(TBMM) - Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Selçuk Candansayar komisyonda yaptığı konuşmada, 'Ruh Sağlığı Yasası' önerisinde bulundu. Sayar, 'Kahramanmaraş'a baktığımızda, 2023 depremi sonrası bir travma var, toplu yas var, yerinden edilme var, konteyner kentlerde sürdürülen hayat var, afet sonrası hayatın bir türlü olağanlaşamaması var. Bu derin toplumsal yarılmanın Maraş'taki şiddet saldırısına etkisi, ilişkisini görmemiz gerekiyor. Türkiye'nin en yüksek çocuk yoksulluğu oranı Şanlıurfa'da, ruh sağlığı uzmanına erişim son derece kısıtlı, kamusal hizmetler yetersiz ve şiddet tek geçerli çatışma, çözme dili haline gelmiş' diye konuştu.
TBMM Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki Okul Olaylarını ve Dijital Riskleri Araştırma Komisyonu, AK Parti Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt başkanlığında toplandı.
Beyazıt, komisyon üyelerinin 25 Haziran Perşembe günü İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı'nı ziyaret ederek ilgili heyetten dünyada ve Türkiye'de dijital görünüm, Türkiye'nin dijital görünürlüğü ve risk yönetimi, çocukların dijital dünyası, dijital çağda güvenli toplum, dijital platformların çocuk ve gençler üzerindeki etkileri, oyunlar ve suça sürüklenme riskleri, sosyal medya platformlarında çocukları korumaya yönelik önlemler, ülkemizde yaşayan aşırıcılık faaliyetleri, dijital bağımlılık ve siber zorbalık, siber âlemde karşılaşılan tehditler, erişim engelleme kapsamında yapılan çalışmalar, medya okuryazarlığı ve dijital okuryazarlık, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan saldırı sonrası yapılan çalışmalar ile kurumun çalışmaları, koordinasyon ve süreç yönetimiyle ilgili konular üzerinde yapılan sunumları dinleyerek istişarelerde ve değerlendirmelerde bulunduğu kaydetti.
Ayrıca, Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından özellikle çocuk ve gençler üzerinde teknoloji bağımlılığı ve siber zorbalığı önlemek, güvenli ve bilinçli internet kullanımı sağlamak amacıyla kurulan SİBERAY Programı kapsamında yapılan çalışmaları bilinçlendirme faaliyetleri ve hedeflediği çalışmalar hakkında bilgi alındığı belirtildi.
Sekizinci toplantısında Sosyoloji Derneği Başkan Yardımcısı ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Sosyoloji Bölümü Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilay Kaya, Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Candansayar, Türkiye Yeşilay Cemiyeti Akademi Direktörü Hakan Çetin, Hukuki Araştırmalar Derneği adına Konya Şube Başkan Yardımcısı Avukat Fatih Ruşen ve İstanbul Aile Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Üner Karabıyık sunum yaptı.
KAYA: OLAYLARIN BİÇİMİ MÜNFERİT GÖRÜLEBİLİR ANCAK OLAYLARIN ORTAYA ÇIKTIĞI ZEMİN YAPISALDIR
Sosyoloji Derneği Başkan Yardımcısı ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Sosyoloji Bölümü Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilay Kaya, Türkiye'de okul şiddetindeki artışı yalnızca bireysel öfke, psikolojik kırılganlık ya da tekil güvenlik zaaflarıyla açıklamanın artık yeterli olmadığını belirterek 'Karşı karşıya olduğumuz olgu, okul, aile, mahalle, akran gurupları, dijital platformlar ve toplumsal eşitsizliklerin kesişiminde şekillenen, çok katmanlı bir sosyal risk alanıdır karşımızdaki olay. UNESCO'nun da yaptığı çalışmalar, okul şiddeti ve zorbalığın tek tek öğrencilerin dijital davranışları olmadığını, tek tek bu okul şiddeti, öğrencilerin davranışlarından ibaret olmadığı; okul ortamı, kurumsal normlar, toplumsal güç ilişkileri ve dijital etkileşimlerle birlikte ele alınması gerektiğini de vurgulamaktadır' dedi.
'Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da yaşanan olaylar münferit midir yoksa yapısal bir dönüşümün işareti midir?' sorusunun sorulması gerektiğine dikkati çeken Prof. Dr. Kaya, 'Burada dikkatli bir ayrımı yapmak gerekir ki her olayın kendine özgü koşulları olabilir. Dolayısıyla, olayların biçimi münferit görülebilir ancak bu olayların ortaya çıkmasına imkan veren zemin büyük ölçüde yapısaldır. Çünkü bugün çocukların çatışma deneyimi artık sadece okul koridorlarında yaşanmamakta, dijital mecralarda başlamış bir dışlanma, aşağılanma ya da tehdit okulda fiziksel gerilime dönüşebilmekte hatta okulda yaşanan bir olay ise birkaç dakika içinde sosyal medya ve mesajlaşma grupları aracıyla büyütülmekte ve yeniden yeniden üretilmektedir' diye konuştu.
