Haber: Berfin BAYSAN - Kamera: Akın KÜÇÜKKURT
(İZMİR) - Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, 'Atatürk konusunda taviz vermeyen bütün siyasi partileri, Cumhuriyet'in kuruluşu konusunda taviz vermeyen bütün siyasi partileri ben aslında bir arada olmaya davet ediyorum ki Türkiye normalleşsin, hukuk devleti kurulsun ve bu çöküş dönemi, bu çürüme dönemi sona ersin' ifadelerini kullandı.
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, İzmir'in Buca ilçesinde partisinin ilçe başkanlığı binasının açılışına katıldı. Açılışın ardından ANKA Haber Ajansı'na konuşan Özdağ, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Maden işçilerinin Ankara'da devam eden eylemine değinen Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, 'Maden işçileri ücretlerini istiyorlar. Emeklerinin karşılığını istiyorlar. Aylardır çalışıyorlar ve ücret alamıyorlar. Bu onların en doğal hakkı. Kim olsa bunu yapar. Yani başka çareleri kalmamış ki insanların gelip Ankara'nın ortasında yetişkin insanlar protesto amacıyla toplanıyorlar ve protesto amacıyla üstlerindeki gömlekleri, atletleri çıkartıp oraya yazı yazıyorlar. Yani bu ne kadar çaresiz olduklarının göstergesi. Birbirine sarılıp ağlayan baba ve çocuk sahnesi... Erdoğan, Türkiye'nin ekonomik gücünün 1,6 trilyon dolara çıktığını ifade ediyor. Buradan da açlık fotoğrafları geliyor. Evet, Türkiye'de küçük, yüzde 10 civarında gittikçe zenginleşen bir azınlık var ama bir de yüzde 90 fakirleşme süreci içerisinde olan çok geniş bir kitle var. Özetle, ekonomiden manzara dediğiniz zaman esas göz önünde olan durum bu vaziyette' dedi.
'Devletin görevi yurttaşları korumaktır'
Gülistan Doku soruşturması kapsamında eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in tutukluluğu hakkında konuşan Özdağ, şunları kaydetti:
'Devletin görevi yurttaşları korumaktır. Onların mal ve can güvenliğini sağlamaktır. Devletin en yüksek temsilcisi validir. Vali, hükümetin değil, devletin temsilcisidir. Tunceli'de devleti temsil eden vali, temsil etmesi gereken vali, vatandaşın canını, malını, namusunu koruması gereken vali, adaletin önündeki en büyük engele dönüşmüştür. Oğlunun işlemiş olduğu cinayeti örtmek için devletin imkanlarını kullanmıştır, devletin memurlarını kullanmıştır. Ancak bu bireysel bir suç değildir. Birçok devlet görevlisinin bu suça ortak olduğunu görüyoruz. Bu devlet görevlilerinden hiçbirisi çıkıp ortaya, 'Ya bu bir suç, bu bir cinayet. Bu suçun örtülmesine, kapatılmasına, delillerin yok edilmesine yardımcı olmak da suça iştiraktır. Ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir memuruyum. Benim sadakatim buradaki valiye veya valinin katil olduğu iddia edilen kişiye karşı değil; benim sadakatim öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, anayasaya ve yasalara, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına karşıdır; onların hakkını korumalıyım.' dememiştir. Bazıları anlaşılan menfaat karşılığında, bazıları olayı gönüllü olarak örtbas etmek için valinin yanında yer almışlardır. Bu, devletin çürümesi sürecidir ve inanılır gibi değil. Yani Cumhuriyet tarihinde bir benzeri olmayan hadise. Ve bu hadisenin ortaya çıkartılması da yine devlet kurumunun gerçekleştirdiği bir hamle ile oluyor. Bir vali olayı kapatıyor ama bir başka vali, Tunceli Valisi ve bir başka başsavcı, olayın ortaya çıkmasını ve suçluların adalete teslim edilmesini sağlıyor. Demek ki devlet varlığını sürdürüyor, bütün bozulmalara ve çürümelere rağmen. Bu da işin olumlu yanı.
Dilerim bir an önce bütün bu süreç sonuçlanır. O gün orada olup, görevde olup bugün değişik yerlerde görev yapan ve olayı bilip, duyup, göz yumanlar da yargı önüne çıkarlar ve onlar da hesap verirler. Çünkü böyle küçücük bir yerde böyle delillerin karartılması sürecinin duyulmaması mümkün değildir. Nitekim, soruşturmanın tekrar başlaması da duyanlardan birisinin yapmış olduğu açıklamalar sonucunda gerçekleşiyor. Devlet adına üzüntü verici ama devletin geleceği adına da umutlandırıcı bir hadise.'
