Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Kahveci'den 'ek zam ve refah payı' çağrısı
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Kahveci'den 'ek zam ve refah payı' çağrısı
İçeriği Görüntüle

(ANKARA) - CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, iktidarın tarım politikalarını eleştirerek, '3 trilyon lirayı faize veren iktidarın 'Para yok' deme lüksü yoktur. Para vardır ama iktidar tercihini bu yönde kullanmaktadır. Parayı kimin için ve ne için kullanacağına kendisi karar verdiği için sürece farklı bakmaktadır. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, enflasyonu düşürmek için sadece çiftçiyi ezmekle meşguldür' dedi.

CHP Bursa Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, tarımda üreticilerin yaşadığı sıkıntılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bursa siyah incirinin ülkenin en önemli ihraç ürünü olduğunu, inanılmaz bir besin değeri ve zengin vitamin içeriğine sahip olduğunu belirten Sarıbal, şunları söyledi:

'Elbette coğrafi işareti olduğu için 'Bursa siyah inciri' diyorum ama ülkenin değişik kentlerinde, örneğin Ege'de, başta Aydın olmak üzere başka illerde de üretilir. Siyah incir, yıllara göre 30 bin, 40 bin, 50 bin tona kadar üretilebilmektedir. Bursa'nın önemli bir üretim meyvesidir ancak diğer illerde de yetiştirildiği için kritik bir gelir kalemidir. Siyah incir sofralıktır. Aydın'ın da elbette kurutulmuş inciri vardır; o da ayrı bir özelliğe ve ayrı bir ihracat kalemine sahiptir. Ancak bunlar aynı zamanda ülke içinde de rahatlıkla tüketilebilen ürünlerdir.

'BURSA SİYAH İNCİRİ DALINDA ÇÜRÜMEKTEDİR'

2024'te yaşanan bazı iklim sorunları vardı. 2025'te ise yine bir don sorunu yaşandı ve geçen yıl üretim kısıtlı oldu. Yaklaşık 40 bin-50 bin ton gibi bir kapasitesi olmasına rağmen, rekolte 20 bin-25 bin ton seviyelerinde kaldı. Bu yıl, yani 2026 yılı iklim açısından çok iyi geçti. Geçen yıl üretim az olduğu için meyve ağaçları dinlendi ve bu yıl rekolte oldukça iyi. 50 bin ton, hatta 50 bin tonun üzerinde bir üretim olacağı öngörülmektedir ve hasat başlamıştır. Geçen yıl ihracatçı, siyah incirin kilogramını 130 lira civarında bir fiyattan aldı ve sezon aşağı yukarı bu fiyatlarla tamamlandı. Bu yıl da Bursa'da siyah incir alımı 130 lirayla başladı ancak şu günlerde 50 liraya kadar düşmüş durumdadır. 50 lira! Sadece 25 lira civarında dalından toplama işçilik maliyeti var. Üretim arttığı için ne yazık ki fiyat 50 liraya geriledi. Sofraya, hale giden ürünlerde ise 25-30 lira civarında alım yapılıyor. Oysa sadece işçiliği 25 lira civarındadır ve şu anda Bursa siyah inciri dalında çürümektedir.

Sadece çürümekle de kalmıyor; sulanan ve akan bir ürün olduğu için kendisinden bir hafta, 10 gün sonra olgunlaşacak olan inciri de bozuyor. Yaklaşık 10 firma alım yapmaktaydı ancak bu firmalar kantarları kapattılar. Şu anda hemen hemen hiç yok denecek kadar az alım yapılmaktadır. Firmalar, ihracat meselesi üzerinden kısmi kalıntı sorununu gündeme getirmiş durumdadır. 'Üretim fazla, alamıyoruz' denilerek çiftçi kaderiyle ve yetişmiş meyvesiyle baş başa bırakılmıştır. Ne yazık ki bugün bu durum yetkililer tarafından sadece seyredilmektedir.'

'SİSTEMİ SADECE ŞİRKETLERE VE SÖZLEŞMELİ TARIMA BIRAKIRSANIZ SİSTEM ÇÖKER'

Tüm Üretici Köylüler Sendikası'nın (Tüm Köy Sen) Mudanya'da saat 15.00'te eylem yapacağını söyleyen Sarıbal, 'İncirlerin alınmadığına ve kantarların açılması gerektiğine dair bir çaba sarf edecekler. Bakanlığı tekrar göreve çağırıyoruz. Bursa Büyükşehir Belediyesi'ni tekrar göreve çağırıyoruz. Tarım A.Ş.'nin alımlara müdahil olması çok önemlidir; geçmişte bu yapılmıştı, yine yapılabilir. Çiftçinin örgütlenmesi; geleceğe dönük olarak depolar, işleme tesisleri ve pazarlama ağları gibi yeterli yatırımları yapması gerekmektedir. Eğer sistemi sadece şirketlere ve sözleşmeli tarıma bırakırsanız, sistem sonunda çöker. Bugün olduğu gibi çöker. Ancak don, dolu vesaire nedenlerle sistem çöküp de üretim olmazsa, arz-talep dengesi bozulduğunda üretici belki fiyattan kazanır ama bu defa verimden kaybeder. Dolayısıyla tarım, bu yıl belirli ürünler hariç çok üretip büyük zararlar eden bir sektöre dönüşmüştür. Bu durum çiftçinin emeğine yazıktır' dedi. Sarıbal, taleplerini şöyle sıraladı:

