Değerli okurlar, ikinci yazım ile sizinle beraberim. Bu ve bundan sonraki yazımda Merkez Bankası ve merkez bankacılığına değineceğim. Hatırlayacağınız üzere ilk yazımda Türkiye için farklı bir iktisadi bakışın mümkün olduğunu paylaşmıştım. Şimdi ise bu bakışın merkezinde yer alan “Merkez Bankası” kavramını, yaygın kabullerin ötesine geçerek ele alacağız.
Geleneksel anlatı, Merkez Bankası’nı çoğunlukla “enflasyonla mücadele eden teknik bir kurum” olarak sunar. Faiz oranlarını belirler, piyasaya sinyal verir ve fiyat istikrarını sağlamaya çalışır. Ancak bu anlatı eksik kalmaktadır zira Merkez Bankası’nı yalnızca faiz üzerinden okumak, ekonominin asıl dinamiklerini gözden kaçırmamıza neden olur.
Önceki yazımda değindiğim iktisat perspektifinden bakıldığında ise Merkez Bankası; sadece fiyatları dengeleyen bir mekanizma değil, ekonominin yönünü tayin eden bir güç merkezidir. Para bu çerçevede nötr değildir; üretimin, yatırımın ve istihdamın kaderini belirleyen aktif bir araçtır. Bu nedenle Merkez Bankası’nın aldığı kararlar yalnızca finansal piyasaları değil, doğrudan reel ekonomiyi etkiler.
Bugün Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde temel sorunlardan biri üretim yapısının ithalata bağımlı olmasıdır. Kur yükseldiğinde maliyetler artmakta ve bu durum doğrudan enflasyona yansımaktadır.
Bu noktada kritik soru şudur: Sadece faiz artırarak bu yapısal sorun çözülebilir mi?
Cevap nettir: Hayır.
Sebebi ise enflasyon yalnızca parasal bir olgu olmamasıdır enflasyon; aynı zamanda üretim yapısının, enerji bağımlılığının, tarımsal verimliliğin ve sanayi politikasının bir sonucudur. Bu nedenle Merkez Bankası’nı dar bir “faiz kurumu” olarak görmek, meseleyi eksik anlamaktır.
Bir diğer kritik tartışma başlığı ise “bağımsızlık” meselesidir. Uzun yıllardır Merkez Bankası’nın bağımsız olması gerektiği, bunun ekonomik istikrarın temel şartı olduğu söylenmektedir. Oysa burada sorulması gereken asıl soru şudur: Bağımsızlık kime karşı ve ne adına?
Eğer bağımsızlık demokratik denetimden kopuş anlamına geliyorsa; eğer alınan kararlar toplumun geniş kesimlerinden ziyade finansal çevrelerin beklentilerine göre şekilleniyorsa, burada ciddi bir sorun var demektir çünkü para politikası doğası gereği siyasidir ve maliye politikalarından bağımsız para politikası yalnızca kağıt üstünde kalmaktan öteye gidemez. Eğer para politikası siyasi tercih ile şekillenen maliye politikalarına uyum gösteremezse Merkez Bankasının yukarıda değindiğimiz o görevleri yerine nasıl getirir? Diğer bir yönden ise; kimin krediye erişeceği, hangi sektörün destekleneceği ve ekonomik yükün kimler tarafından taşınacağı teknik değil, politik tercih meselesi olması aslında anlatılan klasik anlayıştaki ‘bağımsızlık’ kavramını tartışmaya başka bir perspektif katmaktadır.
Bu noktada Merkez Bankası’nın rolünü yeniden tanımlamak gerekir. Bu perspektife göre Merkez Bankası:
• Sadece enflasyonu düşürmeye odaklanan bir kurum değil,
• Üretimi destekleyen,
• Stratejik sektörlere kredi yönlendiren,
• İstihdamı gözeten bir yapı olmalıdır.
Bu yaklaşımı Türkiye özelinde değerlendirdiğimizde, Merkez Bankası’nın yasal çerçevesinin de bu anlayışla uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir. Nitekim merkez bankası kuruluş kanununda yer alan 4. maddenin “ekonomik kalkınmayı destekleme” amacı, daha somut ve bağlayıcı bir içerikle yeniden tanımlanmalıdır. Bu doğrultuda, Merkez Bankası Kanunu’nun 4. maddesine; ‘Banka’nın temel görevinin katma değerli üretime dayalı yatırımların teşvik edilmesi, tam istihdam düzeyine ulaşılması ve bu düzeyin sürdürülebilirliğinin sağlanması olduğuna dair’ açık bir hüküm eklenmesi yerinde olacaktır. Özellikle sanayileşme hedefi taşıyan ekonomilerde kredi politikaları hayati bir rol oynar. Bu nedenle finansal kaynakların tüketime ve spekülatif alanlara yönelmesi yerine; sanayiye, tarıma ve teknolojiye kanalize edilmesi gerekir. Tam da bu noktada Merkez Bankası’nın “pasif bir izleyici” değil, ekonomik yönü belirleyen “aktif bir yönlendirici” olarak konumlanması bir tercih değil, zorunluluktur.


