(İSTANBUL) - CHP Sözcüsü Zeynel Emre, 'Silivri Cezaevi'nde arkadaşlarımız tutuklu ve atadan dededen kalan tarlalarına dahi mal varlıklarına tedbir konmuş el konmuş durumda. Öte yandan, IŞİD'li olduğu çok açık birinin mal varlığı kaldırılıyor, hakkındaki tedbirler kaldırılıyor. Ve bir bu saldırıyı gerçekleştirebiliyor. İçişleri Bakanı da 'Bu bir IŞİD saldırısı' diyemiyor. Neymiş? 'Dini istismar eden örgüt.' Halbuki bizim Milli Güvenlik Kurulumuz tarafından onun bir terör örgütü olduğu defaatle Milli Güvenlik Kurulu'nda karara bağlanmıştır, örnek mahkeme kararları vardır. Bunu sıkılarak, utanarak söylemenin bir anlamı yoktur' dedi.
CHP Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, CHP Silivri Dayanışma Merkezi'nde basın toplantısı düzenledi. Bursa Büyükşehir Belediyesi'ndeki Başkan Vekili seçimlerine ve CHP'li belediyelere yönelik operasyonlara tepki gösteren Emre, şöyle konuştu:
'CHP olarak 47 yıl sonra açık bir farkla Bursa Büyükşehir Belediyesi'ni kazandık. Bursa'nın seçilmiş belediye başkanı Mustafa Bozbey'dir. Toplamda da Bursa'nın ilçe meclis üyeleriyle birlikte baktığımızda meclislerde de büyük çoğunlukla CHP önde göğüsledi ipi. Bakın bu 31 Mart 2024 seçimlerinde büyükşehir belediye başkanlıkta verilen oy, halkın vermiş olduğu oy. 860 bin 490 oy Mustafa Bozbey almıştır. En yakın rakibinin aldığı oy 693 bin 31 oydur. Yani arada 167 bin 459'luk bir oy farkı vardır. Çok açık bir şekilde bu seçimleri CHP kazanmıştır. Dolayısıyla burada halkın iradesini tanımayıp da encümen sayısına göre oradaki belediye başkanının değiştirilmesi ve Adalet ve Kalkınma Partili birinin getirilmesi çok açıkça darbedir. Bunu yapan da darbecidir. Bunun başka bir adı yoktur. Türkiye'de bir milli iradeye yönelik, demokrasiye yönelik büyük bir saldırı var. CHP öncülüğünde halkımız bu darbe girişimine karşı direnmektedir. Ne kadar saldırı olursa olsun da biz bu mücadeleye devam edeceğiz. Bize göre şu an itibariyle Bursa Büyükşehir Belediyesi işgali altındadır. Dolayısıyla biz bu işgal son verene kadar mücadele edeceğiz.
'Cumhuriyet tarihinde ilk defa kullanılan, kimyasal gaz, farklı gazlar kullanıldı'
Öyle bir tiyatro oynadılar ki orada o seçimin yapıldığı yani belediye meclis üyesi sayısıyla belediye başkanı seçildiği seçimin yapıldığı alana meclis üyelerini, milletvekillerimizi, genel başkan yardımcılarımızı sokmadılar. Ve o duruma protesto eden bu nedenle yürüyen halka belki de Cumhuriyet tarihinde ilk defa kullanılan bir şekilde kimyasal gaz farklı gazlar kullanıldı. Sarı gazlar kullanıldı. Bunların tesirinin ne olduğunu şu anda bilmiyoruz. Orada yaralanan meclis üyesi arkadaşlarımız, milletvekili arkadaşlarımız oldu. Ve o gazların hangi kimyasalları içerdiğini bilmiyoruz. Dolayısıyla bütün bu zulmü halkımıza ifşa etmeye devam edeceğiz. Bakın yine bizim hukukumuzda