Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) İBB Davası'nın 59'uncu duruşma gününde savunma yapan Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, reklam ihaleleri ve sahte fatura iddialarına ilişkin suçlamaları reddederek, dosyada çifte standart uygulandığını ifade etti. Ongun, '2011'de normal olan 2021'de suç oldu. Biz yapınca suç, onlar yapınca değil. Anayasa'nın 10'uncu maddesi bu dosyada ihlal edildi. Bu ülkeye beyazların üstünlüğü gitti de 'ak'ların üstünlüğü mü geldi? Biz neden yasalar önünde eşit değiliz? Ali'ye suç olan Ayşe'ye neden suç değil? Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım ve bunun cevabını istiyorum' dedi.
CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 59'u tutuklu, 414 sanıklı İBB Davası'nın duruşması, 59'uncu gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi'nin 1 No'lu Duruşma Salonu'nda devam ediyor.
Bugün, tutuklu Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun savunma yapıyor.
'AMAÇ BENİ DEĞİL, MAHKEME HEYETİNİ BASKI ALTINA ALMAK'
İBB Davası'nda savunmasını sürdüren tutuklu Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, hakkında yöneltilen çok sayıdaki suçlamanın hukuki değil psikolojik ve siyasi amaç taşıdığını savundu.
Ongun, hakkında 64 ayrı eylem üzerinden suçlama yöneltildiğini hatırlatarak, bunun bilinçli bir strateji olduğunu söyledi.
'Benim işim iletişim. Ahmet Hakan bile ben cezaevindeyken yazısında benim iletişim çalışmalarımı İletişim Başkanlığı'nın propaganda faaliyetleriyle kıyasladı ve hakkımı teslim etti. Yani karşı mahallenin bile takdiri vardı. Ama burada öyle bir suç bataklığı yaratılıyor ki, beni ortasına atıyorlar.'
Ongun, bu yöntemin mahkeme heyetini baskı altına almak amacı taşıdığını savunarak şöyle konuştu:
'Lütfen kendinizi benim yerime koyun Sayın Başkan. Şuradan elimi kolumu sallayarak çıksam, hakkımda olumlu bir karar verseniz —ki vermezsiniz ama varsayalım— size dönüp 'Adama 64 suçlama yazdık, hiçbirinden ceza bulamadınız mı?' diyecekler. Amaç bu. Aşırı suçlama bombardımanıyla mahkeme heyetini baskı altına almak. Uğraştırmak, sinirlendirmek, yıpratmak, aile düzenini bozmak, toplumun gözünden düşürmek.'
'BEN İBB ENCÜMENİNE NASIL TALİMAT VEREBİLİRİM?'
Savunmasının bu bölümünde reklam ihaleleri üzerinden yöneltilen suçlamalara geçen Ongun, iddianamenin kendisini İBB reklam ihalelerindeki usulsüzlüğün merkezi gibi gösterdiğini söyledi.
İhalelerin İBB encümeni tarafından gerçekleştirildiğini hatırlatan Ongun, burada mantık dışı bir kurgu bulunduğunu belirtti.
'İddianame diyor ki, 'İBB reklam ana ihalelerini dostlar alışverişte görsün diye Kültür ve Medya A.Ş.'ye adresledi. Bunun başında da Murat Ongun var.' Peki bu mümkün mü? Ben İBB encümenini nasıl manipüle edeceğim?'
Encümende görev alan isimlere dikkat çeken Ongun, şöyle devam etti:
'Reklam ihaleleriyle ilgili suçlandığımız eylemlerde encümen heyeti toplam 31 kişiden oluşuyor. Bu 31 kişinin içinde benimle örgütsel bağı kurulan sadece Kağan Sürmegöz. Genel sekreterler var, genel sekreter yardımcıları var, daire başkanları var. Çoğu benden yaşça büyük insanlar. Ben bu insanlara nasıl emir ve talimat verebilirim? Kağan Sürmegöz'le beraber oturup 31 kişiyi mi yönlendirdik? Ayrıca bunlar açık ihaleler.'
'USULSÜZLÜK YAPACAK OLSAM İHALELERİ DEVRETMEM'
Ongun, reklam ihaleleri konusunda en dikkat çekici savunmasını, geçmişten devredilen büyük ihaleler üzerinden yaptı. Göreve geldikten sonra büyük reklam ihalelerini Medya A.Ş.'de tutmak yerine farklı iştiraklere devrettiklerini anlatan Ongun, bunun iddianamedeki kurgu ile çeliştiğini söyledi.
