(TBMM) - YENİ Parti İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'i protesto ettikleri için iki öğrencinin tutuklanmasına ilişkin, 'Türkiye böyle bir Milli Eğitim Bakanını hak etmemektedir. Nevin ve Nehir sana çok doğru söylemişler, az bile söylemişler: 'Bize gelecek yoksa, sana huzur yok.' Öğrencileri serbest bırakın, ülkenin geleceğini açın ve bir zahmet görevinizin gereğini yerine getirin' dedi.
Özçağdaş, iki öğrencininin Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'e istifa çağrısında bulundukları gerekçesiyle gözaltına alındıklarını belirtti.
'Ne bekliyordun Yusuf Tekin? Onların geleceğini karartacaksın ama onlar sana itiraz etmeyecekler mi? Düşüncelerini paylaşmayacaklar mı?' diye soran Tekin, öğrencilerin derhal serbest bırakılması gerektiğini söyledi.
Türkiye'deki milli eğitim sisteminin çok köklü olduğunu aktaran Özçağdaş, 1921'de Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde düzenlenen kongrede ülkedeki eğitim sistemine ilişkin sorunların konuşulduğunu hatırlattı. Böylesine köklü bir sistemin Yusuf Tekin ve arkadaşlarının elinde 'inim inim inlediğini' söyleyen Özçağdaş, milli eğitimin geldiği noktanın Türkiye için umutsuzluk verici olduğunu aktardı.
Okullardaki temizlik görevlisi eksikliğine dikkati çeken Özçağdaş, okullarda yaşanan saldırıların artması sonrasında 'bahçe güvenlik görevlisi' personelinin 'icat edildiğini' anlattı. Özçağdaş, 'Onu da 31 bin ilan edip 25 bin kişi aldılar. Üstelik hiçbir deneyimi olmayan insanlarla yola çıktılar' ifadelerini kullandı.
'YUSUF TEKİN, BİRAZ UTANMA OLSA İSTİFA EDERDİN'
Özçağdaş, şunları söyledi:
'Hemşire yok, kendileri söz verdiği halde rehber öğretmen yok, yeterli öğretmen yok. Millî Eğitim Akademisi icadı nedeniyle bu sene atama da yapılmadı, 100 bin ücretli öğretmen var. Asgari ücretin altında maaş alan öğretmenlerle sistem devam ettirilmeye çalışılıyor. Yıllardır uyarılarımızı dinlemeyenler, bütçe önerilerimize, yasa tekliflerimize, soru önergelerimize, araştırma önergelerimize cevap vermeyenler, reddedenler; yaşadığımız okul saldırılarından sonra hiçbir şey yapmadıkları gibi 'Saldırı içeride miydi, dışarıda mıydı?' gibi akla ziyan açıklamalar yapıyorlar. Dünyanın herhangi bir ülkesinde biraz meslek etiği olan, ahlaki değeri olan bir Milli Eğitim Bakanı, 62 olayda 51 kişinin ölmesinden sonra görevinde kalmazdı, istifa ederdi.
Nevin ve Nehir'in Yusuf Tekin'e 'İstifa et' demesine gerek yok. Ey Yusuf Tekin, senin Milli Eğitim Bakanlığı döneminde 51 kişi; çocuk, öğretmen, veli, okullarda ve eğitim alanlarında hayatını kaybetti. Biraz utanma olsa, biraz değer olsa zaten istifa etmen gerekir, Nevin ve Nehir'e, iki genç yavrumuza ne gerek kalsın? Ama nerede... Tabii evlatlarımız böyle olunca ya suç faili oluyorlar ya mağdur oluyorlar. Güvenlik birimlerine gelen raporlara göre 2025 yılında çocuklarımızın karıştığı yaklaşık 610 bin olay oldu. Olaylarda 267 binden fazla çocuk mağdur, 200 bine yakın çocuk fail olarak kayıtlara geçti. Sadece 2010 yılında bu rakamların biri sadece 83 bindi, diğeri 76 bindi. 76 bin nerede, 263 bin nerede?'
