakıldığını savunarak, 'İlbaklar'a ait MASAK raporları var, HTS kayıtları var, banka hareketleri var, şirket bilgileri var. Dosyada her şeyleri var ama kendileri yok. Soruşturmanın başında tutuklandıklarını biliyoruz ama sonra ayrılmışlar. Neden ayrıldılar? Bunun cevabı yok' dedi.
Müvekkiline yöneltilen suçlamaların hukuki zemininin bulunmadığını, Savcılığın bazı işlemlerin Kamu İhale Kanunu'nun 3/g maddesi kapsamındaki istisna usulle yapıldığını kabul ettiğini belirten Arık, 'Yargıtay'ın yerleşik kararları açık. 3/g kapsamındaki işlemler ihale değildir. İhale değilse ihaleye fesat karıştırma suçu da oluşmaz. Savcılık hem bunun istisnai usul olduğunu kabul ediyor hem de ihaleye fesat suçlaması yöneltiyor. Bu hukuken mümkün değildir' dedi.
Cihan Arık, soruşturma aşamasında savcılıktan ifade alan savcıya gönderildiğini öne sürdüğü bir notu da anlatarak, 'Dosyanın savcısı ifade alan savcıya not gönderiyor. Notta şu yazıyor: 'Aşırı zenginleşme var.' Sonra müvekkilim tutuklanıyor. Aşırı zenginleşme diye Türk Ceza Kanunu'nda bir suç yok' diye konuştu. Avukat Arık, bunun hukuki değil psikolojik bir yönlendirme olduğunu savunarak, 'Bu bir suç isnadı değil, bir mesajdır. 'Dikkat et, bu kişiyi böyle değerlendir' mesajıdır. Biz geçmişte bunları gördük. Bu tür notların ne amaçla yazıldığını çok iyi biliyoruz' ifadelerini kullandı.
'MİRAS KALAN MALLARA BİLE TEDBİR KONULDU'
Müvekkiline ait mal varlıkları üzerindeki tedbir kararlarının da hukuka aykırı olduğunu savunan Arık, bazı taşınmazların suçlama konusu yapılan tarihlerden yıllar önce miras yoluyla edinildiğini söyledi. Avukat Arık, 'Miras yoluyla intikal etmiş taşınmazlar var. Tapu kayıtları ortada. 2016'da intikal etmiş, 2019'da ifraz işlemi görmüş. Buna rağmen hâlâ tedbir devam ediyor. Buradaki amaç nedir, anlamaya çalışıyorum' dedi.
Sütlaş'ın gözaltına alınmadan önce savcılığa dilekçe vererek ifade vermeye hazır olduğunu bildirdiğini, buna rağmen tutuklandığını söyleyen Arık, 'Kaçma şüphesi olmayan, kendi iradesiyle savcılığa başvuran bir insanın 15 aydır tutuklu tutulmasını hukukla açıklamak mümkün değildir' diyerek, müvekkilinin tahliyesine ve beraatına karar verilmesini talep etti.