Haber: Mehmet OFLAZ - Kamera: Yasin KABADAYI
(İSTANBUL) - Görevden alınan ve yerine kayyum atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, İBB Davası'na ilişkin, 'Mahkemeler siyasi partilerin bilek güreşi yapacakları yer olmamalı. Mahkemeler, siyasetin güzergahı haline getirilmemeli. Ve aynı zamanda davalar siyasallaşmamalıdır. Şimdi bu davanın da halk nezdinde önemli algısı siyasal bir dava olmasıdır. Bir de ayrıca adil bir yargılamanın olup olmayacağı noktasında bir endişe söz konusudur. Zira zaten hukuka güven yüzde 20'nin altına düşmüş durumda. Bu hukuka güvenin bu kadar düşmüş olması bir toplum için çok tehlikeli bir durumdur' dedi.
CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 407 sanıklı İBB Davası'nın üçüncü gününde ANKA Haber Ajansı'na konuşan Ahmet Özer, şunları söyledi:
'En önce söylemek istediğim nokta, bu mahkemenin tutuksuz yargılanması olacak. Zira biliyorsunuz Türkiye Büyük Millet Meclisi geçen Ağustos ayından itibaren çalıştı, bir rapor ortaya çıkardı. Bu rapora hem CHP, hem AK Parti, hem DEM, hem MHP, hem Yeni Yol birlikte imza attılar. Bu çok önemli bir gelişmeydi bana göre ve bu raporun da 6. ve 7. bölümleri de önemliydi. 6. bölümü silahsızlanmayı belli bir kurala bağlıyor. 7. bölümde ise demokratikleşme adımları var. 7. bölümün önemli bir noktası bugün Silivri'de yaşadığımız mahkeme ile ilgili. 'Tutuksuz yargılanma esastır, tutukluluk bir istisnadır' diyor.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı içeride yargılanıyor. 16 milyon bir şehrin belediye başkanı. İkinci olarak 15,5 milyon insan oy vererek cumhurbaşkanı adayı yapmış olduğu bir insan. Üçüncü olarak da en son 25,5 milyon kişinin teveccühüne mazhar olmuş, hala o imza kampanyasının sürdüğü genel başkanımız Özgür Özel'in açıklamasıyla en az 26,5-27 milyona ulaşmayı hedefleyen bir çalışma yürütülüyor. Yani hangi taraftan alırsanız alın halkın teveccühüne mazhar olmuş bir siyasetçidir söz konusu olan.
'Belediye başkanlarının tutuklu yargılanmasının ülkeye, barış sürecine, iç cepheyi güçlendirmeye zarar verdiğini düşünüyorum'
Böyle bir siyasetçiyi tutuklu yargılamanın ülkeye, ülkenin hukukuna, ülkenin birliğine, beraberliğine hele de etrafımız ateş çemberi içerisindeyken, ABD-İsrail-İran savaşı Körfez'e, Orta Doğu'ya yayılmışken, buna karşılık 'iç cepheyi güçlendirelim' çağrıları yapılıyorken, bir barış süreci yürütülüyorken bu şekilde bir yargılamanın, özellikle seçilmiş belediye başkanlarının tutuklu yargılanmasının ülkeye, barış sürecine, iç cepheyi güçlendirmeye bir yararının olamayacağını, aksine zarar verdiğini düşünüyorum.
İkinci olarak da bunu söylerken mahkemeler siyasi partilerin bilek güreşi yapacakları yer olmamalı. Mahkemeler, siyasetin güzergahı haline getirilmemeli. Ve aynı zamanda davalar siyasallaşmamalıdır. Şimdi bu davanın da halk nezdinde önemli algısı siyasal bir dava olmasıdır. Bir de ayrıca adil bir yargılamanın olup olmayacağı noktasında bir endişe söz konusudur. Zira zaten hukuka güven yüzde 20'nin altına düşmüş durumda. Bu hukuka güvenin bu kadar düşmüş olması bir toplum için çok tehlikeli bir durumdur. Çünkü hukuk bizi bir arada tutan temel çimentodur. Bu çimento bozulursa, çürürse, dağılırsa toplumu bir arada tutmak son derece zor olur. Bu aynı zamanda hukuk güvenliğini de sarsan bir durumdur. Bizim vatandaşlar olarak, benim bir belediye başkanı olarak, sizin basın mensubu olarak, bir başkasının üretici, bir başkasının tüketici olarak bir arada barış içinde kardeşçe yaşamasını sağlayan hukuk güvenliği ile ilgilidir.
Bu anlamda sürecin bu şekilde işlemesinin hem hukuka duyulan güvenin azalmasında, hem de hukuk güvenliği açısından son derece tehlikeli bir durum arz ediyor. O nedenle ben buradan çağrı yapıyorum: Geçmişte de benzeri davalarda seçilmiş insanların tutuksuz yargılandığını biliyoruz. Şu anda 15 belediye başkanı var içeride. Yüzlerce bürokrat var. Bunların bir yıl içeride tutuklu yargılamalarının ülkeye emin olun bir faydası yok. Tam tersine demin dediğim noktalarda zararı vardır. Oysa bizim tam da içinde bulunduğumuz konjonktür bizim birbirimize güvenmemizin, barış sürecine katkı sunmamızın, iç cepheyi tahkim etmemizin, hukuk güvenliğini yükseltmemizin ve hukuka duyulan güvenin de arttırılmasının dönemidir.'
'TRT bir kişinin yanında yer alıp, bir kişinin karşısında yer alamaz'
TRT'nin İBB Davası'ndaki yayın anlayışını da eleştiren Ahmet Özer, 'Birtakım devletin kurumlarının bu tür davalarda açık aleni taraf tutmalarını da doğru bulmuyorum. Bugün TRT ile ilgili bir yerde yayınlanmış bir haber gördüm. 'TRT'de iddialar ve gerçekler.' Bir çeşit troll haber gibi. Yani TRT hepimizin vergileriyle kamu hizmeti yapan bir medya kuruluşu. TRT bir kişinin yanında yer alıp, bir kişinin karşısında yer alamaz. TRT'nin, İmamoğlu'na karşı böyle bir yayın yapması hem halkın vicdanında bu davanın mahkum olmasını sağlar. Hem halk vergisiyle oluşmuş bir kurumun aleni olarak tarafsız davranması gerekirken, açık aleni bir tarafgirliğin içine girmesi hem kamu vicdanını zedeler hem de hukuki yargılama anlamında şimdiden bir baskı kurma anlamına gelir' dedi.