Merkez Bankası Nedir?

Merkez bankası, bir ülkenin parasını ihraç eden, ödeme sistemlerini yöneten ve finansal sistemin omurgasını oluşturan kurumdur. Aynı zamanda son kredi mercii olarak sistemi ayakta tutar, devletin mali kapasitesini destekler ve kredi yönlendirmesi yoluyla ekonomik yapıyı şekillendirebilir. Kısacası merkez bankası, yalnızca faiz belirleyen bir kurum değil; ekonomik yön tayin eden bir aktördür.

Ne Değildir?

Merkez bankası:
• Sadece enflasyon hedeflemesi yapan dar bir teknik kurum değildir,
• Piyasa beklentilerini yönetmekle sınırlı değildir,
• Reel ekonomiden kopuk bir “fiyat istikrarı bekçisi” değildir.
Aksine, üretim ve istihdam hedeflerinden kopmuş bir merkez bankacılığı, ekonomiyi daha kırılgan hale getirir.

Faiz Mi, Yapı Mı?

Ana akım yaklaşım enflasyonu çoğunlukla faiz ve para arzı üzerinden açıklarken, heterodoks yaklaşım daha geniş bir çerçeve sunar. Enflasyon; maliyet yapısı, döviz bağımlılığı, üretim kapasitesi ve gelir dağılımının bir bileşimidir.
Bu nedenle yalnızca faiz kanalı üzerinden enflasyonu düşürmeye çalışmak:
• Yatırımları baskılar,
• İşsizliği artırır,
• Ekonomiyi durgunluğa sürükleyebilir.
Bu yaklaşım yerine Merkez Bankası’nın kredi politikaları aracılığıyla üretken sektörleri desteklemesi gerekir.

En kritik nokta şudur: Para politikası teknik olduğu kadar politiktir. Hangi sektörlerin destekleneceği, kimin finansmana erişeceği ve ekonomik yükün nasıl paylaşılacağı doğrudan siyasi tercihler içerir.Dolayısıyla merkez bankacılığı tarafsız bir alan değil; ekonomik güç dağılımını belirleyen bir araçtır.

Yeni Bir Merkez Bankacılığı Mümkün mü?


Bugün yaşanan ekonomik sıkışmalar, geleneksel merkez bankacılığı anlayışının sınırlarına işaret etmektedir. Sadece enflasyona odaklanan ve reel ekonomiyi ihmal eden politikalar sürdürülebilir değildir.

Diğer bir yaklaşım ise:

  • Üretim odaklı,
  • İstihdamı önceleyen,
  • Stratejik sektörleri destekleyen,
  • Maliye politikasıyla uyumlu çalışan bir merkez bankacılığı önermektedir.

Kısacası mesele yalnızca “faiz kaç olacak?” sorusu değildir. Asıl soru şudur:
Merkez Bankası kimin için ve ne için politika üretiyor? Bu soruya verilecek cevap, bir ülkenin ekonomik kaderini belirler.