(TBMM) - DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 'Gerçekten enflasyonla mücadele etmek istiyorsanız bunun yolu bellidir. Kemer sıkmak istiyorsanız bunu işçiden, memurdan, emekliden değil önce devletin harcamalarından başlatın. İhalelerdeki savrukluğu bitirin, kamuya yük olan lüksten feragat edin. 'İtibardan tasarruf olmaz' diyor bunu diye diye ülke bu hale geldi. En önemlisi de üretimi destekleyin üretimi ancak böyle düzeltirsiniz ekonomiyi. Üretimi desteklemeden, ürün bolluğunu sağlamadan bu ülkede enflasyon düşmez' dedi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Partisi'nin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nü kutlayarak sözlerine başlayan Babacan, 'Bir ülkenin gerçek gücünü forslarının önünde verilen pozlardan anlayamazsınız, lüks makam odalarında verilen karelerden de göremezsiniz. Ülkenin gerçek gücü sabahın ilk ışıklarında işe giden besmele ile vardiyasına başlayan, yeraltında, yerüstünde nefes tüketen emekçilerdir. Eğer emekçi yorgunsa ülke de yorgundur' diye konuştu.
Tazminat, maaş ve özlük haklarının ödenmesi talebiyle Kurtuluş Parkı'nda açlık grevi yapan Doruk Madencilik işçilerine ilişkin konuşan Babacan, şunları söyledi:
'Yerin altında ömür tüketen insanlar yerin üstünde açlığa mahkum oldular. Dün uzlaşma sağlandığı söylendi, sözler verildi. Göreceğiz, hepsinin takipçisi olacağız. Biliyorsunuz her 1 Mayıs Türkiye'de gerginliklere sahne olur. Öyle anlaşılıyor ki ülkeyi yönetenler 1 Mayıs'ta beklenen gerginliklerle bu protestoların birleşmesini istemediler apar topar 'sorun çözüldü' dediler. Umarız verilen sözler tutulur, taahhütler yerine gelir, madencilerimizin hakları teslim edilir.'
'Bu kötü yönetim, bu iş bilmez kadro ülkeyi gerçekten perişan etti'
Babacan, ülkede fakirliğin derinleştiğini ifade ederek, şöyle devam etti:
'İnsanlar çalışıyor ama geçinemiyor. Emek var, karşılığı yok. Pazara çıkan vatandaş fiyat etiketlerine bakıp geri dönüyor. Emeklimizin maaşı ayın ortasında tükeniyor. Gençler hayal kurmak yerine yarınlarla ilgili büyük kaygılar yaşıyoruz. Bu kötü yönetim, bu iş bilmez kadro ülkeyi gerçekten perişan etti. Biliyorsunuz Sayın Erdoğan'ın bir zamanlar iktidara gelmeden önce bir çay simit hesabı vardı. Derdi ki, 'beş kişilik bir aile üç öğün sadece çay simit yese bunun toplam bir aylık masrafı asgari ücretin üzerinde' derdi. Şimdi ben tam da Sayın Erdoğan'ın o günkü iktidara söylediklerini şimdi kendisine söylüyorum çünkü Başkanlık Sistemi ülkeye geldiğinden bu yana tek yetkili, o tek imzayla aklına gelen her şeyi yapıyor. Bırakın attığı imzayı, dönüyor yargıda da başkalarının attırdığı tek imzalarla aklına geleni yapıyor. Kendi ifadeleriyle bugün kendisine sesleniyorum, 'Bu zalim yönetim bu aziz millete bir çayla simidi layık görmüyor.' Asgari ücret çayla simide bile yetmiyor. İşte ülkenin ekonomik durumu, ekonomik tablosu bu.'
'Adaleti yok edip bu ülkenin ekonomisini düzeltemezsiniz' diyen Babacan, 'Gerçekten enflasyonla mücadele etmek istiyorsanız bunun yolu bellidir. Kemer sıkmak istiyorsanız bunu işçiden, memurdan, emekliden değil önce devletin harcamalarından başlatın. İhalelerdeki savrukluğu bir bitirin, kamuya yük olan lüksten feragat edin. 'İtibardan tasarruf olmaz' diyor bunu diye diye ülke bu hale geldi. En önemlisi de üretimi destekleyin üretimi ancak böyle düzeltirsiniz ekonomiyi. Üretimi desteklemeden, ürün bolluğunu sağlamadan bu ülkede enflasyon düşmez' değerlendirmesinde bulundu.