'Ben göreve geldim ve reklam ihalelerini devrettim. Şimdi soruyorum: Eğer burada yolsuzluk yapacak olsam, neden bunu yapayım?' diye soran Ongun, 2011 ve 2018 yıllarında yapılan büyük ihaleleri örnek göstererek, şunları söyledi:
'Billboard ihalesi AK Parti döneminde yapılmış ve Medya A.Ş.'ye geçmiş. Metro alanlarındaki 16.500 metrekarelik reklam ihalesi Medya A.Ş.'deydi. İSPARK reklam alanları yine Medya A.Ş.'deydi. Bunlar devasa ihaleler. Eğer usulsüzlük yapacak biri olsam bu ihaleleri elimde tutarım. Ama ben bunları devretmişim. O halde nasıl oluyor da reklam ihalelerinin merkezi ben oluyorum?'
'AK PARTİ DÖNEMİNDE ÇALIŞAN BÜROKRATLARLA SUÇ ÖRGÜTÜ KURDUĞUM SÖYLENİYOR'
Ongun, kendisiyle birlikte suçlanan bazı bürokratların AK Parti döneminden beri belediyede görev yaptığını hatırlatarak örgüt iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savundu.
'Ben 1 Temmuz 2019'da İBB'de çalışmaya başladım. CHP üyesiyim. Kağan Sürmegöz ve Adem Tuncay 2006'da, Hakan Karaköse 2007'de belediyede işe girmiş. Yani 12-13 yıl AK Parti belediyeciliğinde çalışmış insanlar.'
Bu tabloyla suç örgütü kurgusunun bağdaşmadığını vurgulayan Ongun şöyle dedi:
'Türkiye gibi siyasi kutuplaşmanın zirvede olduğu bir ülkede, aklı başında bir CHP'li yöneticinin daha önce hiç tanımadığı, AK Parti döneminde uzun yıllar çalışmış insanlarla gizli yapı kurması hayatın olağan akışına aykırıdır. Eğer gerçekten iddia edildiği gibi örgüt yöneticisi olsam, bu insanları başka dairelere sevk ettirir, yerlerine kendi tanıdığım insanları getirirdim.'
'ORTADA SAHTE FATURA YOK, SADECE SAVCININ CÜMLESİ VAR'
İddianamede, Kültür ve Medya A.Ş.'nin özel reklam alanlarında dahi fatura keserek haksız gelir sağladığı ve bu paranın örgüte aktarıldığının ileri sürüldüğünü belirten Ongun, bu iddiayı sert sözlerle reddetti. 'İddianamede şöyle deniyor: 'Böylece Kültür ve Medya A.Ş.'ye sağlanan milyonlarca lira kaynak, sahte iş sözleşmeleri ve naylon faturalarla suç örgütüne aktarılmıştır.''
Ongun bu iddianın hiçbir somut dayanağı olmadığını belirterek şöyle konuştu:
'Değerli Başkanım, bunu ortaya koyan hiçbir şey yok. Sadece savcı bir cümle yazmış. 'Paralar örgüte aktarıldı' diyor. Ne oldu? Öyle olmuş. Sadece yazmış.'
'BU PARALAR ÖRGÜTE DEĞİL, BELEDİYE ŞİRKETLERİNİN KASASINA GİRDİ'
Söz konusu paraların kişilere değil kamu şirketlerine girdiğini vurgulayan Ongun, iddianamedeki örgüt finansmanı tezinin çöktüğünü savundu.
'Milyonlarca lira dedikleri para 5 yılda 24 milyon lira. Bu para da kimsenin cebine girmiyor. Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.'nin kasasına giriyor.'
Ongun, bu şirketlerin devlet denetiminde olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:
'Bu kurumlar devlet tarafından denetleniyor. Bu kurumların kasasından 1 lirayı bile öyle alabilir misiniz? Böyle bir şey olabilir mi?'
Savcılığın sahte fatura iddiasını somutlaştırmadığını belirten Ongun, 'Madem sahte fatura var, bir tane göstersinler. Bir tane. Biz de görelim' dedi.
'MÜFETTİŞ RAPORU BİLE SUÇLAMAYI ÇÜRÜTÜYOR'
Ongun, kendilerini suçlayan müfettiş raporunun dahi sahte iş yapılmadığını ortaya koyduğunu söyledi.
Tevdi raporundan alıntı yapan Ongun şöyle dedi:
'Müfettiş raporu açıkça diyor ki; Medya A.Ş. tarafından hak edişe konu reklam uygulama fotoğraflarının tamamı ibraz edilmiş. Kültür A.Ş. tarafından da büyük kısmı ibraz edilmiş. Yani yapılmamış iş, kesilmiş sahte fatura diye bir şey yok.'
