İBB Davası'nda 75'inci gün... Ekrem İmamoğlu: 'Canlı yayın istiyorum, geçmiş duruşmalar da yayınlansın'
İBB Davası'nda 75'inci gün... Ekrem İmamoğlu: 'Canlı yayın istiyorum, geçmiş duruşmalar da yayınlansın'
İçeriği Görüntüle

Haber: ÇAĞATAN AKYOL

(İSTANBUL) - İBB Davası'nın 75'inci gününde tahliyeye ilişkin beyanı alınan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 'Cumhuriyet, demokrasi, adalet için bedeli hayatım da olsa sonuna kadar mücadele edecek bir Ekrem İmamoğlu buradadır. Ben bu iddianameyi yazanları yargılamaya burada devam edeceğim' dedi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında olduğu 53'ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi'ne inşa edilen yeni duruşma salonunda görülüyor.

Tutuklu isimlerin tahliye taleplerinin alındığı duruşmada dinlenen son tanık Ekrem İmamoğlu oldu. İmamoğlu, şöyle konuştu:

'Adalet Bakanı, AK Parti'nin 31 Mart 2024 yenilgisinin hemen sonrasında bilerek, tespitle iddiayla söylüyorum ki bizzat bu soruşturmayı başlatmak için İstanbul'a başsavcı olarak atanmıştır. Bu soruşturmanın karar vericisinin tensipleriyle İstanbul'a bu göreve bunun için gelmiştir. O başlattı bu soruşturmayı başsavcıyken. Buraya gelmeden ben bunu tespit etmiş bir kişi olarak iddia ediyorum. Mahkemeye çıkmama 25 gün kala yapılan bu soruşturma sonrasında ödül olarak, mevki olarak Adalet Bakanı olmuştur. Yani sizler dahil, gerçekten Türkiye'deki ucube sistemin gereği de bütün hakimlerin, savcıların da sicil amiri olarak HSK Başkanı oldu. Şimdi avukat olmak istemesi de beni şaşırtmıyor açıkçası. Çünkü o ancak iddia, savunma ve karar makamında olacak ki benim cezamın garantisi için gönlü rahat olsun. Hem savcı hem hakim hem bakan hem avukat. Bu cendereyi yaratanlar, buradan adalet çıkacak diye yüce Türk milletini bu şekilde işleyen bir sistemde ikna edemezler.

'TALİMAT ALMIŞTIR'

Başından itibaren talimat verilmiştir. Kendisi talimatı almıştır, yola çıkmıştır. Bu makam, bu süreç her zaman söylüyorum, ne yazık ki Türkiye'de bir makam, mevki, menfaat düzeninin çıktısıdır. Biz bir maça çıkmışız, iddia ve savunma makamları hukuki bir mücadele yapacak, hani sözüm ona 'silahların eşitliği' var ya. Ama bir de ne görelim; iddia makamının lideri, iddianame ile övünen kişi, yani esas iddia makamı, karar merciinin tepesine oturtulmuş. Adalet Bakanı, HSK Başkanı olmuş. Gerçekten Nasreddin Hoca fıkrası gibi bir hukuk düzeninden bahsediyoruz. Acı bir süreç bu. Türkiye adına, Türk yargı düzeni adına, Türk milleti adına, Türkiye'nin geleceği adına böyle bir sistem ve düzende oluşmuş bu gerçekten kötü düzen, Türkiye için en büyük tehdittir.

'DURUŞMALARIMDA 23 HAKİM DEĞİŞTİRİLDİ'

Bir dipnot düşeyim. 19 Mart sürecinden itibaren ben 15 ceza davasıyla muhatap olmuş bir kişiyim. Bu da tarihte yok. 23 hakim değiştirildi benim duruşmalarımda. Tam 23 hakim. Yargı düzenimizi tanımlayan kurallar, maddeler anayasa kitabında yazsın diye oraya konulmadı. Mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı millet adına kullanılan yargı yetkisinin temel şartıdır. Bir Adalet Bakanı, devam eden bir yargılamada sanığın nasıl savunma yapması gerektiğini söyleyemez. Sanığın savunmasını 'siyasi şov' olarak nitelendiremez. Devam eden bir dava hakkında mahkemeye yönelik tavsiye, telkin niteliği taşıyabilecek açıklamalar yapamaz. Biz burada gerçekten Türkiye'yi çok ağır bir sürece doğru iten bir avuç muhterisle karşı karşıyayız. Anayasal haklarına, geleceğine el konulmak istenen halkımız adına direniyoruz, direnmeye devam edeceğim.

