(TBMM) - Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Orta Doğu'da yaşanan gelişmelere ilişkin, 'İçinde bulunduğumuz sürecin hassasiyetine binaen çok dikkatli konuşuyor, kelimelerimizi özenle seçiyoruz. Türkiye'yi rotasında tutmak ve etrafını saran ateşten korumak için son derece temkinli hareket ediyoruz. Aynı şekilde başta mezhep kavgası olmak üzere bölgemizde sahnelenmek istenen kanlı senaryolara karşı da gerekli tedbirleri alıyoruz' dedi.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, partisinin TBMM'deki grup toplantısında ülke ve dünya gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasına İstiklal Marşı'nın kabulünün 105. yılınını kutlayarak başlayan Erdoğan, şunları söyledi:
'Bu topraklarda ezelden ebediyete hür yaşamış milletimizi esir etmeyi amaçlayan emperyalist kuşatmaya karşı verilen Milli Mücadele, kahraman ordumuza ithaf edilen İstiklal Marşı'mızın kabulüyle kelimelerden mürekkep bir sancağa kavuşmuştur. İstiklal Harbimizin başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Meclis Başkanı sıfatıyla gözyaşlarının sel olup aktığı o tarihi günlerde bu hakikati şöyle dile getirmiştir; 'Bu marş bizim inkılabımızın ruhunu anlatır. İstiklal Marşı'nda davamızı anlatması bakımından büyük manası olan mısralar vardır. En beğendiğim yeri; hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet, hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal.' Bu demektir ki Türk'ün hürriyetine dokunulamaz. Sadece yazıldığı günler bakımından değil muhteviyatı itibarıyla İstiklal Marşı son devletimizin kurucu belgesi ve yapı taşıdır. Aynı zamanda milletimizin bağımsızlık beyannamesi ve hürriyet iradesinin manifestosudur. Millet olarak hiçbir zaman korkmadık ve korkmayacağız. Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.
Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini atan, Türk milletinin mayasını çalan asli değerler bunlardır; ezandır, Kur-andır, şehadettir, bayraktır, hürriyettir. Sırf birilerinin işine gelmiyor diye aslımızı, neslimizi, ruh kökümüzü inkar mı edelim? Nesli tükenmekte olan üç beş kart yobaz rahatsız oluyor diye bizi biz yapan kurucu değerlerimizi yok mu sayalım? Üç kıta, yedi iklimde at koşturan kahraman ecdadımızı ret mi edelim? Kimse kusura bakmasın biz bunu yapamayız. Biz aslımıza da ceddimize de sırtımızı asla dönmeyiz. Kim hangi bildiriyi yayınlarsa yayınlasın bizi biz yapan hasletlere sıkı sıkıya sarılacağız. 86 milyon hep birlikte birbirimizin hukukuna ve Türkiye Cumhuriyeti'nin hukukuna canımız pahasına sahip çıkacağız.
'Türkiye olarak çevresindeki krizlere duyarsız kalan bir ülke değiliz'
Bölgemizde uzun bir süredir krizlerin ve çatışmaların ardı arkası kesilmiyor. Kuzeyimizden güneyimize mevcut çatışmalar sona ermeden malesef bunlara bir yenisi ekleniyor. En son İsrail'in tahrikleriyle komşumuz İran'a karşı başlatılan savaş hem coğrafyamızda hem de küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu. Sorunların masada çözülme imkan ve ihtimali varken yanlış hesaplar ve elbette gözünü kan bürümüş bir şebekenin kışkırtmaları neticesinde bölgemiz yeniden kan ve barut kokusuyla kaplandı. Saldırının başladığı ilk gün bir ilkokulda maalesef 175 kız öğrenci katledildi. İran'da hayatını kaybedenlerin sayısı 2 bine ulaştı. Dini lider Hamaney başta olmak üzere üst düzey İranlılar suikast yoluyla öldürüldü. Komşumuz İran'ın altyapısına ağır zayiat verdirildi. Ekonomik ambargo ve ağır yaşam koşulları altındaki İran halkı şimdi de her gün devam eden bombardımanla hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Petrol üretim tesislerinin su ve enerji altyapısının, ulaştırma altyapısının vurulduğuna, insanların cezalandırıldığına şahit oluyoruz. Öte yandan İran'a yönelik saldırılar başta petrol fiyatlarının artması olmak üzere küresel ekonomi üzerinde de ciddi baskı kuruyor. Savaşın bizzat içindeki ülkeler değil bütün dünya bu çatışmaların faturasını ödemeye hazırlanıyor. Bu anlamsız, kuralsız ve hukuksuz savaşın devam etmesi durumunda daha fazla can ve mal kaybı olacağını, küresel ekonominin faturasının daha da kabaracağını hepimiz görüyoruz. Burada bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum; Türkiye olarak çevresindeki krizlere duyarsız kalan, kriz anlarında dost ve kardeşlerine sırtını dönen bir ülke değiliz. Tam tersine biz krizlerin çözümü için risk alan, sorumluluk alan, gerektiğinde elini taşın altına koyan bir devletiz. Böyle bir hükümetiz.
'Bu savaş büyümeden, bölgeyi tamamen ateşe atmadan durdurulmalıdır'
Nitekim gerilimin çatışmaya dönüşmesini engellemek, meselenin müzakere ile çözülmesini sağlamak için yıllardır çaba sarf ediyorduk. Çatışmaların başladığı günden bu yana hem İran hem ABD hem de ilgili bölge ülkeleriyle temaslar kurduk. Bu kapsamda 20'nin üzerinde telefon görüşmesi gerçekleştirdim. Elbette şu anda da silahların susması için umudumuz hala kaybetmedik. Bu savaş büyümeden, bölgeyi tamamen ateşe atmadan durdurulmalıdır. Şayet diplomasiye şans tanınırsa bunu başarmak mümkündür. Yeniden masaya ve müzakereye dönülmesi, diplomasinin yeniden devreye alınması için girişimlerimizi sabırla sürdürüyoruz. İçinde bulunduğumuz sürecin hassasiyetine binaen çok dikkatli konuşuyor, kelimelerimizi özenle seçiyoruz. Türkiye'yi rotasında tutmak ve etrafını saran ateşten korumak için son derece temkinli hareket ediyoruz. Aynı şekilde başta mezhep kavgası olmak üzere bölgemizde sahnelenmek istenen kanlı senaryolara karşı da gerekli tedbirleri alıyoruz. Dün Milli Savunma ve Dışişleri Bakanlarımız Meclis'imizi kapalı oturumda bilgilendirdi.'
(SÜRECEK)