(TBMM) - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, 'ABD Başkanı Donald Trump'ın sözleri, İranlı muhaliflere Kürt gruplar üzerinden silah gönderildiğini ortaya koymuştur. Türkiye'nin kapısına dayanabilecek yeni bir jeopolitik kırılmadan söz ediyoruz. Böyle bir tabloda, gafletin bedeli ağır olur. Böyle bir tabloda, iyi niyet temennileriyle güvenlik tesis edilemez. O yüzden ilk çağrımız nettir: Abdullah Öcalan üzerinden yürütülen tezgâha derhal son verilmelidir. Bugün bu hattı sürdürmek, siyasi saflığın ötesinde stratejik bir körlüktür. Türkiye bu sapkın düşünceden, bu cerahatten kurtulmalıdır. Suriye'de 15 sene boyunca olan bitenden ders alınmamış mıdır? Suriye'de sahayı İmralı meczubunun sözüm ona telkinleri değil, güç belirlemiştir' dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM'de düzenlenen grup toplantısına katıldı. Dervişoğlu, burada gündeme dair şunları kaydetti:
'Sözlerime başlarken İstanbul Şişli'de İsrail Konsolosluğu önünde gerçekleşen terör saldırısında yaralanan iki polisimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Muhtemel bir istihbarat operasyonu olan bu menfur hadisenin, tekrarlanmaması adına, yetkililerin gerekli önlemleri alacağını umuyorum. Yaralanan polislerimize şifa dilerken, tüm emniyet teşkilatımızın 10 Nisan Polis Haftası'nı şimdiden kutluyorum. Bu suretle, emniyet teşkilatımızın sıkıntılarını hatırlatmayı da görev biliyorum. Aylardır milletvekillerimizle, partililerimizle her platformda dile getiriyoruz: Polis intiharları artık alelade bir hadise gibi gündemden kayıp gidiyor. Bu konuda önlem almayan, yeterli tetkikler yürütmeyen iktidar makamları bu hadiselerden sorumludur. İkincisi ise polislerimizin iaşe, kumanya sitemleri devam etmektedir. Özlük haklarında beklenen iyileştirmeler yapılmamıştır. Maaşlar yerlerde sürünmektedir. Sicil sorunu da yıllardır çözülmemiştir. Polisimiz, sadece başınız dara düştüğünde aklınıza geliyor. Onları düşünmeden vatandaşla aranıza koymayı biliyorsunuz. Karda, kışta, yağmurda, sıcakta saatlerce nöbete koşmayı biliyorsunuz. Madem öyledir, kahraman polislerimizin hak ettiklerini verin. Siz vermezseniz İYİ Parti iktidarında polislerin beklentilerini mutlaka karşılayacağız. Ayrıca Osmaniye'de sel felaketinde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımız var. Hayatını kaybedenlerin Allahtan rahmet diliyorum. Ailelerine sabır diliyorum.
'Bir maden ruhsatı salgınıdır ki; doğudan batıya, kuzeyden güneye dört koldan yayılıyor'
Herkes kendi gündemini konuşuyor. Vatandaşın gerçek gündemi ise gölgeleniyor. İktidarın başka, ana muhalefetin başka hesabı var. Ekranların başka, kulislerin başka hesabı var: Milletin hesabı ise bambaşka. Herkes kendince haklılıktan, kendi meşrebince doğrudan dem vuruyor. Ama millet aşını konuşuyor. İşini konuşuyor. Faturasını konuşuyor. Çocuğunun geleceğini, güvenliği, adaleti konuşuyor. Bir yanda, her birimize ait ormanlarımız, meralarımız, akarsularımıza göz dikiliyor. Bir maden ruhsatı salgınıdır ki; doğudan batıya, kuzeyden güneye dört koldan yayılıyor. 5-10 yıllık kârlar uğruna, 500, belki 1000 yıllık varlıklarımız yok oluyor. Milletin kanına girmiş, vatan toprağına göz dikmiş terörist, elini kolunu sallayarak geziyor, vatanını, toprağı, evini savunan evlatlarımız, Esra Işık evladımız da hapse atılıyor, cezalandırılıyor. Adalet, vicdan, hak: Hangi birinin yokluğuna yanalım? Vicdanı yanmayanları hangi sıfatla analım? Ve tüm bunlar, dünyada ve Türkiye'de iklim ve gıda krizleri yaşanırken, Anadolu evlatlarını doyuramaz hale getirilmişken vukuu buluyor.