'YARGILAMA HİKÂYESİ KURULUYOR'

Savunduğumuz şey özgürlüğümüzdür, itibarımızdır, emeğimizdir. Özgürlüğümüz, itibarımız, emeğimiz üzerinden Türkiye'nin özgürlüğünü, itibarını, emeğini, geleceğini çalmak isteyenlere karşı bir mücadeledir. Siyasi şova ihtiyaç duyanlar, halkın ekmeğine göz koyanlardır. Bu rejimi, bu sistemi yaratanlardır. Bunlar için ekmeği uğruna direnen maden işçileri; ağacı, suyu, toprağı için direnen köylüler; özgür ve bilimsel, ücretsiz eğitim için direnen gençler, öğrencilerimiz, öğrencilerimiz velhasıl hak ve emek uğruna bağımsızlık uğruna direnen tüm milletimiz bunlara göre şov yapmaktadır. Zira gerçeklikten ve halktan kopmuşlardır. Boşlukta savrulmaktadırlar. Çok zayıftırlar. Çünkü esas güçlü olan millettir. Bu kavram hiç değişmez, değişmeyecektir. Millet güçlüdür, millet büyüktür. Bir ceza dosyasında, 4 kez seçim kaybettikleri kişiye karşı Beylikdüzü'nden İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne, siyasi parti yönetiminden cumhurbaşkanlığı adaylığına ve seçimlerine uzanan siyasi bir yargılama hikâyesi kuruluyor.

'SİYASİ ŞOV, İFTİRANAMEDE YAZANDIR'

Siyasi şov, aslında iddianame denen, bana göre bu iftiranamede yazan şeydir. Sonra o hikâyeye karşı kendimizi savunduğumuzda savunmamıza 'siyasi şov' deniliyor. Yazanlara göre nedir bilmem ama bu bir terfinamedir, iftiranamedir. Bütün iddialar çöptür ve çökmüştür. Hani 'Delillere göre savunma yapılsın' deniyor ya; 6 ay bitti, bir tek delili şu mahkemede huzurda kimse görmedi, ben de görmedim. Gören varsa şimdi yansıtsınlar, ben özür dileyeceğim. Bütün bu olaylar yaşanırken sırf bir kişinin iktidarını, koltuğunu korumak için 19 Mart darbesiyle -bunu ben söylemiyorum, ekonomistler söylüyor- bir yılda milletin cebinden 250 milyar dolar ödetilerek 87 milyon insanın hayatından çalınıyor. Hatırlatalım. İddianamede yazılan 'CHP'yi ele geçirmek'... Böyle bir işlem var mı ya? CHP'yi ele geçirme işlemi, rakibini bertaraf etmek gibi birtakım işlemler ne yazık ki bu ucube saray rejimi tarafından yargı kollarının usulsüz, utanç verici butlan kararıyla atanmış aparatlarla gerçekleştirilmeye devam ediliyor. Bizle ne alakası var?

'MÜDAHALE, AVUKATIMIN TUTUKLANMASIYLA BAŞLADI'

Bütün bunlar yaşanırken hiçbir şey olmamış gibi davranmamız bekleniyor. Millet şahidimdir. Bu kötülükleri yapanlar gibi kinle, nefretle değil; en üst seviyede sorumlulukla, büyük gayret ve dirençle zalimliğe karşı 87 milyona yakışacak bir mücadele veriyorum, vermeye devam edeceğim. Belli ki asıl rahatsızlık tam olarak bundan kaynaklanıyor; susmamamızdan, anlatmamızdan. Milletin gerçekleri duymasından rahatsızlar. Öyle ki artık sözümüzün yalnızca bu salonda değil, bu salonun dışında da duyulmasını engellemeye çalışıyorlar türlü yöntemlerle. Savunma hakkıma ilk müdahale, değerli avukatım Mehmet Pehlivan'ın benim avukatlığımı yaptığı için tutuklanarak hukuksuz şekilde özgürlüğünün elinden alınmasıyla başlamıştır. Daha sonra burada Silivri'de savunma hakkım elimden alınmıştır. Savunmam engellenmiştir. Asrın hukuksuzluğu sıfatını kazanacağından emin olduğum 4 bin sayfalık iddianame için savunmamı tarihte görülmemiş biçimde avukatlarımın savunmalarıyla, sorgu dahil 7-8 saatte bitirmem istenmiştir.