bir tabir vardır, hayatı olağan akışına aykırılık diye. Bir ülke düşünün bu ülkede çok farklı siyasi partiler var ve bu siyasi partiler içerisinde belediyeyi,belediye meclislerini kazanan ebette farklı partiler var. Ama ne hikmetse sürekli CHP'nin belediyelerine yönelik operasyonlar var. Bakın aynı gün içerisinde Bornova Belediye Başkanımız gözaltına alınıyor. Ankara İzmir İl Başkanımız gözaltına alınıyor. Aynı gün içerisinde. Üsküdar Belediyemize operasyon yapılıyor. Niye? Üsküdar Belediyesi'nin de Tayyip Erdoğan için özel bir anlamı var. Kendi oturduğu yer. Ve burayı yüzde 50'nin üzerinde bir farkla Sinem Dedetaş ve arkadaşları belediye seçiminde kazandı ve belediye başkanlığı koltuğuna oturdu. Şimdi sudan sebeplerle Üsküdar Belediyesi'ne operasyon yapıyorlar. Ve öyle bir iddia, öyle bir çirkinlik, öyle bir kötülük var ki efendim 'Rüşvet paraları ortaya çıktı. Milyonlarca para rüşvet paraları bavullarla ortaya çıktı.' Hangi işten alınan bir rüşvet söz konusu? Ortada bir kafe satışı sonrasında hemen ertesi gün yapılan bir operasyonda tesadüfen görülen paralar var. Kafe satışı yapılmış mı yapılmış? Resmi mi resmi? O paraları rüşvetle alındığına ilişkin bir tespit var mı? Yok. Peki ne oldu? Bütün bunları yandaş medyada servis ettiler. CHP'ye operasyon 'Bakın rüşvet paraları' diye. Tıpkı FETÖ'nün Ergenekon, Balyoz'da yaptığı gibi bir kara propaganda yaptılar. Hani patlamamış, içi boşaltılmış el bombaları gidilip bulunuyordu ya burada da konudan bağımsız bir algı operasyonu için büyük bir çirkinlik, büyük bir kötülük yaptılar. Bu durumda ortaya çıkınca tabii ses yok. O görüntü paylaşanlar durdu. Özür dilemek yok. 'Yeter ki insanların aklına CHP'yle ilgili kötü bir şey getirelim.'
'CHP olarak ülkemizin doğasını, parkını korumaya devam edeceğiz'
Ülkemizin dört bir tarafında ele geçirilen yargı kollarıyla birlikte kötülükler bitmiyor. Yaptığımız toplantılarda rakamlarla anlatıyoruz. Büyük bir yağma düzeni var. Büyük bir talan var. Ormanların hesapsızca düşünmeden sürekli madenciliğin açıldığı bir durumla karşı karşıyayız. Ve burada ormanını, köyünü, tarlasını korumak isteyen orada yaşayıp da itiraz edenlerin mücadelesi var. Bunlardan biri Esra Işık isimli bir kız çocuğu vatandaşımız biliyorsunuz tutuklanmıştı. Şimdi de oradaki emekçinin yanında bulunan o mücadelenin içinde yer alan UMUT-SEN Koordinatörü Başaran Aksu. Akbelen talanına karşı çıktığı için tutuklandı. Şirketler ibretlik kurban istiyor ki kendi rant düzenine karşı çıkan kimse kalmasın. Adalet ve Kalkınma Partisi kendi doğasını, emeğini savunanları tutuklayarak gözdağı veriyor, malum şirketlere ilişkin de her türlü imtiyazı veriyor. Biz CHP olarak bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz ve oradaki yurttaşlarımızın yanında olmaya, ülkemizin doğasını, parkını korumaya devam edeceğiz.