'RTÜK GİBİ HUKUK DIŞI BİR KURUMU DİJİTALDE KURMANIZA İZİN VERMEYİZ'
TBMM Suç Riski Altındaki Çocukların Korunması ve Çocuk Suçluluğunun Önlenmesi Araştırma Komisyonu'nun çalışmalarına da değinen Özçağdaş, şöyle konuştu:
'Okul saldırılarını önlemek, şiddeti sonlandırmak için yapıcı ve sürekli önlemlere ihtiyacımız var. Biz muhalefet olarak bu konuda defalarca iktidarı uyardık, araştırma komisyonları kurulması teklifi verdik, reddettiler. Ne zaman ki Kahramanmaraş'ta elim bir olay yaşadık, bir öğretmen ve dokuz öğrencimizi kaybettik, apar topar komisyon kurdular. Geçen hafta komisyonun yeni başkanı İsa Mesih Şahin açıklamasında, bu olayları önlemek için dijital mecraları denetleyecek RTÜK benzeri bir kurul oluşturulmasını önereceklerini söylemiş. Sayın Şahin, bizim böyle bir önerimiz yok. Yeni kurulda yer aldık ama size yeni bir RTÜK imkanı falan vermeyiz. Muhalif kanalları kapattırdınız, ceza yağdırdınız, iktidarınıza yönelik eleştirileri şiddetle bastırdınız. RTÜK gibi hukuk dışı bir kurumu şimdi dijitalde kurmanıza izin vermeyiz. Türkiye'nin sosyal medya mecralarını kapatmaya neden olacak, 'halkı kin ve nefrete sürüklemek' diye bir suç icat ettiniz; gazeteciler mahkemelerden, cezaevinden kurtulamıyor. Bu komisyonun öyle bir gündemi yok, buradan komisyon üyelerine de sesleniyorum: Yeni bir AKP icadı çıkarmayın.
ORTAK YAZILI SINAV SİSTEMİ VE 10 KASIM ELEŞTİRİSİ
Tüm bunlar yaşanırken Milli Eğitim Bakanlığı neyle gündemde? Ortak yazılı sınav sistemi. Peki bu ortak yazılı sınavlardan bir tanesi hangi tarihe getirilmiş? 10 Kasım tarihine getirilmiş. Neden? Çünkü Yusuf Tekin her sene Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ölüm yıl dönümünde bir icat çıkarır. İki sene boyunca tatile denk getirdi, büyük tepki gelince geçen sene Mecliste Plan ve Bütçe Komisyonunda 'Artık 10 Kasımlarda böyle bir uygulama olmayacak' dedi. Buradan söylüyorum; Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanı bir Atatürk düşmanıdır, bir Cumhuriyet düşmanıdır ve her fırsatta, her 10 Kasım'da kötü bir kararla, Atatürk'ün aziz anısına karşı bir kararla karşımıza çıkmaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığı, 16 Ekim 2026'da ortak yazılı sistemi adı altında sistemini tanıttı. Tarihe bakın, dönemin ortasında... Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli gibi hiçbir bilimsel altyapısı olmayan uyduruk modellerini de herhangi bir bilimsel çalışma veya pilot proje yapmadan uygulamaya geçirmişlerdi. Bir ülkenin çocuklarının tamamı, hiçbir pilotu yapılmayan eğitim programlarına maruz kaldılar. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey olmaz.