'MAHKEME SALONUNDAN ÇIKARILDIM'

Israrla serbest biçimde savunma yapmak istediğimi söylememe, 'Süre sınırı getirilmesin' dememe, hiç sesimi yükseltmeden talebimin sebeplerini açıklamaya çalışmama rağmen savunmama engel olunmuştur. Gerçeğe aykırı bir biçimde savunma yapmaktan kaçmakla suçlandım; tutanak, dosyada kapı gibi durmaktadır. Millet şahidimdir. Ben hak yemem, hakkımı da yedirmem. Hakkımı yedirmemek için de ömrüm heder olsa onu ödemeye hazır bir kişiyim. Bu kadar net. Mahkeme salonundan çıkarıldım. Duruşmaya getirilmeme kararı usulsüzce uygulandı. Sonra hiç sinirlenmeden, duruşma düzenini bozmadan sarf ettiğim savunmanın klasik bir savunma olmadığını, asıl benim iddianameyi yazanları yargılayacağım sözlerin bağlamından koparılarak, mahkeme heyeti tarafından savunma yapmayacağımı söylenerek susma hakkımı kullandığımı iddia eden yanıltıcı bir karar alındı. Ardından yaptırılmayan geniş savunmamdan bir derleme yaparak bir kitap yazdım. Çünkü, kıymetli halkımızın mutlaka savunmamın ana hatlarını bilmesini istedim ancak belli ki savunmanın mahkeme salonunda duyulması engellendiği gibi milletime ulaşması da istenmemiştir.

'KİTAP BASILMADAN YASAKLADILAR'

Yazdığım şeyden bile çekinen bir düzen olabilir mi? İddia ediyorum, tarihte görülmemiş bir biçimde bandrol başvurumuz usulsüzce bekletilmiştir. Bandrol alındıktan sonra matbaada baskıya başlanmıştır. Daha baskı makineleri yeni dönmeye başlamışken usulsüz ve mesnetsiz bir gerekçeyle matbaaya baskın yapılmış ve baskı durdurulmuştur. 4 gün sonra da yine tek bir doğru satırı olmayan hukuksuz bir mahkeme kararıyla kitap basılmadan yasaklanmıştır. Bunun özeti şudur. 'Canlı yayınlayın' dedim, yayınlamadılar. 'Peki, o zaman bu salondan sorularımı sorayım, anlatayım iddiaların, iftiraların karşısında gerçekleri ortaya koyayım' dedim. O da olmadı. Bana soru sormayı bile düşünmemiş iddianame, mahkeme. Baktım, sorgumu yapamıyorum, dedim ki benim sözüm milletime o zaman kitap olarak yayınlansın, gitsin. Milletin iradesinden, aklından, vicdanından ben korkmadım. Kendimi zaten millete emanet etmiştim ama onlar korktular. Bunu da yaptırmadılar.

'İTİRAFÇININ NE DURUMA DÜŞTÜĞÜNÜ İZLEDİM'

En son çok vahim bir olay yaşandı. Geçen hafta ben sorularımı henüz tamamlamamışken, avukatımın sorgusuna geçilmemişken sizlerin huzurunda iddia makamı araya girdi ve sanığın tutuklanmasını talep etti. Sorgu daha bitmedi. Sorgusu devam eden bir insana daha savunma avukatlarının tek bir sorusu sorulmadan nelerle karşılaşabileceği sorgulama anında bir tehdit gibi yaşatıldı. Canlı canlı yaşadık bu acı manzarayı. Sadece etkin pişmanlıkçı sanık üzerinde değil, daha sonra ifade verecek bütün sanıklar üzerinde de nasıl bir baskı oluşturulduğunu anlamak zor değil. Sonrasında o itirafçının yüz hâlinin, beden dilinin ne hâle ve ne duruma düştüğünü burada oturarak izledim. Tutsaklıkla tehdit edilince nasıl yığıldığını gördüm. Bir gün sonra, önceki sabah bu duruma düşen iftiracının, bir gün sonra nihai durumunu, ek ifade olarak eline tutuşturulan yazılı metni nasıl bir hâlde okuduğunu da gördüm. Yazık değil mi ya?

