(ANKARA) - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, TBMM Genel Kurulu 23 Nisan Özel Oturumu'nda yaptığı konuşmada, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okul saldırılarına değinerek, 'Bir daha hiçbir anne ve baba çocuğunu okula korkuyla göndermesin. Bir daha hiçbir şehir, çocuklarının yaşadığı felaketlerle anılmasın. Bir daha hiçbir 23 Nisan'a mahcubiyetin gölgesi düşmesin' dedi.

TBMM Genel Kurulu, açılışının 106'ncı yıl dönümünde, Numan Kurtulmuş'un başkanlığında özel gündemle toplandı. Özel Oturum'da İYİ Parti Grubu adına konuşan Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu, şunları kaydetti:

'Geçen yıl bu kürsüde, yine 23 Nisan vesilesiyle yaptığım konuşmada şu sözü dile getirmiş, 'Çocuklarımız neşe dolu değil, ben de bundan mahcubiyet içindeyim' demiştim. Ne yazık ki aradan geçen bir yıldan sonra, mahcubiyetimiz azalmadı, aksine daha da büyüdü. Bu 23 Nisan'a da Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da yaşanan okul felaketlerinin acısıyla giriyoruz. Maraş'ın kahramanlığı, Urfa'nın şanı; Milli Mücadele'ye ve milli egemenliğin tesisine yaptıkları tarihi katkıdandır. Bugün ise o aziz şehirleri, çocuklarımızın okullarında yaşadığı facialarla anıyoruz. Bu, hepimiz için çok daha büyük bir mahcubiyet ve aslında, ağır bir mağlubiyettir.

Bu mahcubiyet, sadece hissedilecek bir keder değil; devlete, siyasete ve bu Meclis'e düşen büyük bir sorumluluğun da ifşasıdır. Mağlubiyet ise bu çatının ağırlığına karşı, bizim, hepimizin mağlubiyetidir. Olayı münferit bir hadise olarak görüp, işi yine Meclis'in yetkisiz kılındığı bu sistemde, yürütmenin koyacağı yasaklara ve sert tedbirlere bırakabiliriz. Şaşırmıyorum ki; iktidarın ilk konuştuğu başlıklar da bunlardır. Polisiye tedbirler geliştirmek, sosyal medyaya yasak getirmek, okul girişlerine turnike yerleştirmek vesaire. Baştan söyleyeyim, bunların hiçbiri, bir işe yaramayacaktır.

'Evlatlarımız bir geleceksizlik sarmalındadır'

Çünkü çocuklarımızın okullarına korku ve endişe içerisinde gidiyor olması, yalnızca bu saldırılardan ibaret değildir. Evlatlarımız bir geleceksizlik sarmalındadır, belirsizlik kuşatmasındadır. Çocuklarımız göz göre göre değersizleşmektedir. Tesadüf değildir ki bugün çocuklarımız ne durumdaysa, milli egemenliğimiz de aynı durumdadır. Çocuklarımıza nasıl bakıyorsak, işte bu çatıya da öyle bakıyoruz. Çocuklarımız nelerden mahrumlarsa, Meclis'imiz de aynısından mahrumdur. Millet iradesi nasıl gölgelenmişse, çocuklarımızın istikbali de öyle gölgelenmiştir. Hiç kimse de bu sorumluluktan münezzeh değildir.

Dünya'da da benzer olaylar oluyor diye bahaneler üretebiliriz. Kendimizi sabahtan akşama kadar kandırmaya çalışabiliriz. Ama netice değişmez. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi; Türk milletinin hayallerinin, umutlarının, heyecanlarının, refah, adalet ve huzur taleplerinin, iktidar oylarıyla reddedildiği bir tören alanına dönüşmüştür. 23 Nisan'ın ruhu, buna razı değildir. Gazi Meclis'in hatırası, buna razı değildir. Bu milletin evlatları da emin olun ki, bizlerden 'razı' değildir.

'Hangi mefhumu andıysa ya sakatlamış ya hasta etmiş, hatta yok etmiş'

Aziz milletim, ister istemez aklım, eskilere gidiyor. Çocukluğuma, gençliğime. 'Nerede o eski zamanlar' demek için değil, bir çocuğun kendini değerli hissetmesinin ne demek olduğunu hatırlamak için söylüyorum bunları. Ben o bayramlardaki çocuk olarak, kendimi hep değerli hissederdim. Okul bahçesinde, Hükumet Meydanı'nda, resmi geçitlerde marş söylerken, o bayrağın, şiirlerin, sözlerin parçası olduğumu bilirdim.
'Türküm, doğruyum, çalışkanım' diye başlayan, 'Varlığım Türk varlığına armağan olsun' diye tamamlanan andın içinde kendimi bulurdum. Benim diyebildiğim çok şey vardı, feyz alabildiğim çok şey vardı. Gerçekleşeceğinden emin olduğum birçok hayalim vardı. İşte, bir çocuk için bunlar değişmemeliydi.