Prof. Dr. Kaya, Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) yaptığı araştırmalarda da yaklaşık her altı okul çağındaki çocuktan birinin siber zorbalığa maruz kaldığını belirterek 'Siber zorbalık oranları da önceki dönemlere göre giderek artış göstermektedir. Sosyolojik bağlamda, sosyal eşitsizliklerin ve dışlanmanın okul dışı ilişkilere de yansımasıdır. Yine UNESCO'nun bir yaklaşımı, bize zorbalığın yalnızca kişilerarası değil, güç dengesizliğine dayanan sosyal bir süreç olduğunu da vurgulamaktadır. Yoksulluk, yerel dışlanma, etnik ya da kültürel damgalanma, başarısızlık korkusu, okuldan kopuş riski ve aile içi gerilimler çocukları hem mağduriyet hem de faillik açısından daha da kırılgan hale getirmektedir' ifadelerini kullandı.
CANDANSAYAR: YAKIN ARKADAŞI OLMAYAN ERGENLERİN ORANI 1990'DA YÜZDE 7 İKEN BUGÜN 19
Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Candansayar, okulların güvenli alan olmaktan çıkıp çocuğun her an başına bir şey gelebileceği bir şiddet riski olan yere döndüğünü söyleyerek 'Burada en belirleyici etken makro kültürel yapısal katman. Ne bunlar? Yoksulluk, yoksunluk, geleceksizlik hissi şiddeti bazen tek çözüm gibi algılatıyor. Sosyal dışlanma, akran zorbalığı en önemli risk etkenleri. Kamu hizmetleri azalırsa şiddet normalleşiyor, cezasızlık kültürü de yapısal bir zemin hazırlıyor, ceza almazsa devam ediyor. Bu yüzden de bireyi tedavi etmek, okul saldırısı ve şiddetini engellemede çok bir işe yaramıyor. Çocuğun içinde yaşadığı toplumsal bağlamı değiştirmek çok önemli' dedi.
Türkiye'de yakın arkadaşı olmayan ergen oranının 1990'da yüzde 7 iken bugün yüzde 19 olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Candansayar, 'Her beş ergenden birine sorduğunuzda 'Benim hiç yakın arkadaşım yok' diyor. Bu kadar büyük bir yalnızlaşma olduğunu gösteriyor. Dijital platform şirketleri bu krizin yapısal üreticileri, bile isteye yapıyorlar. Hepimizin bildiği sonsuz kaydırma hareketi beynimizde sürekli dopamin salgılatır ve kaydırmadan duramayız, uykumuz kaçar, saatlerce bu hareketi yapmak zorunda hissederiz kendimizi çünkü gördüğümüz görüntü değil, parmağımızdaki hareket aslında beynimizi uyarır. Mutlaka okullarda medya okuryazarlığı dersleri yeniden müfredatla entegre edilmeli, nefret söylemi ve şiddet içeriği için çocuk hakları odaklı yaş filtreleme zorunlu hale gelmeli, çocuklar nefret söylemiyle medyada ve sosyal medyada karşılaşamamalılar bile' diye konuştu.
Prof. Dr. Candansayar, Türkiye'de üzerine komisyon kurulmasına sebep olan iki olaya bakılması gerektiğini belirterek 'Kahramanmaraş'a baktığımızda, 2023 depremi sonrası bir travma var, toplu yas var, yerinden edilme var, konteyner kentlerde sürdürülen hayat var, afet sonrası hayatın bir türlü olağanlaşamaması var. Bu derin toplumsal yarılmanın Maraş'taki şiddet saldırısına etkisi, ilişkisini görmemiz gerekiyor. Belki kolektif yaz süreçlerini, onarıcı kamusal politikaları uygulamak gerekiyor. Sadece güvenlik önlemi hiçbir işe yaramıyor' dedi.