'BURADAN ADALET ÇIKAR MI'

İddia makamının önündeki yazılı bir metni, silahların eşitliğini darmadağın ederek bir tehdit şeklinde okuyup tutuklama talebi yapması, buraya gelecek olan her itirafçı, iftiracı olmuş kişilere 'Bu salonda gerçekleri söylersen başına gelecekleri görürsün' uyarısı mıdır? Buradan nasıl bir sonuç çıkabilir? Burada nasıl silahların eşitliği olacak? Nasıl bir yargılama olacak? Buradan adalet çıkar mı? Ben bu soruları aziz milletimin huzurunda soruyorum, sormaya da devam edeceğim. Bu salonda insanların aleyhte ifade vermeleri için savcılık tarafından aileleri ile nasıl tehdit edildiklerini biz defalarca dinledik. Ekrem İmamoğlu'na helallik verdiğini daha ben duymadan cumhuriyet savcısı, herkesi dehşete düşüren hızla helalleşmeyi tutuklama ile cezalandırmak istedi hepimizin gözünün huzurunda. Bu malına, mülküne, ailesine tehdit ve gözdağıyla sınanmış olup henüz kürsüye gelmeyenlere tekrar 'Özgürlüğünüz dahil her şeyle sınanacaksınız' demektir. Sonrasında dikkatlice takip ettiğim itirafçıların, mahkeme heyetinden çok 'Söylediklerim doğru mudur' diye nasıl iddia makamına baktıklarını ben buradan dikkatle izledim.

'KADINLARA YAPILAN ZULME SON VERİN'

Bana tahliye talebinde bulunmam için söz verdiniz. İddiam şudur; bu dosyadaki adil yargılama ihlalleri giderilmeden benim tahliye talep etmemin hiçbir zemini yoktur. Mahkeme iki kez reddetti. Gerçeğe aykırı gerekçelerle re'sen reddedildi. Avukatlarımızın soru sorması engellendi. Dolayısıyla en fenası, en kötüsü, en kabul edilemezi vicdan sahibi herkesin isyan ettirmesi gereken bir uygulama var. Bu insanlar topluca tutsak edilmeye devam ediliyor. Buradaki insanların kaçmayacağını, delil karartmayacağını tekrar altını çizerek söylüyorum. Bu insanların dışarı çıkarsa bırakın kamu düzenini bozmayı, tam tersine bu iyi ve güzel insanlar, dürüst yurttaşlar, topluma katkı sunacak insanlardır. Bu güzel milletin adalet duygusunun onarılmayacak zararların verilmesine devam etmeyin. Toplumsal barışın bozulmasına katkı sunmayın. Toplumsal barışın tesis edilmesine katkı sunun. Ailesine, evladına kavuşacağı için gün sayan, hiçbir günahı olmayan kadınları lütfen bırakın. Lütfen kadınlara yapılan bu zulme lütfen son verin.

'MİLLET BU DAVANIN ŞAHİDİDİR'

Aylardır burada ne yaşandığını, bize ne yapıldığını millet görüyor. Bu ülkede adaletin nasıl sınandığını, siyasetin yargının üzerine nasıl gölge düşürdüğünü, savunmanın nasıl engellendiğini, insanların özgürlüklerinden nasıl mahrum bırakıldığını, ailelerinden nasıl koparıldığına millet şahit oluyor. Kim ne söyledi, kim sustu, kim susturuldu, kim iftira attı, kim gerçeği savundu, hangi iddia çöktü, hangi çelişkinin üzeri örtüldü; hepsi milletin gözü önünde yaşandı. Bitti, bundan sonra bir şey kalmadı. Onun için bugün bu kürsüde söylenecek son sözüm de şudur. Bu davanın millet şahididir. Bu hukuksuzlukların şahidi millettir. Bize yapılanların şahidi milletimdir. Millet şahidimdir. Buradan ilan ediyorum. Cumhuriyet, demokrasi, adalet için bedeli hayatım da olsa sonuna kadar mücadele edecek bir Ekrem İmamoğlu buradadır. Ben bu iddianameyi yazanları yargılamaya burada devam edeceğim.'

(SON)

Kaynak: ANKA