'İktidardakilere sesleniyorum, sizin bu millete bir kastınız mı var arkadaş?'
Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın taksimetrelerle entegre Ödeme Kaydedici Cihaz (ÖKC) kullanımını 1 Eylül 2026'dan itibaren zorunlu hale getiren düzenlemesine tepki gösteren Babacan, 'Muhasebecisiydi, beyannamesiydi derken küçük bir taksici esnafını vergiye ve kırtasiyeye boğuyorlar. Bu adalet mi? Bu ekonomi politikası mı? İktidardakilere sesleniyorum, sizin bu millete bir kastınız mı var arkadaş? Ne yaptığınızı bilmiyorsunuz derdiniz nedir sizin?' dedi.
Türkiye'ye yurt dışından gelen yatırımlara ilişkin, 'Bu ülkeye insanlar neden gelip doğrudan yatırım yapmıyorlar, sadece faiz için gelip gidiyorlar?' diye soran Babacan, şunları kaydetti:
'Bize faydası olan kalıcı sermaye güven, istikrar, öngörülebilirlik, hızlı ve adil işleyen bir yargı sistemi, adil bir rekabet ortamı, şeffaflık ister, hukuki güvenliğin olduğu bir mülkiyet düzeni ister. Şimdi düşünün, gazetecilerin, yazarların, siyasetçilerin, iş insanlarının en küçük bir eleştiride dahi gözaltına alındığı, tutuklandığı bir ülkeye sermaye niye gelsin? Ülke ekonomisine dair göstergelerin hayal mahsulü olduğu bir ülkeye sermaye niye gelsin? Nitelikli iş gücünün, beyinlerin yarınlarını başka yerlerde aradığı bir ülkeye sermaye niye gelsin? Ağaca, denize, nehre, göle, doğaya, hayvanlara hele hele insan hayatına saygı duyulmayan bir ülkeye sermaye niye gelsin? Dışarıdan bakıldığında Türkiye ekonomisi tam bir talan ekonomisi olarak görünüyor. Bu ülkenin yerli sermayesi bu ülkeden kaçarken dışarıdan sermaye getirmeye çalışıyorlar. Kaçana 'eve dön' diyorlar. Sen o kaçanın kaçma sebeplerini ortadan kaldırdın mı? Kaçan niye kaçtı bunu masaya yatırdın mı? O sebepler ortadan kalkmadan niye gelsin? Siz her Allah'ın günü hukuku çiğnerken kimse güvenip bu ülkeye parasını getirmez, faizciler hariç.'
'Fırsat eşitliğinin olmadığı, ekonominin güven vermediği bir düzende gençler suç örgütlerinin ağını düşüyor'
'Hiçbir uyuşturucu şebekesi bürokrasinin ve siyasetin desteğini almadan varlığını sürdüremez' diyen Babacan, son dönemde uluslararası uyuşturucu baronları ve organize suç örgütü liderlerinin Türkiye'de yakalanmasına ilişkin, şunları söyledi:
'Bu şebekeler nasıl bu kadar rahat hareket edebiliyor? Bu tabloya kimler müsaade ediyor ve nihayetinde kimler çıkar sağlıyor? Gerçekten dehşet verici bir tabloyla karşı karşıyayız. Her köşe başında torbacı var, okul önlerinde, park köşelerinde, sokak aralarında uyuşturucu satıcıları cirit atıyor. Adalet Bakanlığı'nın verilerine göre sadece 2025 yılında 332 bin çocuk suça sürüklenmiş durumda. Kriz üstüne kriz yaşayan, eğitim sistemi zayıflayan, sosyal koruma mekanizmaları yetersiz kalan bir ülke aynı zamanda suçun da yaygınlaşması için uygun bir zemine dönüşür bugün yaşadığımız tam da budur. Ekonomik sıkışmışlık, eğitimde fırsat eşitsizliği, ailelerin giderek zorlaşan yaşam koşulları, bunların hepsi bir araya geldiğinde çocuklarımız ve gençlerimiz daha da savunmasız hale geliyor. Fırsat eşitliğinin olmadığı, ekonominin güven vermediği bir düzende gençler suç örgütlerinin ağını düşüyor. Eğer birileri 'Dünyada bu işten para kazanan var mı? Var. Nasıl olsa uyuşturucu alınıyor, satılıyor. Birileri kazanıyorsa bunu niye başkasına kaptıralım, biz Türkiye'de kazanalım' diyorsa, bunun vebalinin büyük olduğunu unutmasınlar.'