'Atatürk konusunda taviz vermeyen bütün siyasi partileri, bir arada olmaya davet ediyorum'
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun dün İzmir'de 'Zafer Partisi ile ittifak düşünür müsünüz önümüzdeki günlerde?' sorusuna verdiği 'Biz milletle ittifak yapmayı düşünüyoruz.' yanıtını değerlendiren Özdağ, şunları söyledi:
'Millet Türk milleti ise hiçbir sorun yok. Biz de Türk milletiyle ittifak yapıyoruz. Demek ki İYİ Parti ile ittifak ortağımız aynı. O da bizi birlikte adım atma doğrultusunda, Türk milletiyle ittifak doğrultusunda bir araya getirecek demektir. Tabii şaka bir yana, siyasal sistem, seçim sistemi ittifakları zorunlu hâle getiriyor ki yüzde 51'i aşalım. Ben İYİ Parti'nin de baraj sıkıntısı olduğunu düşünmüyorum. Zafer Partisi'nin de baraj sıkıntısı olduğunu düşünmüyorum. Düşünmüyorum derken, yani anketleri görüyorum, biz de anket yaptırıyoruz ve bu anketlerin neticeleri daha bugünden sonucun her iki parti için ayrı ayrı, bir seçimde de girseler kötü olmayacağını gösteriyor ama mesele Türkiye için iyi olması ve daha iyi olması. Tabii bu sadece İYİ Parti, Zafer Partisi değil, başka partiler de dâhil. Atatürk konusunda taviz vermeyen bütün siyasi partileri, Cumhuriyet'in kuruluşu konusunda taviz vermeyen bütün siyasi partileri ben aslında bir arada olmaya davet ediyorum ki Türkiye normalleşsin, hukuk devleti kurulsun ve bu çöküş dönemi, bu çürüme dönemi sona ersin. Artık yorulmuş Türkiye'ye bir şey verme ihtimali kalmamış olan AK Parti iktidarının sonlanması hem onlar için de iyi olacak, biliyor musunuz? AK Partililer için de, siyasi katılım için de iyi olacak.'
'PKK silah bırakmadı, silah bırakmamış bir örgütle niye görüşüyorsunuz?'
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un 'Terörsüz Türkiye sürecinde, terör örgütü PKK'nın silah bırakma takvimine riayet etmediğine' yönelik sözlerine ilişkin de Özdağ, 'Numan Kurtulmuş'u son yıllarda şaşkınlıkla izliyoruz. Kendisi Türk üniversitesi camiasının seçkin bir üyesidir. İyi bir bilim insanıdır. Bu şekilde açıklamalar yapması bizim şaşkınlığımızı artırıyor. Bu süreç başladığından beri sanki sürecin PKK ile olan görüşmelerinin önemli isimlerinden birisi olmaya soyundu. Önce 'Biz Kürtlerle barışmazsak, Amerika Birleşik Devletleri diğer bölge ülkelerini böldüğü gibi bizi de böler.' diye bir açıklamayı 20 Mayıs 2025'te Doğu Anadolu'da bir ziyaret sırasında açıkladı. Hayretle karşıladık. Bu açıklamayı daha sonra parlamentoda gayet resmi bir zemine taşıyarak bir komisyon oluşturdu. Yani o komisyonun da aslında hukuki bir temeli yok. Ve bu oluşturulan komisyonun ilginç tarafı, daha 1998'de 'Türkiye'de Kürt Sorunu' adlı Graham Fuller ve Henri Barkey tarafından yazılmış ve ön sözünü de başka bir ismin yazdığı kitabın gündeme getirildiğini bu yolda hatırlatıyor. Peki PKK silah bırakmadıysa siz bunlara niye başladınız? Demediniz mi PKK silah bıraktıktan sonra bu süreci başlatacağız diye? Demek ki PKK silah bırakmadı. Evet, şimdi siz de ifade ediyorsunuz. O zaman niye bu noktadayız? Silah bırakmamış bir örgütle niye görüşüyorsunuz? Biz de bu soruları soruyoruz ve soracağız' diye konuştu.