'BU DURUM ÖĞRETMEN ÖZERKLİĞİN AÇIKÇA ORTADAN KALDIRMAKTADIR'
Sınavlar yapay zeka destekli bir sistem aracılığıyla merkezi hazırlanacakmış. Öğretmenler her bir öğrenci için sisteme her soruya ait sınav sonuçlarını ayrı ayrı girmek zorunda. Yani ortalama 5 sınıfın dersine giren bir öğretmen, 6 bin sorunun verisini sisteme girmek durumunda. Öğretmene yarattığınız iş yüküne bakın. Okullardaki alan zümreleri iki özgün soru hazırlayarak EBA sistemine girecek ve sınavdaki diğer soruların zorluk derecelerini belirleyecek. Ancak zorluk derecesinin işlemsel, istatistiksel bir çaba gerektirdiği ortadayken, öğretmenlerin bu aşamada sadece tahminle sınırlı kalacağı açık değil mi? Öğretmen kendi dersinin sınav sorusunu hazırlama yetkisini kaybetmekte ve kendi anlattığı dersin sınavını soramaz duruma düşmektedir. Öğretmenin pedagojik birikimi yok sayılmakta, mesleği veri giren bürokratik, teknik bir işleme indirgenmektedir. Tabii Yusuf Tekin'in hayalinin bu olduğunu biliyoruz. Öğretmeni kendisinin gönderdiği, kerameti kendinden menkul, hiçbir bilimsel arka planı olmayan, kimin yazdığı belli olmayan, hiçbir referansı olmayan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli gibi modellerin sadece anlatıcısı haline düşüren akıl almaz bir kafa. Açık uçlu soruların sisteme işlenmesi, kazanım eşleştirmeleri ve dijital süreçler öğretmenin iş yükünü artırarak asıl görevi olan eğitime odaklanmasını engelleyecektir. Bu durum öğretmen özerkliğini açıkça ortadan kaldırmaktadır.'
Açık uçlu sorularda binlerce öğretmenin aynı derecede puanlama anahtarını ülke genelinde aynı esneklikle uygulayabilmesi imkansızdır. Bu nedenle puanlama yanlılık ve adaletsizlik doğuracaktır. Peki Türkiye bunu nerede görmüştü? Yusuf Tekin'in mülakat sorularının da aynı bu şekilde farklı jürilerle değerlendirilmesi, jüri farklılıkları nedeniyle 1611 öğretmenin mülakat mağduru olmasına ve o 1611 öğretmenin yıllarca uğraşmasına neden olmuştu.
'UMARIM MERKEZİ BİR OPERASYONLA BU SORULAR DAĞILMAZ'
Bir başka mesele... Merkezi sınavların güvenilirliğini koruma beceriniz ortada. Siz geçen yıl LGS sınav sorularını çaldırmış, önce utanmadan reddetmiş, sonra kabul etmek zorunda kalmış, yetkilileri görevden almış, 28 kişi hakkında yasal soruşturma başlatmış ve ne söylediysek eninde sonunda kabul etmiş bir heyetsiniz. Geçenlerde KPSS'de yaşanan rezillikler ortada. Bu merkezi sınavlardaki soruları önceden kendi yandaşlarınıza kaptırırsınız. En iyimser olarak söyleyebileceğim, umarım merkezi bir operasyonla bu sorular dağılmaz çünkü bu milletin size hiçbir güveni yok.
Sonuç olarak eğitimdeki köklü değişiklikler öyle tepeden inerek yapılmaz. 'Ben yaptım oldu bakanlığı' da olsanız önce bu çalışmaları üniversitelerle işbirliği içinde, ölçme-değerlendirme uzmanlarıyla görüşerek yapacaksınız. Belirli bir bölgede pilot uygulamasını yapacaksınız, sonuçlarını göreceksiniz, ondan sonra uygulamaya başlayacaksınız. Öğretmenlere körü körüne soru seçtirmek yerine zümrelere kendi okullarının seviyesine uygun özgün ve esnek ölçme araçları geliştirme alanı tanımak zorundasınız. Sınavı merkezileştirerek başarıyı artırma çabasından ziyade okulların fiziki altyapı ve imkan eksikliklerini gidermeye çalışmalısınız. Sınavlar öğrencileri yarıştıran ve etiketleyen birer yöntem olmaktan çıkarılmalıdır, öğrencilerin eksikliklerini kapatmaya yönelik bir rehberlik aracıdır. Önce bu kafayı değiştireceksiniz.
Türkiye böyle bir Milli Eğitim Bakanını hak etmemektedir. Nevin ve Nehir sana çok doğru söylemişler, az bile söylemişler: 'Bize gelecek yoksa sana huzur yok.' Öğrencileri serbest bırakın, ülkenin geleceğini açın ve bir zahmet görevinizin gereğini yerine getirin.'