Sonra 70'ler ve 80'ler. Yıllar geçince, insan çok daha iyi anlıyor ki her birimiz aslında daha iyi bir Türkiye kavgasının içindeymişiz. Bu, bir aidiyetin, bize, bizliğe dair bir kavganın içinden geçmekti. Sonunda başımıza ne gelirse gelsin, büyük Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'te, bize yer olduğunu biliyorduk. İşte, bu da değişmemeliydi. O günlerden bugüne yarım asırdan fazla geçmiş. Çocukluğum, gençliğim uçup gitmiş. Bugün artık hayatımın yeni bir evresinde, milletime hizmetime bir siyasi partinin Genel Başkanı ve bir parlamenter olarak devam ediyorum. Yaşadıklarım, milletimin yaşadıkları, hayal ettiğimizden, ülkü bildiğimizden fersah fersah uzakta. Bu yarım asrın tam yarısında, Türkiye'yi tek başına bir iktidar yönetmiş. 'Milli ve manevi değerlerimiz' demiş, 'milli irade' demiş. 'Aile' demiş, 'kalkınma' demiş, 'adalet' demiş. Hangi mefhumu andıysa; ya sakatlamış, ya hasta etmiş, hatta yok etmiş.

Cuntacıların kapatarak ezdiği milli egemenlik, yetkisiz bir Meclis yaratılarak bu derece istiskal edilmemeliydi. Meclis, meclis olmalıydı. İşte bu da asla değişmemeliydi. Biz, gençlerin, çocukların, bebeklerin bile can güvenliğinden endişe ederken, bu iktidar, hala devleti kurtaracağını vadediyor bize. 25 yılın ardından, kimi neyden kurtaracağını anlayabileceğimi sanmıyorum. Hangi devleti, diye soruyorum haliyle? Temelinde millet olmayan bir devlet yaşayabilir mi? Temelinde aile olmayan bir millet ayakta kalabilir mi? Temelinde fert olmayan bir aile var olabilir mi? Kabahatin, ihlalin, hatta suçun ödüllendirildiği bir ülkede, fert güvende olabilir mi? Bu kadar siyasetçinin, gazetecinin, akademisyenin, gencin tutuklandığı bir ülkede, o fert hayal kurabilir mi? Söz söyleyebilir mi? Hak talep edebilir mi?

Kurtuluş Parkı'nda açlık grevindeki madencilere eşlerinden destek: 'Eşime bir şey olsa çocuklarımın vebalini kim ödeyecek?'
Kurtuluş Parkı'nda açlık grevindeki madencilere eşlerinden destek: 'Eşime bir şey olsa çocuklarımın vebalini kim ödeyecek?'
İçeriği Görüntüle

'Bir daha hiçbir anne ve baba çocuğunu okula korkuyla göndermesin'

Bugün, çatısı altında bulunma şerefini taşıdığımız TBMM'nin ana aktörü olduğu Türk inkılabının, birbirini tamamlayan iki ana çizgisi vardır. İlki, millet temeline dayanan Türk Milli Devleti'ni kurmasıdır. İkincisi ise kişisel imtiyaz düşüncesinin yerine, millet egemenliğinden kaynaklanan Cumhuriyet Devleti'ni kurmasıdır. Bu sebeple egemenlik, millet adına sorumluluk almak demektir. Bu sorumluluk gönüllü alınır. Ama yapılan vazifelerin hesabı zorunludur. O zorunluluk, çocukların hayatını korumak demektir. Onlara anlamlı hedefler göstermek demektir. Aileye ve millete aidiyetleri için gerçek nedenler sunmak demektir. Göklerde uçabilecek uçaklar yapmaları ve onları uçurmaları için, önce göklerinde uçurtma uçurabilecekleri bir Türkiye sağlamak demektir. 23 Nisan işte bu sebeple çocuklara adanmıştır. Disiplinle sevginin, bilimle kültürün, düzenle özgürlüğün, eşitlikle adaletin, bir arada mümkün olabileceğine inanırız. Kendimizi daha iyiye layık görürüz. Bu sebeple Türk Milleti kendisine kati bir yön tayin etmiştir ki, adı Cumhuriyet'tir.

Bugün, 106 yaşındaki bu çatıyı yeniden güçlü kılmak zorunda kaldığımız için hicap, çocukluğumdan beri bana öğretilenlere sadık kaldığım içinse gurur duyuyorum. Bu Meclis'i yeniden milletin sesinin, aklının ve vicdanının, en önemlisi de kudretinin merkezi kılmak, bizim yegâne temennimiz ve mücadelemizdir. Bir daha hiçbir anne ve baba çocuğunu okula korkuyla göndermesin. Bir daha hiçbir şehir, çocuklarının yaşadığı felaketlerle anılmasın. Bir daha hiçbir 23 Nisan'a mahcubiyetin gölgesi düşmesin. Bu duygu ve düşüncelerle; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu Meclis'i kuran iradeyi, Milli Mücadele'nin bütün kahramanlarını rahmetle, minnetle anıyor; 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutluyorum. Yüce Meclis'imizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.'

Kaynak: ANKA