'Ben demiyorum, bizi suçlayan müfettiş söylüyor.'
'KİMSE CEBİNDEN PARA ALINMASINA SESSİZ KALMAZ'
Reklamcıların baskı nedeniyle şikâyetçi olamadığı iddiasını da reddeden Ongun, bunun gerçeklikle bağdaşmadığını söyledi.
'Kimse cebinden zorla para alınmasına sessiz kalmaz. Böyle bir uygulama olsa herkes yasal haklarını sonuna kadar kullanır.'
Bu konuda somut örnek de veren Ongun şöyle konuştu:
'Sedat Kapıdağ örneği ortada. Her yere bizi şikâyet etmiş. Haksız ve yalan konuşuyor ama şikâyet ediyor. Bugün de hayatta, iş yapıyor. Hatta oğluna İBB zabıtasını bastırıyor. Hangi korku? Hangi baskı?'
'ÖZEL ŞİRKETTEN BELEDİYE ŞİRKETİNE GİDEN PARA NASIL KAMU ZARARI OLUYOR?'
Ongun, suçlamaların mantıksal tutarsızlığına dikkat çekti.
'82 firma incelenmiş. Bunların sadece 18'i hem İBB'ye hem iştirak şirketlerine ödeme yapmış. 38 firma ise Kültür ve Medya A.Ş. ile hiç çalışmamış bile. Eğer sistematik baskı olsaydı hepsi aynı muameleye maruz kalırdı.'
Ongun sözlerini şu soruyla tamamladı:
'İddia makamı bu faturalarla milyonlarca liralık kaynağın örgüte aktığını söylüyor. Hayır. Bunlar belediye şirketlerinin kasasına giren paralar. Ben gerçekten merak ediyorum Sayın Başkan: Özel şirketlerin cebinden çıkıp belediye şirketinin kasasına giren para neden kamu zararı olsun?'
'DELİL Mİ ARIYORUZ, HİS Mİ?'
Murat Ongun, ayrıca savunmasında reklam gelirleri üzerinden oluşturulan suçlamaların mantıksal temelini sorguladı. Ongun, sahte fatura iddiaları ve reklam ihalelerine ilişkin suçlamalara karşı bilirkişi raporunu hedef aldı. Ongun, İBB ve iştirak şirketlerine kesilmiş tek bir sahte faturanın bulunmadığını belirterek, 'İBB'yi ya da iştirak şirketlerini ilgilendiren, bizi kapsayan bir sahte fatura yok' dedi.
Savunmasında Yunus Emre Enstitüsü soruşturmasındaki iddianameyi örnek gösteren Ongun, sahte fatura suçlamalarının somut delillerle ispat edilmesi gerektiğini söyledi. Ongun, 'Savcı, kişinin ifadesini koymuş, sahte olduğu iddia edilen faturayı göstermiş, Vergi Kurulu raporunu eklemiş. En güçlü kanıt olarak da fatura tarihleriyle aynı dönemde şirket hesaplarından yöneticilerin hesaplarına para transferlerini koymuş. Dört başı mamur bir sahte fatura iddianamesi böyle olur' ifadelerini kullandı.
Kendi dosyasında ise böyle bir delil standardı bulunmadığını savunan Ongun, Elif Güven'in sorgusunda savcılığın 'hissetmiş' ifadesini kullandığını belirterek, 'Delil mi arıyoruz, his mi arıyoruz?' diye sordu.
'SAHTE FATURACI DOSYANIN İTİRAFÇISI OLDU'
Ongun, dosyada itirafçı konumunda bulunan Ahmet Çiçek'in geçmişte sahte fatura nedeniyle yargılandığını ve kendi ifadesinde de sahte fatura kestiğini kabul ettiğini söyledi. Ongun, 'Gizemli Çetin'i Murat Kapki'ye getiren Ahmet Çiçek bizim dosyada sanık ve itirafçı. Hakkında sahte fatura kesmekten mahkeme kararı var. Kendi ifadesinde de bunu kabul ediyor' dedi.
Ahmet Çiçek'in nişanlısı Meral Çadır'ın da savcılığa sahte fatura işi yaptıklarını söylediğini aktaran Ongun, buna rağmen bu kişilerin dosyada itirafçı olarak yer aldığını ifade etti.
