Gündem

İbrahim Kaboğlu'ndan, Silivri duruşmaları değerlendirmesi: 'Her geldiğim sırada bu davanın nasıl bir kurgu davası olduğunu tekrar tekrar gözlemekteyim'

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, Silivri'deki yargılamalara ilişkin, 'İlk günden bu yana ben tabii ki barodaki görevim nedeniyle, yoğun iş yükü nedeniyle her gün gelemiyorum ama izlemeye çalışıyorum. Tanıklık ettikçe her geldiğim sırada bu davanın neden ve nasıl bir kurgu davası olduğunu tekrar tekrar gözlemekteyim' dedi. 

(İSTANBUL) - İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, Silivri'deki yargılamalara ilişkin, 'İlk günden bu yana ben tabii ki barodaki görevim nedeniyle, yoğun iş yükü nedeniyle her gün gelemiyorum ama izlemeye çalışıyorum. Tanıklık ettikçe, her geldiğim sırada bu davanın neden ve nasıl bir kurgu davası olduğunu tekrar tekrar gözlemekteyim' dedi. 

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, Silivri'deki yargılamalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 

Kaboğlu, İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu'nun duruşmada yaptığı savunmaya ilişkin şunları kaydetti:

'Şu anda duruşmada, savunmada, büyük salonda Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu'nun savunmasına tanıklık ediyoruz. Tabii bu savunma aslında bu davanın, bu yürütülen kitlesel davanın özelliği hakkında bilgi veriliyor. Çünkü bir imar müdürlüğünde her idari yapıda olduğu gibi bazı hizmet aksamaları olabilir kuşkusuz. Ancak o hizmet kusuru, hizmetin geç yapılması, ihmaller hiç yapılmaması bunlar idari yargının sorunlarıdır; ceza yargısının değil. Ceza yargısında görülmez bunlar. Kaldı ki tam tersine imar müdürü, 'ben işimi titizlikle yaptım' diyor. 'Bir iskan, bir ruhsat işlemi rastgele verilmez' diyor bir binanın. Yani olması gerekeni yaptığını söylüyor. Ve adeta Hatay'da, Güneydoğu'da ruhsatsız, gerekli denetimler yapılmadan, gerekli incelemeler yapılmadan verilen ruhsatların altında kalan binlerce, on binlerce yurttaşımız için adalet arıyor iken İstanbul Boğaziçi İmar Müdürlüğü'ne 'Ruhsat konusunda neden titiz davrandın? Neden iki saat geç verdin? Neden şu kadar geciktin?' biçimindeki suçlamalar aslında 'duydum, imiş, o söyledi' gibi hukuken kabul edilmesi mümkün olmayan, delil niteliği taşımayan bilgiler ve söylemler sonucu bir sanık sandalyesinin kurulması ve yargılama sürdürülmesi söz konusu.

İlk günden bu yana ben tabii ki barodaki görevim nedeniyle, yoğun iş yükü nedeniyle her gün gelemiyorum ama izlemeye çalışıyorum. Tanıklık ettikçe her geldiğim sırada bu davanın neden ve nasıl bir kurgu davası olduğunu tekrar tekrar gözlemekteyim. İşte şu anda savunma yapmakta olan Elçin Karaoğlu'nun dosyası da bu niteliği taşıyan, bu bütünlüğü tamamlayan bir dosya.'

'Mehmet Pehlivan'ın yeri burası değildi tıpkı diğerlerinin yeri burası olmadığı gibi'

Kaboğlu, İmamoğlu'nun Avukatı Mehmet Pehlivan'ın da akşam üstü veya yarın sabah savunma yapacağını belirterek, Pehlivan'ın dosyasına ilişkin de şu ifadeleri kullandı:

'Avukat Mehmet Pehlivan'ın dosyası ise daha vahim bir durumu yansıtıyor. Çünkü Ekrem İmamoğlu herhangi bir somut suç delili olmadan keyfi bir biçimde gözaltına alınıyor. Diplomasinin iptal edildiği birçok suçlama eşliğinde görevinden alınıyor. Oysa tutuklama nedeni yoktu. Tutuklama koşulları açıkça Anayasa'mızda ve kanunlarda öngörülmüş bulunduğu halde onun avukatlığını yapan, onun savunma görevini yapan, onun en doğal hakkı olan savunma hakkını üstlenen kişi İstanbul Barosu üyesi Mehmet Pehlivan'ın da gözaltına alınması, tutuklanması ve 9 ay süreyle hapiste tutulması aslında bu davalar zincirinin, kitleselleştirilen bu suçlamalar zincirinin hukuken ne denli dayanaksız olduğunun bir göstergesidir. Dolayısıyla 'olmamalıdır' diyoruz. Mehmet Pehlivan'ın yeri burası değildi tıpkı diğerlerinin yeri burası olmadığı gibi. Ama Mehmet Pehlivan'ın dosyası bir bakıma bu silivri yargılamaları sürecinin hukuken dayanağının bulunmadığının bir göstergesi olması bakımından ibret vericidir.'

'Kendilerine muhalef gördükleri kişileri suçlandırmak için bina inşa etmekten vazgeçsinler'

İstanbul'daki ağır ceza mahkemelerinin tutuklu ve çok sanıklı yargılamalar sırasında yetersiz kalması nedeniyle Silivri'de Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısına inşa edilmekte olan binaya ilişkin de konuşan Kaboğlu, şunları kaydetti: 

'Şu anda saray rejimi açısından suçlandırılacak olan ve yargılanacak olan kişiler için inşa edilen bir bina ki böyle bir inşaat, böyle bir kurgu adil yargılanma hakkının öncül ilkesi olan doğal yargıç ilkesine aykırıdır. Çünkü doğal yargıç önceden belli olan yerde görev yapan yargıçtır. Oysa bu devasa bina aslında siyasal suçlu olarak ilan edilen kişilerin yargılanması için inşa edilen bir binadır. Bu kadar büyük binaya neden ihtiyaç var? Nereden biliyor bu kadar insanın suç işleyeceğini? Bunu kimse bilemeyeceğine göre demek ki suçlandırma yapılacak. Ve bu suçlandırılan kişiler tıpkı şu anda var olan binada yapılan kurgu yargılamalarda olduğu gibi burada daha büyük kurgu yargılamalar sahnelenecek. Evet görülmekte olan davalarda en çarpıcı sorun adil yargılanma hakkının temel ilkelerinin tümden ihlal ediliyor olmasıdır. Dolayısıyla bu yeni yapılan binada da görülecek olan davalar adil yargılanma hakkını daha baştan ihlal edecektir. Şimdiden bunu da kamuoyuna duyurmak ve bu hukuk dışılığı haykırmakta yarar var. Tabii ki İstanbul Barosu Başkanı olarak hukukun üstünlüğünü korumak ve insan haklarını savunmakla yükümlü bir hukuk kurumu olarak bunu ilan etmek sadece benim hakkım değil, görevimdir. Kendilerine muhalef gördükleri kişileri suçlandırmak için bina inşa etmekten vazgeçsinler. Bu binalara harcanan paraları yoksul halkımıza, öğrencilerimize okullara gidip bir öğün yiyecek bulamayan yoksul öğrencilerimize bir öğün yiyecek vermek için harcasınlar.'