'Çok açık bir şekilde IŞİD saldırısı var'
Çok masum insanlara operasyon yapılıyor. Şimdi burada İsrail Başkonsolosluğuna yönelik bir terör saldırısı gerçekleşti geçtiğimiz günlerde. Orada o terör saldırısında kahramanca mücadele eden karşı koyan polis memurlarımıza teşekkür ediyoruz. Yaralanan polislerimize de acil şifalar diliyoruz. Bununla birlikte ülkenin İçişleri Bakanı yaşanan bu olayla ilgili efendim 'terör saldırısı' da demeyip 'bir dini istismar eden bir örgüt' diyor. Halbuki çok açık bir şekilde IŞİD saldırısı var. Ve bu saldırıda da öldürülen kişinin de geçmişte kaydı var. CHP olunca görüntü servisi yapan İçişleri Bakanlığı ve savcılık konu IŞİD olunca ne yapıyor? Bakın saldırıda öldürülen Yunus Emre Sarman. 22 Kasım 1994 doğumlu. Yüreğir doğumlu. Sarman'ın adı daha önce doğrudan IŞİD'in finansman ağıyla anılmış. Ve bu kapsamda 6 Nisan 2021 tarihli ve 21/1 sayılı karar kapsamında IŞİD'e finansman sağlama suçlamasıyla ve bu gerekçeyle mal varlığı dolduruluyor ve bu da 7 Nisan2021'de Resmi Gazete'de yayınlanıyor. Bunun dışında Sarman ayrıca 2018 yılında Adana'da aile içi cinayet suçlamasıyla da bir süre cezaevinde kalıyor. Ve babası 18 yıl hapis cezası alıyor. Kendisi de üç ay sonra adli kontrol şartıyla serbest kalıyor. Şimdi burada bitmiyor. 31 Ağustos 2024, yeni bir karar alınıyor. Sarman hakkındaki tedbir kaldırılıyor. Gerekçe makul sebeplein ortadan kalkması. Yani bir dönem IŞİD'in finansman ağında içinde yer alan kişi bu kapsamdan çıkartılıyor. Şimdi aynı isim konsolosluk saldırısında öldürülen kişi olarak karşımızda. IŞİD üyesi. Yani aradan geçen sürede makul sebeplerin ortadan kaldırılmasını bir kenara bırakın IŞİD'e bağlılığı pekişmiş ve bu kapsamda da böylesine büyük bir saldırıyı gerçekleştirmiş kişiden bahsediyoruz.
Buranın arkasında Silivri Cezaevi var. Orada arkadaşlarımız tutuklu ve atadan dededen kalan tarlalarına dahi mal varlıklarına tedbir konmuş el konmuş durumda. Öte yandan, IŞİD'li olduğu çok açık birinin mal varlığı kaldırılıyor, hakkındaki tedbirler kaldırılıyor. Ve bir bu saldırıyı gerçekleştirebiliyor. İçişleri Bakanı da bu bir IŞİD saldırısı diyemiyor. Neymiş? 'Dini istismar eden örgüt.' Halbuki bizim Milli Güvenlik Kurulumuz tarafından onun bir terör örgütü olduğu defaatle Milli Güvenlik Kurulu'nda karara bağlanmıştır, örnek mahkeme kararları vardır. Bunu sıkılarak, utanarak söylemenin bir anlamı yoktur.
'Başta Sayın İmamoğlu olmak üzere arkadaşlarımız burada haksız bir şekilde yargılanıyor'
Arkadaşlarımız burada haksız bir şekilde yargılanıyor, başta Sayın İmamoğlu olmak üzere. Ve bu duruşmaları izleyenler, takip edenler biliyor ki gerek gizli tanık ifadeleri, gerek kurgu, gerek organizasyon şeması, gerek casusluk iddianamesi hepsi birer çöp oldu. Bütün bir iddiaları sanıklar ve avukatları tek tek çürütmekte. Ve yine Sayın İmamoğlu da çok enerjik ve güçlü bir şekilde gerek oradaki arkadaşlarımıza gerek süreci nasıl işlediğini çok doğru bir yerden ifşa etmekte. Buna karşın Sayın İmamoğlu'nun konuştuğu her duruşmada yeni bir soruşturma açılmakta. Yani savunma hakkının kutsallığı, savunma hakkının dokunulmazlığı bir kenara bırakılmış, sürekli dava üzerine, soruşturma üzerine soruşturma açılmakta. Bir yargılamada yargılamayın mahkeme başkanı yönetir. Mahkeme başkanı söz vermeden Cumhuriyet Savcısı'na konuşamaz, avukatlar da konuşamaz. Cumhuriyet savcısı iddia makamıdır. Konuştuğunda da bir sanığa yönelik orada suçlanan kimseye yönelik konuşamaz. Bir Cumhuriyet savcısının yetkisi midir Sayın İmamoğlu'na yönelik haddinizi bilin haddinizi bildiririz diye tehditvari konuşmak? Ki o kadar absürt bir durumdur mahkeme başkanı müdahale etmek zorunda kalmıştır, 'Savcım kişiselleştirmeyin' diye. Bu olacak iş değildir. Bu zulümdür. Burada suç örgütü dedikleri insanlar birbirini tanımıyor. Birçoğu burada mahkeme salonunda tanışıyor. İtirafçılar tek tek ifadelerini çekiyor ve savcılar bize zorla bu ifadeleri verdirdi diyor. Burada iddia makamının yaptığı usulsüzlükler ve kanunsuzluklar kabardı dosyalar. Birden fazla. Dolayısıyla burada gerçek anlamda halktan yana olanlarla halkı soyanlar, halkın terazisine çıktığında çok açık bir şekilde ortaya çıkacak.