'Şirketler derhal kantarlarını açmalı ve alımlara yeniden başlamalıdır. İlaç kalıntısı gerekçesi elbette olabilir ancak bunun bireysel olarak tek tek çiftçiyi ilgilendiren bir konu olduğunu görmek lazımdır. Buna göre topyekûn bir cezalandırma yerine, kalıntı analizleriyle bireysel, adil ve doğru bir yöntem derhal devreye sokulmalıdır. Topyekûn bir cezalandırma sürecinin doğru ve hakkaniyetli olmadığını net olarak söylemek isterim. Nitekim ürünlerinde hiçbir şekilde kalıntı olmadığını belirten onlarca çiftçi bizi aramaktadır. Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Tarım A.Ş. kamusal alım mekanizmasını devreye sokmalı ve alımlara müdahil olmalıdır. Üreticinin maliyetini ve emeğini koruyacak bir taban fiyat uygulaması hayata geçirilmelidir. Bakımıyla, budamasıyla, gübrelemesiyle ve hasatıyla kilogramı 60-70 liraya mal olan siyah incirin 50 liraya satılıyor olması; olgunlaşmış olanların komisyoncu ve halci tarafından 30 liradan istenmesi gerçekten çok acı bir durumdur. İncir üreticilerinin güçlü ve demokratik biçimde örgütlenmesini sağlayacak bir 'İncir Birliği' kurulmalıdır.'

'ÇİFTÇİ ÜST ÜSTE ZARAR EDERSE ÜRETİMDEN VAZGEÇER'

İncir üreticisinin bugün yaşadığı sorunun üretimin fazla olmasından değil; örgütlenme, altyapı, depolama ve pazarlama ağının çiftçinin kontrolünde olmamasından kaynaklandığını ifade eden Sarıbal, sözlerini şöyle sürdürdü:

'Kamunun, devletin ve Bakanlığın kendisini bu işin tamamen dışında tutması ve her şeyi şirketlerin eline bırakması bu sonucu doğurmaktadır. Bu yapılmazsa söz konusu sorunlar her yıl koşullara göre tekrar edecektir. Üreticinin ürünü dalında kalırken birkaç alıcı firmanın tek başına alım kararı vermesini ve fiyatları kendi başlarına belirlemesini elbette doğru bulmuyoruz. Firmaların da vicdanlı ve adil olmaya, sadece kâr amaçlı değil, çiftçinin ayakta kalması için de çaba göstermeye ihtiyaçları vardır. Çünkü çiftçi üst üste zarar ederse üretimden vazgeçer. Bugün tek bir incir ağacının verime yatması için en az 5-6, hatta 7 yıla ihtiyaç vardır ve her ağacın kesilmesi, yaklaşık 250 ile 500 kilogram arasındaki bir üründen vazgeçilmesi gerçeğini karşımıza çıkarır.

Kısacası bugün Tüm Köy Sen'in ortaya koyacağı tutum ve talepler, çiftçilerin ortak talepleridir. Derhal kantarlar açılmalı ve hakkaniyetli bir fiyatla çiftçiden siyah incir alımı yeniden gerçekleşmelidir. Elbette tüccar da sanayici de kendi çıkarını gözetecektir, buna bir itirazımız yok; ancak tek taraflı çıkar, bir tarafın ezilmesine, diğer tarafın ise zenginleşmesine neden olur. Sanayici, tüccar ya da ihracatçı aldığı inciri yurt dışına ucuza mı satacak? Dolar kuru belli, dünya fiyatları belli. Evet, kâr az olabilir ama asıl mesele, üreticinin de ayakta kalabileceği ve incir üretiminin sürdürülebileceği bir mekanizmayı kurabilmektir.'

