(ANKARA) - Türkiye İşçi Partisi Engelli Hakları Komisyonu, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü'ne ilişkin yaptığı açıklamada, 'Bu ülkede yaşayan herkes ya bu sorumluluğun parçası olacak ya da bu eşitsizliğin ortağı olmaya devam edecektir. Farkındalık bir gün değil, bir yaşam biçimidir. Haklar ertelenemez, görmezden gelinemez, sembolik günlere hapsedilemez. Artık söz değil, sorumluluk zamanı. Artık vitrin değil, eşit yaşam zamanı. Artık bir gün değil, her gün mücadele zamanı. Aksi halde 2 Nisan; farkındalık günü değil, toplumsal vicdanı susturmak için anlatılan bir masal olarak kalacaktır' ifadesini kullandı.
Türkiye İşçi Partisi Engelli Hakları Komisyonu, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla 'Ya sorumluluğun parçası olacağız, ya eşitsizliğin ortağı. Bir gün değil, her gün mücadele' başlıklı yazılı açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
'2 Nisan'da 'farkındayız' demek kolay. Zor olan, yılın geri kalan 364 günü sorumluluk almaktır. Bu ülkede otizmli bireyler için gerçek değişim yaratma iradesi göstermeyen herkesin 'farkındalık' söylemi, boş bir sözden ibarettir. Açık konuşuyoruz: Otizmli bireyler bu ülkede sistemli bir biçimde yalnız bırakılıyor. Eğitimde, istihdamda, kamusal yaşamda yok sayılıyor; hakları kağıt üzerinde bırakılıyor. Saray rejiminin bir yandan komisyonlar kurup diğer yandan en temel hakları gasp etmeye devam ederken 'farkındayız' demesi; yalan masalarında yazılmış bir masaldan başka bir şey değildir. Bu masalın karşısında gerçek olan tek şey, yılın 364 günü yok sayılan hayatlar ve taşınmak zorunda bırakılan ağır bir sorumluluktur.
Bu yıl 2 Nisan'a yalnızca ülke içindeki eşitsizliklerle değil, aynı zamanda Orta Doğu'da süren kanlı emperyalist saldırıların gölgesinde giriyoruz. Savaşın yarattığı yıkım yalnızca şehirleri değil, bedenleri ve hayatları da parçalamakta. Savaşlar bir yandan sakat bedenler üretirken, diğer yandan her türden engelli ve nöroçeşitli bireyi en sert biçimde vuruyor. Sağlık hizmetlerine erişimin çökmesi, bakım ağlarının dağılması, zorunlu göç ve yoksulluk; engelli bireyler için yaşamı daha da ağırlaştırıyor. Bu gerçek, engellilik meselesinin yalnızca sosyal değil, aynı zamanda savaş, yoksulluk ve emperyalizmle doğrudan bağlantılı politik bir mesele olduğunu açıkça göstermekte.
'Artık söz değil, sorumluluk zamanı'
Her yıl tekrarlanan etkinlikler, paylaşılan mesajlar ve gösterilen sözde hassasiyet; gerçeği değiştirmiyor. Bu düzen, farkındalık üretmiyor; sorumsuzluğu normalleştiriyor. Ve herkesin yüzleşmesi gereken bir gerçek var: Bu yükü gerçek anlamıyla büyük ölçüde taşıyan ailelerdir ve bilhassa kadınlar, annelerdir. Devletin yapmadığını yapmak zorunda bırakılan, sistemin açığını kapatan, görünmeyen emeğiyle ayakta duran kadınlar, anneler: Bu tablo bir eksiklik değil, açık bir sosyal devlet çöküşüdür.
Buradan bir çağrı yapıyoruz: Bu ülkede yaşayan herkes ya bu sorumluluğun parçası olacak ya da bu eşitsizliğin ortağı olmaya devam edecektir. Farkındalık bir gün değil, bir yaşam biçimidir. Haklar ertelenemez, görmezden gelinemez, sembolik günlere hapsedilemez. Artık söz değil, sorumluluk zamanı. Artık vitrin değil, eşit yaşam zamanı. Artık bir gün değil, her gün mücadele zamanı. Aksi halde 2 Nisan; farkındalık günü değil, toplumsal vicdanı susturmak için anlatılan bir masal olarak kalacaktır.'