''İstanbul Senin' uygulamasının neresi suç?'
Saçma sapan iddialar var. Neymiş efendim? Casusluk iddiası. Sayın İmamoğlu 2019'da yerel seçimi kazanmış ve ömrü hayatında sadece bir kez gördüğü bir kişi vasıtasıyla casusluğa karar vermiş. Ve yetmemiş kendisiyle birlikte yakın çalışma arkadaşları da aynı suçun faili olmuş. Bakın bunlardan biri. 26ı yaşındaki Iraz Bayrak isimli İBB'de iş analizi olarak çalışan bir kız çocuğu. İBB'nin üç mülakatından geçmiş ve hakkıyla çalışmaya başlamış. Beş aydır da tutuklu. Neymiş? Bu kişi Hüseyin Gün'e bağlı, casus Hüseyin Gün'e bağlı bir şekilde onun altında çalışıyormuş. Tüm dosya kapsamı göstermektedir ki Iraz Bayrak Hüseyin Gül'ü tanımıyor. Hayatında telefonla konuşmamış. Hayatında görmemiş. Hayatında ortak baz istasyonundan baz vermemiş. Nasıl oluyor da bir uygulama üzerinden casusluk faaliyeti söz konusu olabiliyor? 'İstanbul Senin' Uygulaması. 'İstanbul Senin' uygulamasının neresi suç? Bu ayrı konu. Bu uygulama 2019'da yürürlüğe girdi, hayata geçti. Bu kız çocuğu ise 2021de İBB'de işe başladı. Bir defa zaman olarak da tutmuyor. Hani bir şey uydurulacak ya Ekrem İmamoğlu suç örgütü. Burada kimsenin bilmediği önce casusluktan alınıp sonra da İBB dosyasına dahil ettikleri yönetici Hüseyin Gün diye birisi var, buna bağlı çalışılıyor. Buradaki gariplik de yargılanalardan Necati Özkan'a ilişkin durum. Necati Özkan Türkiye ve dünyada tanınmış ve çok başarılı işlerin altına imza atmış bir iletişimci, bir siyasi danışman. Belediyeden hayatında ihale almamış. Rüşvetin R'siyle ilişkisi olmamış. Ancak siz bu kişiyi önce medyada karalayarak, ihaleye fesattan, rüşvetten bahsederek gözaltına alıyorsunuz, tutukluyorsunuz. Dava açıldığında ne gibi bir ihale fesat, hangi ihaleye ve hangi rüşvetin konusu olduğunu gösteremiyorsunuz. Bu kişinin suçu i2014'te Sayın İmamoğlu'nun Beylikdüzü kampanyasını yönetip başarılı olmak. 2019'da her iki yerel seçim yönetip başarılı olmak kampanyasını, 2024 kampanyasını yönetip başarılı olmak. Diyorlar ki 'Necati Özkan'ın 20 tane mülkü var.' Bu 20 mülkün 17'si atadan, dededen kalan memleketteki tarlalar ve MASAK'ın tespitine göre Necati Özkan'ın bu tarladaki hissesi yüzde 2,85. Ve kendisi de duruşmada diyor ki 'Sembolik küçük küçük tapular bunlar. Her biri beş bin TL verene satabilirim diyor. Ne oldu büyük yolsuzluk? Ama siz bu kişinin her şeyine el koyuyorsunuz. Ne diyorsunuz bir de? Hüseyin Gün'e bağlı çalışan örgüt üyesi. Böyle bir saçmalık görülmüş şey değil.