Kuru üzüm üreticilerinin yaşadığı sorunlara da değinen Sarıbal, şöyle konuştu:

'Kuru üzümle ilgili olarak geçen yıl TARİŞ ve TMO'nun 120 lira fiyat açıkladığını; bu yıl ise çiftçinin elektrik, sulama, mazot, gübre, ilaç ve işçilik maliyetlerinin artması sonucu 91 TL'lik ana maliyetin üzerine yaşam ve girdi payları eklendiğinde 150 lira gibi bir fiyat talebi olduğunu aktardım. Ziraat Odaları'nın da 150 TL talebi vardı. Ancak ne yazık ki TARİŞ Üzüm Birliği, 2026 sezonuyla ilgili çekirdeksiz kuru üzüm alımında kalite veya numara ayrımı gözetmeksizin ortalama 80 lira fiyat öngördü. Bugün sadece Manisa merkezli yaklaşık 200 bin ton civarında bir üretim var. Geçen yıl 180 bin-190 bin ton olan üretim, 2024'te 200 bin tona ulaşmıştı. Bu yıl sadece Manisa bölgesinde 200 bin-250 bin ton; buna İzmir ve Denizli'yi de ilave ettiğinizde 300 bin-350 bin tona kadar kuru üzüm üretileceğini görüyoruz.

Bu, ihracatı olan önemli ve kıymetli bir üründür. Yıllara göre 150 bin ile 200 bin tona kadar ihracat yapılabilmektedir ancak gelin görün ki çiftçi ezilmektedir. Ortalama 80 lira, kuru üzümün tüm boylarına ve kalitelerine verilen fiyattır. Oysa sadece tarladaki yalın maliyetin 91 TL olduğunu çiftçi tek tek rakamlarla ortaya koymuş ve anlatmıştı. Çiftçinin insanca yaşayabilmesi için kilogram başına 150 lira talep edilmişti. Geçen yıl 120 lira olan fiyat, bugün 80 liradır; yani 40 lira gerilemiştir.

''SESİMİZİ DUYUN' DİYE EYLEM YAPIYORLAR. PEKİ KİM DUYACAK'

'Üretim arttı' diyeceksiniz; ancak üretim arttıkça bu yıl çiftçi daha çok zarar edecektir. Neden mi? Sadece maliyet açısından değerlendirdiğinizde; geçen seneki 120 liralık fiyat göz önüne alındığında kilo başına 40 lira kayıp vardır. 150 bin ton üreten çiftçinin 40 liradan kaybı ne kadardır? 300 bin ton üretimin kaybı ne kadardır? Tarım, fazla üreterek daha çok zarar edilen bir yapıya dönüşmüştür; ortada acı bir tablo vardır. Dört hafta boyunca kuru üzümü burada anlattım. Salihli, Alaşehir, Denizli ve İzmir üreticileri dün itibarıyla telefonlarımızı kilitlercesine arıyorlar. Bugün onlar da 'Sesimizi duyun' diye eylem yapıyorlar. Peki kim duyacak? Siyah incirde ve kuru üzümde yaşanan bu sorunların sorumlusu kimdir? Sadece seyreden iktidardır. Maalesef uygulanan tarım politikaları ve fiyatlar ortadadır. Toprak Mahsulleri Ofisi, TARİŞ ve Tarım Kredi Kooperatifleri nerededir? Bunlar sadece çiftçinin sırtından beslenen kurumlar hâline gelmiştir. Bu çiftçinin hali ne olacaktır? Bu fiyatlarla çiftçi bu yükün altından kalkamaz ve sonsuza dek bu zararı taşıyacak gücü yoktur.'

'3 trilyon lirayı faize veren iktidarın 'para yok' deme lüksü yoktur' diyen Sarıbal, 'Para vardır ama iktidar tercihini bu yönde kullanmaktadır. Parayı kimin için ve ne için kullanacağına kendisi karar verdiği için sürece farklı bakmaktadır. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, enflasyonu düşürmek için sadece çiftçiyi ezmekle meşguldür. Sezon başından beri, hasat süreçlerinin devam ettiği her hafta bu konuyu gündeme getirdim. Kuru üzümü dördüncü kez anlatıyorum; Sağır Sultan duydu, onlar duymadı. Kameraman arkadaşlarımızın bile bunlara dair bir fikri oluşmuştur ama ne yazık ki Mehmet Şimşek ve Recep Tayyip Erdoğan politikaları bunu asla duymuyor' diye konuştu.

'AKLIN VE MANTIĞIN ALMADIĞI BİR TARİHSEL DÖNEMDEN GEÇİYORUZ'

Ticaret Bakanlığı'nın domatesle ilgili yaptığı açıklamayı eleştiren Sarıbal, şunları söyledi:

'Bir vatandaş, bir çiftçi, bir siyasetçi ve bir ziraat mühendisi olarak utanmıştım. Bugün maalesef aynısını yaşıyoruz. Olacak şey değildir! Aklın ve mantığın almadığı bir tarihsel dönemden geçiyoruz. Kamuoyuna mal olmuş kuru üzüm ve incir gibi değerler çöp olabilir mi? O ürünler kamunundur; kamu halktır, devlettir, millettir, hepimiziz. Bu inanılmaz durum çiftçiye neden reva görülmektedir? Toprak Mahsulleri Ofisi ve TARİŞ, derhal çiftçinin örgütü olduklarını hatırlamalı ve bu fiyatları gözden geçirmelidir. Bu şekilde devam ederse çiftçi yerle bir olacaktır. 'Üretim fazlası var' deniliyor; üretimin fazla olması, uyguladığınız politikalar nedeniyle çiftçinin daha fazla zarar etmesi anlamına gelmektedir. 100 kilonun 40 liralık zararı ile 1000 kilonun 40 liralık zararı eşit olabilir mi?