'TÜİK VERİLERİNE GÖRE, GÜVENLİK BİRİMLERİNE 2024 YILINDA 202 BİN SUÇA SÜRÜKLENMİŞ ÇOCUK GELDİ'
Şanlıurfa'nın ise Türkiye'nin en yüksek çocuk yoksulluğu oranına sahip olduğunu söyleyen Prof. Dr. Candansayar, şu ifadelere yer verdi:
'Şanlıurfa yine kendine özgü bir şehir. Türkiye'nin en yüksek çocuk yoksulluğu oranı Şanlıurfa'da, ruh sağlığı uzmanına erişim son derece kısıtlı, kamusal hizmetler yetersiz ve şiddet tek geçerli çatışma, çözme dili hâline gelmiş. Yapısal yoksunluğu gidermek gerekiyor yoksa 'Urfalılar şöyledir' gibi kültürel, ahlaki açıklamalar bu problemin gerçek kaynağını görmemizi engelliyor. Türkiye İstatistik Kurumunun 2024 verisinde 2024 yılında Türkiye'de güvenlik birimlerine 612 bin çocuk geliyor ve bunlardan 202 bini suça sürüklenmiş çocuk. Bu rakamlar çok büyük rakamlar ve bir önceki yıla göre yüzde 10'a yakın bir artış olmuş durumda. Nedir problemlerimiz? Yapısal kırılganlıkları var ülkemizin. Bir, uzman sayımız çok az, disiplinler arası yapı çözülmüş durumda, psikiyatrist, klinik psikolog, sosyal hizmet uzmanından oluşan ekip anlayışı kamuda büyük ölçüde ortadan kalkmış durumda, kamu hastanelerinde ve kamu kurumlarında bu üç disiplin bir arada çalışamıyor. Türkiye'de hâlâ daha coğrafi ve sınıfsal eşitsizlik var, uzmanlar büyük şehirlerde ve özel sektörlerde yoğunlaşmış durumdalar; dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocukların hizmete erişimi fiilen neredeyse sıfır. Psikolojik danışma ve rehberlik servislerinin işlevi kaybolmuş durumda, idari görevlerle uğraşıyorlar, klinik müdahale kapasiteleri son derece sınırlı.'
Prof. Dr. Candansayar, politika ve mevzuat önerilerini paylaşarak 'Ruh Sağlığı Yasası' önerisinde bulundu. Yasa önerisine göre Sayar, er okula tam zamanlı psikolojik danışma rehberlik uzmanı, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, çocuk psikiyatristlerinin düzenli süpervizyonu, ücretsiz psikoterapi hakkı verilmesi gerektiğini kaydederek 'Dijital denetim mutlaka düzenlenmeli, entegre erken uyarı sistemlerinde eğitim, sağlık, sosyal hizmetler arasında bir bağ kurulmalı, sorumlu medya standartları mutlaka getirilmeli, onarıcı adalet çerçevesi olmalı, akran zorbalığında cezalandırıcı değil, onarıcı, topluluk bağlarını, dayanışmayı, aidiyet hissini geliştirici programlar yürütülmeli. Mutlaka insan kaynağına yatırım yapılması, dezavantajlı ve afet bölgelerine uzman istihdamı, telepsikiyatri altyapısının mutlaka güçlendirilmesi, Çocuk Koruma Kanunu'nun da işlevselleştirilmesi gerekiyor; bürokratik gecikmeler var. Sosyal hizmet uzmanları okul ekiplerine sistematik olarak entegre edilmelidir' dedi.
ÇETİN: ''DİJİTAL BAĞIMLILIKLAR DİREKT ŞİDDETE NEDEN OLUR' BAĞLANTISI ÇOK DOĞRU BİR BAĞLANTI DEĞİL'
Türkiye Yeşilay Cemiyeti Akademi Direktörü Hakan Çetin, 'dijital bağımlılıklar okul içi şiddete neden oluyor' söyleminin doğru olmadığını söyleyerek 'Dijital bağımlılıklarla ilgili ve şiddet olaylarıyla ilgili aslında algoritmayı şöyle kurmak doğru olur. 'Dijital bağımlılıklar okul içi şiddete neden oluyor' dan ziyade 'Dijital bağımlılıklar kişilerin duygu düzenleme becerilerini, öz denetimlerini, empati becerilerini düşürüyor; bununla birlikte öfkeyi, saldırganlık davranışlarını arttırıyor ve bu da beraberinde okul içi şiddete neden oluyor' diye bir kurguyla ilerlersek daha iyi bir nedensellik ilişkisi kurmuş oluruz diye düşünüyorum' dedi.
Bu konuda nedenselliğin doğru kurulması gerektiğini belirten Çetin, ''Dijital bağımlılıklar okul içi şiddete neden oluyor' bağlamını kurmadan önce arada bazı değişkenleri de atlamadan bağlantıyı kurmanın önemli olduğundan bahsettim yani doğru bir yere kurmak lazım çünkü kişilerin zaten halihazırda bazı ailevi ve yapısal kendi problemleri varsa bireysel problemleri varsa dijital bağımlılıklar sadece bunu tetikleyen noktada olabiliyor ama 'Dijital bağımlılıklar direkt şiddete neden olur' bağlantısı literatürde çok doğru bir bağlantı değil' diye kaydetti.