'4 AYDA 1,5 MİLYON ŞAPKA FATURASI KESİLMİŞ'
Ongun, mahkeme heyetine bazı faturaları da göstererek, 2015 yılına ait yedi faturada promosyon, grafik tasarım, film yapımı, stant kurulumu, catering, konaklama, otobüs temini, tişört ve şapka üretimi gibi kalemlerin yer aldığını söyledi.
Toplam tutarın 14 milyon 432 bin TL olduğunu belirten Ongun, o dönemin döviz kuru üzerinden yaklaşık 6 milyon dolarlık iş hacmine karşılık geldiğini kaydetti.
Faturalardaki üretim rakamlarına dikkat çeken Ongun, 'Sadece 4 ayda 621 bin 750 tişört ve 1 milyon 525 bin şapka üretilmiş görünüyor. İstanbul nüfusu o yıl 14 milyon 657 bin. Eğer bu faturalar gerçekse, İstanbul'da neredeyse her 3 kişiden birinde İBB şapkası görmemiz gerekirdi' dedi.
Kendi dönemleriyle karşılaştırma yapan Ongun, 'Onlar 4 ayda 1 milyon 525 bin şapka yaptırmış. Biz 5 yılda 1 milyon şapka yaptırmışız' ifadelerini kullandı.
Başka bir şirkete kesilen faturalarda ise 10 milyon adet anket formu, milyonlarca broşür ve katalog basımı yer aldığını belirten Ongun, '14 milyon İstanbulluya 10 milyon anket formu bastıramazsınız' dedi.
'ELİNİZDEKİ FATURALARIN HEPSİNİN SAHTE OLDUĞUNU İDDİA EDİYORUM'
Bu veriler doğrultusunda konuşan Ongun, 'İspat edemiyorum ama elinizdeki faturaların hepsinin sahte olduğunu iddia ediyorum. Değilse de başka işlerde kullanılmış faturalar' diye konuştu.
'2011'DE NORMAL OLAN 2021'DE SUÇ OLDU'
Savunmasının devamında reklam ihalelerine ilişkin bilirkişi raporunu eleştiren Ongun, billboard ihalelerinin 2011 ve 2021 yıllarında aynı yöntemle yapıldığını söyledi.
İBB reklam alanlarının kiralanmasında iki yasal yöntem bulunduğunu belirten Ongun, kendi dönemlerinde davet usulü yöntem kullanıldığını ifade etti.
Ongun, '2011'de de aynı yöntem kullanılmış. 2021'de de. 2011'deki ihaleyi de İlbaklar kazanmış, 2021'deki ihaleyi de İlbaklar kazanmış. 10 yıl arayla hayat tıpatıp aynı işlemiş' dedi.
Bilirkişi raporunda yalnızca 2021 ihalesinin sorunlu gösterildiğini söyleyen Ongun, 'Aynı işlem onlar yapınca normal, biz yapınca suç oluyor' ifadelerini kullandı.
Bilirkişi raporuna göre 2021 ihalesinde 1 milyar 40 milyon liralık zarar hesaplandığını belirten Ongun, buna rağmen ana ihaleyi yapanlara ilişkin iddianamede somut suç isnadı bulunmadığını söyledi.
'291 MİLYON LİRALIK ZARAR İDDİASINDA TUTUKLULAR VAR, 1 MİLYAR 40 MİLYONLUK İHALEDE SUÇLAMA YOK'
Ongun, bilirkişi raporunda yer alan bazı reklam ihalelerine ilişkin zarar hesaplamalarını mahkeme heyetine anlattı. Eylem 62'de 27 milyon lira, Eylem 63'te 61.4 milyon lira, Eylem 66'da 2.5 milyon lira ve Eylem 69'da 201 milyon lira zarar hesaplandığını belirten Ongun, toplam zararın 291.9 milyon liraya ulaştığını söyledi.
Bu eylemler nedeniyle birçok sanığın tutuklu bulunduğunu belirten Ongun, 'Kültür A.Ş., Medya A.Ş., Murat Kapki, Hüseyin Köksal, Nihat Sütlaş gibi isimler burada 1.5 yıldır tutuklu. Ama aynı bilirkişi raporunda 1 milyar 40 milyon liralık zarar tespit edilen ihale suçlama konusu bile yapılmıyor' dedi.
Ongun, '291 milyon liralık zarar iddiasında insanlar tutuklu, 1 milyar 40 milyonluk zarar iddiasında ise kimseye suçlama yok. Bu farkın izah edilmesi gerekiyor' diye konuştu.
