(ANKARA) - Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) OPEC'ten ayrılma kararının petrol fiyatlarını düşürmesi öngörülürken, Batı medyası Suudi Arabistan'la görüş ayrılıkları yaşayan Abu Dabi'nin giderek daha bağımsız bir çizgi izleyebileceğini belirtiyor.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman'ın, dün Körfez Liderler Zirvesi'ni başlattığı gün, BAE'den OPEC üyeliğini sonlandırma kararı geldi.
Batı medyasında yer alan değerlendirmelerde, Suudi Arabistan'ın fiili liderliğindeki OPEC'ten ayrılmanın zamanlamasının tesadüf değil, kasıtlı bir mesaj olabileceği yorumları yer aldı.
Analistler, bu adımın Ortadoğu'daki güç dengelerinde yaşanan köklü değişimlerin bir göstergesi olduğunu değerlendiriyor. OPEC'den ayrılmasıyla BAE, günlük 3,4 milyon varillik üretim kapasitesini 2027'ye kadar 5 milyon varile çıkarmayı hedefliyor.
Abu Dabi, petrol üretimini artırmayı hedeflerken, Suudi Arabistan daha yüksek petrol fiyatlarını korumaya yönelik üretim kısıtlamaları tercih ettiği biliniyor.
Batı medyasına değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, BAE'nin OPEC'ten ayrılma kararının, petrol fiyatlarını düşürecek olması nedeniyle, ABD yönetimi açısından olumlu karşılanabileceğini, yüksek enerji fiyatlarının Washington üzerinde siyasi baskı oluşturduğunu belirtiyor.
Öte yandan, 'BAE'nin OPEC'ten çekilmesinin, geleneksel ittifaklardan bağımsız hareket etme isteğini açıkça ortaya koyduğu' yönünde yorumlar dünya basınının gündemde.
ABD basını, BAE'nin kararını, İran'ın ABD ve İsrail saldırılarına misilleme olarak Körfez'in diğer kıyısına yönelik saldırılarının Abu Dabu'yi 'daha çok' etkilemesiyle ilişkilendiriyor.
ABD merkezli NYT, BAE'nin Suudi Arabistan'ın ''İran'ı yalnız kınamakla kalmasına tepki gösterdiğini'' ileri sürdü. Savaşın başlamasının ardından BAE, İran ile ekonomik ve kültürel bağlarını zayıflatmaya yönelik adımlar atarken, Suudi Arabistan diplomatik çözüm arayışlarını destekledi. BAE yetkilileri, Arap ve İslam örgütlerinin İran'a karşı yeterince güçlü bir duruş sergilemediğini dile getirdi.
Ancak BAE'nin İran'a karşı İsrail'le ittifak kuracağına dair ilk işaretler, 2010 yılında WikiLeaks tarafından sızdırılan ABD diplomatik belgelerinde ortaya çıkmıştı. 2000'lerin sonlarına ait belgelerde BAE yetkililerinin, ABD'li muhataplarına İran'ın nükleer programına yönelik askeri müdahale çağrısı yaptığı ve İsrail'i artık düşman olarak görmediğine dair mesajlar verdiği görülüyordu. On yıl sonra bu gizli stratejik hesap, 2020'de imzalanan İbrahim Anlaşmaları'yla resmiyet kazandı ve BAE, İsrail'in bölgedeki en güçlü Arap müttefikleri arasında yerini aldı.
BAE yalnız enerji politikasında ve İran savaşında değil, diğer bölgesel çatışmalarda da giderek, Suudi Arabistan'a karşıt bir tutum sergiledi. BAE, Yemen'de Suudi Arabistan destekli Aden hükümetine karşı silahlı grupları desteklerken ayrıca Sudan'daki iç savaşta da Suudi Arabistan'ın aksine Sudan Silahlı Kuvvetleri'ni değil, paramiliter bir silahlı grup olan Hızlı Destek Kuvvetleri'ne yakın duruyor.
ABD basınında yer alan analizlerde 'Ülkenin gelecekte Arap Birliği, Körfez İşbirliği Konseyi veya İslam İşbirliği Teşkilatı gibi bölgesel yapılardan da çekilebileceği'' tartışılıyor.