'Memleketimin dört bir yanı maden sahasına çevrilmiş'
Bugün yanı başımızda bir enerji savaşı yaşanıyor. Biz ise su toplama havzalarımızın üzerine bina dikiyoruz. Yaz gelince de yağmur duasına çıkıyor, 'Allah niçin yağmur nasip etmedi', 'Ormanlarımız yine yandı' diye dövünüyoruz. Memleketimin dört bir yanı maden sahasına çevrilmiş. Vatandaş doğasını, derelerini, dağını, taşını korumanın derdine düşmüş, meydanlarda hakkını savunuyor. Düşünebiliyor musunuz, Ordu'nun yüzde 75'i, Giresun'un yüzde 85'i maden sahası: Vatandaş direnmesin de ne yapsın? Bu vesileyle, hemşehrilerimin haklı mücadelelerinde yanlarında olduğumuzun bilinmesini istiyor, toprağın altı kadar, üstünün de kıymetli olduğunu hatırlatıyorum. Ordu'ya, Giresun'a, Fatsa'ya, tüm Karadeniz'e buradan selam olsun.
'Türk milletini kullaştırmak, onun vatanını sömürmek hiç kimsenin harcı değildir'
Türkiye, hiç değişmeyen birkaç sermaye grubunun taşeronluğunda, yabancı fonların, kısa vadeli kârların adası yapılmış. İktidarın Türk milletine sunduğu ufka bakın. 'Türkiye, çok uluslu şirketlerin bölgesel yönetim merkezi olacakmış'. Geçtiğimiz günlerde Erdoğan'ın bizzat ağırladığı Blekrak CEO'su da bu taşeronluk piyasasının en önemli aktörüdür. Haliyle siyaset ne milletin derdine çare bulabiliyor ne de o çareleri bulacak zemine yöneliyor. Kriz normalimiz olmuş. Yoksulluğu görenek zannediyoruz. Oysa her şeyi değiştirmek bizim elimizdedir. Ancak değiştirmek için konuşmak, konuşmak için dinlemek lazımdır. İYİ Parti olarak biz, bunu yapıyoruz. Buradan tüm arkadaşlarıma çağrımdır: Nerede bir yaprak koparılır, nerede bir avuç toprağa göz dikilir, nerede suyumuza kem göz değerse, orada olacağız, vatanımızın sathını oradan savunacağız. İyi Partililer için, insanını ve toprağını sevmek, Onun varlık ve dirliğini muhafaza etmek en âli vazifedir. Bu görevin gereğini her an, her daim yerine getireceğiz. Yerine getireceksiniz. Çünkü kayıtsızlık da sessizlik de sürüleşmek demektir. Türk milletini kullaştırmak, onun vatanını sömürmek hiç kimsenin harcı değildir. Bu vatan müstevlilerce tarumar edilemez, edilemeyecektir. Her daim hür kalacağız.
'Trump'ın sözleri, İranlı muhaliflere Kürt gruplar üzerinden silah gönderildiğini ortaya koymuştur'
Sürekli vurguladığımız, dikkat çektiğimiz, döne döne anlattığımız uygulamaya konan senaryo maalesef adım adım gerçekleşiyor. İran'daki savaş uzadı. Gerilim yayıldı. Belirsizlik büyüdü. Dün gece açıklanan ateşkese rağmen, halen bu belirsizlik büyüyerek devam ediyor. Üstelik, artık biliyoruz ki; mesele, yalnızca iki devlet arasındaki askeri bir çatışma değildir. Bu savaşın, İran'ın iç yapısını sarsan, onu çözülmeye ve dağılmaya iten sonuçlar üretme ihtimali vardır. Biz en başından beri buna dikkat çektik. Dedik ki, İran'daki kriz, bir iç savaşa dönüşebilir. Ve böyle bir iç savaş, İran'da sadece rejim değişikliği yaratmaz; İran'ı dağıtabilir. Türkiye için asıl tehlike de burada başlamaktadır. Böylesi bir çözülme, yanı başımızda bir güç boşluğu doğurur. Ve o boşluğu kimin, hangi silahla, hangi dış destekle doldurabileceği sorusu, Türkiye açısından afaki bir soru değildir. Daha açık konuşalım: Arkalarında ABD ve İsrail'in siyasi desteği bulunan, son sistem silahlarla donatılmış, paraya ve lojistiğe erişmiş bölücü yapılanmanın doğuracağı sonuçları görmek zorundayız. Biz bunu haftalardır söylüyoruz. Ve bugün, bizzat ABD Başkanı Donald Trump'ın sözleri, İranlı muhaliflere Kürt gruplar üzerinden silah gönderildiğini ortaya koymuştur.