'ANAYASA'NIN 10'UNCU MADDESİ BU DOSYADA İHLAL EDİLDİ'
Ongun, dosyada anayasal eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini savunarak, 'Nihat Sütlaş hırsız ama Murat İlbak namuslu iş insanı. Hüseyin Köksal hırsız ama Yusuf İlbak namuslu. Murat Kapki suçlu ama başkaları değil. Bu olmaz. Anayasa'nın 10'uncu maddesi açık; hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Bizim dosyamızda bu imtiyaz tanınmıştır' ifadelerini kullandı.
'AK PARTİ DÖNEMİNDE YAPILAN AYNI İHALELER SUÇ SAYILMADI'
Savunmasında 2019 öncesi dönemde yapılan bir reklam ihalesini örnek gösteren Ongun, söz konusu ihalenin 6 Şubat 2019'da İBB Encümeni tarafından gerçekleştirildiğini anlattı.
Bu ihalenin de bilirkişi incelemesine girdiğini belirten Ongun, bilirkişinin burada da işin niteliğinin net belirtilmemesi, muhammen bedelin düşük tutulması ve katılımı kısıtlayıcı hükümler gibi üç ihlal tespit ettiğini söyledi.
Ongun, bu ihalede dönemin üst düzey İBB yöneticileri arasında Hayri Baraçlı, Muzaffer Hacımustafaoğlu ve Eyüp Karahan gibi isimlerin bulunduğunu hatırlatarak, 'Bilirkişi burada da aynı ihlalleri tespit ediyor ama bu kişiler hakkında hiçbir suçlama yapılmıyor. Biz yapınca suç oluyor, onlar yapınca olmuyor' dedi.
'YÜZDE 78 DAHA FAZLA GELİR SAĞLAYAN TUTUKLU'
Ongun, Serdal Taşkın döneminde yapılan alt ihalede belediyeye yüzde 78 daha fazla gelir sağlandığını belirterek, 'Bilirkişinin mantığına göre AK Parti döneminde ihale çok ucuza verilmiş. Bizim dönemde ise daha yüksek bedelle üçüncü kişiye ihale edilmiş. Belediyeye daha fazla gelir sağlayan kişi bugün tutuklu, ihaleyi düşük bedelle yapanlar ise serbest' diye konuştu.
'BU DOSYA SİYASİ DEĞİLSE NEDEN HEP AYNI İSİMLER DIŞARIDA?'
Ongun, savunmasında iş insanı Rıdvan Dilmen üzerinden de dosyadaki çifte standardı gündeme getirdi.
Alper Aydın'ın savcılığa sunduğu dilekçede, 2024 sonuna kadar Rıdvan Dilmen ile ortaklığını gizlediğini anlattığını aktaran Ongun, buna rağmen Dilmen'in ifadeye dahi çağrılmadığını söyledi.
Vergi inceleme raporlarında Alper Aydın'ın şirketinden Rıdvan Dilmen ve yakınlarına para transferleri bulunduğunu öne süren Ongun, 'Alper Aydın tutuklanıyor ama Rıdvan Dilmen'e hiçbir şey olmuyor. Bu dosya siyasi değilse Hayri Baraçlılar, İlbaklar, Rıdvan Dilmenler neden hep dışarıda?' diye sordu.
'REKLAM İSTANBUL'UN SAHİBİ OLDUĞUMA DAİR TEK DELİL YOK'
Ongun, Reklam İstanbul firmasının gerçek sahibinin kendisi olduğu yönündeki iddiaları da reddetti.
Bu yöndeki suçlamaların yalnızca gizli tanık ve itirafçı beyanlarına dayandığını belirten Ongun, 'Ne bir belge var, ne para transferi, ne banka havalesi, ne yazışma. Hiçbir somut delil yok. Sadece aynı tonda tekrar edilen ifadeler var' dedi.
Mahkemede bu beyan sistematiğinin ne kadar sorunlu olduğunu göstermek için örnekler verdiğini belirten Ongun, 'Sadece benzer beyanlar üzerinden hüküm kurulamaz. Bu subjektif değerlendirmelerle insanların hayatı karartılamaz' ifadelerini kullandı.
'BİZ NEDEN YASALAR ÖNÜNDE EŞİT DEĞİLİZ?'
Eşitlik vurgusunu yineleyen Ongun, 'Bu ülkeye beyazların üstünlüğü gitti de 'ak'ların üstünlüğü mü geldi? Biz neden yasalar önünde eşit değiliz? Ali'ye suç olan Ayşe'ye neden suç değil? Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım ve bunun cevabını istiyorum' dedi.
(SÜRECEK)