'İKTİDAR ÇÖZÜMÜ YİNE İTHALATTA BULDU'

Para eden bir iki ürün vardı: Biri patates, diğeri soğan. Bunun nedeni de iktidarın 2019 yılından bu yana başta soğan olmak üzere patates, limon ve zeytin gibi ürünlerde uyguladığı dış ticaret ve tarım politikalarıdır. Başarısız dış ticaret politikaları nedeniyle bu yıl soğan ve patateste bu durum yaşanmaktadır. Oysa Türkiye, yeşil soğan hariç taze sofralık ve kuru sofralık olmak üzere kendi ihtiyacını karşılayacak kadar (2,5 milyon, 3 milyon, 2,2 milyon ton) soğanı rahatlıkla üretebilir. Ancak yanlış politikalar nedeniyle bu yıl üretime dair sorunlar yaşıyoruz ve iktidar çözümü yine ithalatta buldu.

Yüzde 49,5 olan gümrük vergisini yüzde 5'e indirdiler. Önce bunu kısıtlı bir tarih için açıkladılar, şimdi ise 31 Ocak 2027'ye kadar uzattılar. Bu ne anlama geliyor? Daha kışlık soğanlar yeni hasat ediliyor. Ankara Polatlı'dan Şereflikoçhisar'a, Amasya'dan Çorum'a kadar Anadolu'nun birçok yerinde kuru soğan hasadı yeni başlıyor. İthalat yetkisini 2027 başı kadar uzatmak, çiftçinin üzerinde ithalat baskısı kurarak ürününü ucuza satmaya zorlamaktır. Bunu yapan  Ticaret Bakanlığı'dır. Çiftçi ya da tüccar soğanı hasat ettiğinde hepsini hemen pazara sunamayacak, depoya koyacaktır. Bu uygulama, depodaki ürünü dahi ithalatla terbiye etmeye çalışan bir mekanizmadır. 'Yazıklar olsun' demekten başka bir şey yapamıyoruz. Gümrük vergisini yüzde 5'e indirerek depoya ürün koyacak çiftçiye 'Ürününüz para etmeyecek' denilmektedir.

Peki bunu yapan iktidar ne yapıyor? Ekonomi verilerini açıklıyorlar. Türkiye ekonomisinin ikinci çeyrekte yüzde 2,3 büyüdüğünü, bir önceki çeyreğe göre de yüzde 1,1'lik bir büyüme olduğunu belirttiler. 86 milyon insanın yaşadığı bu topraklarda bu büyümenin yetersiz olduğunu herkes bilir. Rakamlar tek başına anlam taşımaz; eğer halkın sofrasındaki katık büyüdüyse, halkın aldığı ücret o oranda arttıysa bu bir anlam kazanır. Kalkınma, sosyal refah, sosyal adalet ve insanca yaşam dediğimiz olgular hayatın her alanına yansıyorsa kabul edilebilir.'

'İŞSİZLİĞİN DÜŞTÜĞÜ ALGISINI YARATMAK İÇİN RAKAMLARLA OYNANMAKTADIR'

İşsizlik oranlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Sarıbal, 'Büyüme açıklandı ancak istihdam tarafında işsizlik oranı 0,5 puan artarak yüzde 8,1'e yükseldi; işsiz sayısı 2 milyon 861 bin kişiye çıktı. Tabii gerçek rakamlar böyle değildir; genç işsizliğin yüzde 24, toplam işsizliğin ise yüzde 20 seviyelerinde olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak iktidar, artık iş aramaktan umudunu kesmiş insanları hesaba katmamaktadır. Sadece belirli zaman aralığında işsizlik başvurusu yapanlar üzerinden değerlendirme yapmakta; işsizliğin düştüğü algısını yaratmak için rakamlar üzerinden oynamaktadır. Yine en çok üzerinde durduğum konulardan biri de emeğin milli gelirden aldığı paydaki gerilemedir. İşgücü ödemelerinin gayrisafi katma değer içindeki payı, geçen yılın aynı dönemindeki yüzde 38,3 seviyesinden yüzde 38,1'e düşmüştür. Bu durum, pasta büyürken emekçinin payına her geçen gün daha az pay düştüğünü açıkça göstermektedir' dedi.

Kaynak: ANKA