'Ulusal kimliğini zayıflatacak, etnik hezeyanları kışkırtacak her türlü yaklaşımdan vazgeçilmelidir'
Demek ki tehlike, hayal değil, abartı değil, gerçektir. Türkiye'nin kapısına dayanabilecek yeni bir jeopolitik kırılmadan söz ediyoruz. Böyle bir tabloda, gafletin bedeli ağır olur. Böyle bir tabloda, ezberle siyaset yapılamaz. Böyle bir tabloda, iyi niyet temennileriyle güvenlik tesis edilemez. O yüzden ilk çağrımız nettir: Abdullah Öcalan üzerinden yürütülen tezgâha derhal son verilmelidir. Bugün bu hattı sürdürmek, siyasi saflığın ötesinde stratejik bir körlüktür. Türkiye bu sapkın düşünceden, bu cerahatten kurtulmalıdır. Suriye'de 15 sene boyunca olan bitenden ders alınmamış mıdır? Suriye'de sahayı İmralı meczubunun sözüm ona telkinleri değil, güç belirlemiştir. Suriye'de denklem sembollerle değil, örgütlü güçler ve onların arkasındaki dış destekle kurulmuştur. Şimdi, Amerika ve İsrail ile temas kurmuş, paraya ve silaha kavuşmuş İranlı bölücü grupların Öcalan'ı dinleyeceğini düşünmek, ihanet değilse bile ağır bir zihinsel yetersizliktir. Türkiye'nin bu konuda kaybedecek vakti yoktur. Türk ulusal kimliğini zayıflatacak, etnik hezeyanları kışkırtacak, devleti gevşetecek her türlü yaklaşımdan vazgeçilmelidir. Güvenlik, sloganla değil, net akıl, açık ilke ve sağlam devlet iradesiyle sağlanır.
'Üstünlerin hukukuyla milli birlik olmaz'
Ama burada ikinci çağrımız da en az birincisi kadar önemlidir. Milli birlik, yalnızca dış tehdidi işaret ederek kurulmaz. Milli birlik, içeride adaleti tesis ederek kurulur. Üstünlerin hukukuyla milli birlik olmaz. Keyfî uygulamalarla milli birlik olmaz. Bir vatandaşa başka, ötekine başka hukuk uygulayarak milli birlik olmaz. Eğer bu ülke, dışarıdan gelen fırtınalara karşı sağlam duracaksa, bu içeride hukukun üstünlüğüyle, yani Cumhuriyet mefhumuyla mümkündür. O mefhumun tarifiyse bellidir: 'Cumhuriyet, iktidar gücünü sınırlamak demektir. Her kim ki sınırsız iktidar vaat ediyorsa, Cumhuriyet'e düşmandır'. Ve bu düşmanlık da bizzat ayrımcılığı körüklemektir. Siyasi görüşünden ve kimliğinden bağımsız bütün vatandaşlar kanuni güvence altında olduğunu hissetmek zorundadır. Yargıdaki keyfîlik, sona ermek zorundadır. Ve hepsinden önemlisi, bu ülkenin ortak aklı, yeniden parlamentoda işlemek zorundadır. Meclis, bir tören alanı yahut bir takım kirli ve uzun erimli ajandaların meşrulaştırılma sahası değildir. Kapalı kapılar ardında, dar çevre hesaplarıyla, milletin gözü önüne çıkmadan devlet yönetemezsiniz. Devleti güçlendirmek istiyorsanız, önce meşruiyetini güçlendireceksiniz. Bu da meclis ve meclisi vücuda getiren serbest seçimlerle mümkündür. Birinde sorun varsa diğerinde de sorun olması kaçınılmazdır.
'NATO'nun güney kanadının güvenliğinden sorumlu olacak olan bu kuvvete karakterini veren Türk Silahlı Kuvvetleri olmalıdır'
Son günlerde konuşulan ve birtakım ayrıntıları ortaya çıkan bir başka mesele de ülkemizde kurulacak çok uluslu NATO kuvvetidir. NATO üyesi olarak, ülkemizin önerisi ve onayı olmadan bu kararın alınmasının mümkün olmadığını biliyoruz. Ancak buna rağmen, bahsi geçen çok uluslu ordunun idaresi ve karakteri ile ilgili kamuoyunda beliren soru işaretlerini de görmezden gelemeyiz. Bunun için, İYİ Parti olarak bizim önceliğimiz, bahsi geçen ordunun komutasının bir Türk subayında olması ve komuta kademesinin de ağırlıklı olarak Türk subaylarından oluşmasıdır. Bununla birlikte, bu orduya tahsis edilecek askerlerimizin ordunun çoğunluğunu oluşturmasına da dikkat edilmelidir. Harekât anında gelecek takviye birliklerinin de ordudaki Türk ağırlığını bozmaması gerekmektedir. Bu ordunun çok uluslu olması tamamen kozmopolit bir yapı içinde olmasını gerektirmez. Kısaca, NATO'nun güney kanadının güvenliğinden sorumlu olacak olan bu kuvvete karakterini veren Türk Silahlı Kuvvetleri olmalıdır. Herkes bunu bilmek zorundadır.'
(SÜRECEK)