'Bu işin faili olmasının imkanı yok'
Başka bir mantıksız suçlama da yine casusluk iddiasıyla tutuklanan Melih Geçek. Buna bağlı yine aynı casuslukla suçlanan kişiye bağlı olduğu söylenen kişi. Bir akış anlatmışlardı tutuklama ve iddianamede, sürekli Sayın İmamoğlu'na bağlı çalışan özel bilmem kim diye, İBB'de şirketin genel müdürü olduğu tarih i2024, altı ay sonra da gözaltına alın. Bu kişinin de yine Hüseyin Gün'le son altı yıl içerisinde tek bir teması yok, tek bir araması yok, tek bir HTS kaydı yok. Bu hukuk değil, bu adalet değil, bu açıkça vicdansızlıktır. Şimdi bizim genel merkezimizde 11 yıldır çalışan 68 yaşındaki Orhan Gazi Erdoğan. Bu kişiyi de 7 Kasım'da veri sızdırma gerekçesiyle tutukladılar. Ve Cumhuriyet tarihimizde olmayan bir hızla, dört gün sonra iddianamenin sanığı yaptılar. Orhan Gazi Erdoğan'ın iddianamedeki baktığımızda hakkında çıkan suçlama ne? Efendim, bakın iddianın doğruluğu yanlışlı bir tarafa, Türk Ceza Kanunu'nun 135. ve 136. maddelerince ceza isteniyor. 135. madde bir yıldan üç yıla kadar hapis hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kişilere yönelik yaptırımlar düzenler. 136. madde de başkasına vermek. İki yıldan dört yıla. Yani hakkındaki bu iki suçlama doğru olsa bile bizim mevcut ceza infaz kanunumuza göre tek bir gün cezaevinde yatmayacak kişi. Aylardan beri tutuklu. Kaldı ki yine iddia doğru olsa bile suç yeri Ankara. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yapması lazım. İddianın doğru olmadığını da şöyle ifade edeyim: Kendisi KVKK kanunu kapsamına göre veri sorumlusu değil. Yani bu işte bir defa teknik olarak bu işin faili olmasının imkanı yok.
'Sayın İmamoğlu'nu dünyada zincirleme bir şekilde birçok istihbarat servisine bağlamaya çalıştılar'
Tüm işi sizin zihninizi bulandırmak aklınızı karıştırmak 'Acaba CHP suça bulaşmış mıdır' diye şüphe oluşturmak adına algı operasyonları yapılmakta. Öyle ki Sayın İmamoğlu'nu dünyada zincirleme bir şekilde birçok istihbarat servisine bağlamaya çalıştılar, arkadaşlarını da öyle. Neymiş? Efendim 'veriler çalınmış da yabancı ülkelere verilmiş.' Bu iddialar sonrasında Ulusal Siber Olaylarla Müdahale Merkezi 20 Mayıs'ta İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne gelip inceleme yapıyor. Bir rapor sunuyor. Rapor dosyada var. Diyor ki bir veri sızıntısı olduğuna ilişkin teknik bir bulgu bulunamadı. Bugüne kadar İBB'nin İBB'ye ait verilerin sızdırıldığına dair bir emare yok. Diyeceksiniz ki bunu niye anlatıyorsunuz? Başta inkar ettiler. Ama sonra kabul etmek durumunda kaldı Ulaştırma Bakanlığı. 866 milyonun verisini sızdıran bir iktidar ve bakanlıktan bahsediyoruz. Ve olmayan bir şekilde de İBB'ye bu yönde yapılan bir suçlama. Şimdi USOM'un yazdığı rapor ortada. Bu iddia da boş. Ancak bu boş iddialara rağmen insanlar tutuklu, yatıyor. Bu zulüm kimseye yapılamaz. Çok büyük bir öfke duyuluyor. Öfke aslında sandığa, millete 'Siz nasıl olur da CHP'yi sandıkta birinci parti yaparsınız.'
'Organize bir saldırı altındayız'
Biz organize bir saldırı altındayız. Her yönden saldırıyorlar. Kirli bir medya düzeni, olmayan şeyleri de paylaşıyor. Biz kendi içimizde binde bir de olsa bir kusur bulsak disiplin sürecini işletiyoruz. Uşak'ta bunu gösterdik. Amma velakin Uşak'ta bile bir inceleme sonrasında yaptığımız disiplinden bizi topa tutup olmayan şeyleri söyleyip disiplin işlemi işletemeyeceğimizi söyleyenler bakın ne yapıyor? Nasıl bir Ali Cengiz oyunu var? Ordu'nun Adalet ve Kalkınma Partisi'ne ait Mesudiye Belediye Başkanı Cengiz Koçyiğit. Belediye çalışanı bir kadına yönelik cinsel saldırıda bulundu iddiasıyla hakkında dava açıyor. Ve bu dava sonrasında dosyada gördük tanık beyanları var, WhatsApp yazışmaları var. Belediye Başkanı, mahkemece suçlu bulunuyor. Beş yıl hapis cezasına çarptırılıyor. İstinaf mahkemesine dosya gönderiliyor ve bu süreçte de bu kişinin partiden istifa ettiği duyuruluyor. Bakalım istifa etmiş mi? Bakın Adalet ve Kalkınma Partisi'nin internet sitesindeki fotoğraf, belediye başkanımız olarak duruyor. Cinsel saldırıdan beş yıl ceza almış. Sadece tesadüfen orada bulunuyor değil. İstifasını almışlar mı? Almamışlar. Disipline vermişler mi? Vermemişler. Mahkeme ceza vermiş mi? Vermiş. Şimdi ne oluyor? Tabii zamana yayıyorlar. Ali Cengiz oyunu diyoruz. İstinaf mahkemesi sudan sebeplerle bu dosyayı bozuyor. Daha yerel mahkeme ne karar verdi bilmiyoruz. Amma velakin dosya içerisindeki WhatsApp yazışmaları ortada. İfadeler ortada. Yaşanan bir cinsel saldırı olayı var. Fail bir AK Partili itinayla koruyorlar. Buradaki iki yüzlülüğün altını çizelim. Şimdi buradan cevap versinler. Bu kişi partinizin üyesi mi? Partinizin üyesi değilse partinizin etkinliklerinde ne arıyor? Davetlerde ne arıyor? Buyurun bunu düzeltin.
'Biz mücadelemize devam edeceğiz CHP olarak'
Eski Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan. Bakan kendi eşine, kendi kocasının şirketine dezenfektan satar mı bakanlıkta? Bu kişiye nasıl bir işlem yaptınız? Hani ihaleye fesat? Hani görevi kötüye kullanma? Hani görevi suistimal? Ne işlem yaptınız? Unutmayalım 2020 yılında Zoom toplantısı Covid zamanı, Antalya Serik Belediyesi AK Parti'de. Bakın Dışişleri Bakanı o zamanki Kültür Turizm Bakanı MHP milletvekilleri ve dönemin belediye başkanı toplantı yapıyor. MHP milletvekilleri diyor ki 'Günübirlik alanlardan 500 bin lira rüşvet alınıyormuş duyuyoruz.' Başkan konuşma yapacak belediye başkanı oradaki bakanlar diyor ki 'Başkan olay eski döneme ait.' Kapatmaya çalışıyor. Belediye başkanı da turizm bakanına devlet bakanı olarak bunu biliyor da üzerine gitmiyorsanız yazıklar olsun dedim ve toplantıdan ayrıldım diyor. Hepsi ortada mı ortada? Biz ne yaptık? Gittik Serik Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunduk. Ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Çünkü niye? Fail AK Partili. Adalet ve Kalkınma Partili Gaziantep Şahinbey Belediyesi. 10 dakikalık tanıtıma doğrudan temin yoluyla 500 bin lira para transferi yapıyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, AK Parti İstişare Kurulu üyesi Yaşar Murtazaoğlu'na doğrudan temin yoluyla bu yılın ilk iki ayında toplam 5 milyon 630 bin lira tanıtım ihalesi vermiş, neyi tanıtıyorsa? Güneş balçıkla sıvanmaz. Doğrular her zaman galip gelir. Biz mücadelemize devam edeceğiz CHP olarak.'