Haber: Hilal Solmaz
(ANTALYA)- 63'üncü Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda gösterilen, Ragıp Türk'ün yönettiği 'Taş ve Tüy', toplumsal eşitsizliklerin ortasında çocuğuna kavuşmaya çalışan bir annenin mücadelesini beyazperdeye taşıyor. Türk, 'Aslında temel problem sistem. Sistemin bireyi nasıl sıkıştırdığı ve sıkışan bireyin suça nasıl bulaştığıydı' dedi.
63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde Türkiye prömiyerini gerçekleştiren 'Taş ve Tüy' filminin yönetmeni Ragıp Türk ve başrol oyuncusu Melda Tuzluca, ANKA Haber Ajansı'na konuştu.
Çocuğunu yeniden yanına alabilmek için mücadele eden bir kadının hikâyesini anlatan film, yoksulluk, barınma sorunu, kadına yönelik şiddet ve bürokrasinin birey üzerindeki baskısını ele alıyor.
Türk ve Tuzluca, filmin ortaya çıkışını, karakterin yaratım sürecini ve çekimlerde yaşadıklarını anlatttı. Türk ve Tuzluca'nın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:
'HİKÂYE ÜÇ FARKLI DENEYİMİN BİRLEŞMESİYLE ORTAYA ÇIKTI'
- Filmde yoksulluk, barınma sorunu, şiddet ve bir annenin çocuğuna kavuşma mücadelesi iç içe geçiyor. Bu hikâyenin çıkış noktası neydi?
Ragıp Türk: Aslında birkaç farklı deneyimin birleşmesiyle ortaya çıktı. Bir belgesel çekimi sırasında yoksul bir mahallede yaşayan bir kadınla tanıştım. İki çocuğunu yetiştirme yurdundan geri alabilmek için verdiği mücadeleyi anlattı. Çok kısa bir sohbetti ama anlattıkları aklımda kaldı.
Daha sonra üçüncü kısa filmimde Nazire'nin annesinin hikâyesini anlattım. Nazire cezaevindeyken annesi, torununa bakabilmek için varlıklı bir ailenin bahçe işleriyle ilgileniyor, köpeğine bakıyor, bakıcılık yapıyordu. Filmin sonunda Nazire'nin annesi ölüyordu ve çocuk ortada kalıyordu. Hep o çocuğun sonrasında ne olduğunu düşündüm. Annesi neredeydi, ona ne olmuştu?
Bir de para karşılığında köpek gezdiren insanlar üzerine düşünmeye başladım. Bir gün bu insanlardan birinin gezdirdiği köpeği kaybetmesi durumunda neler yaşayabileceğini düşündüm. Bu üç hikâye zamanla birleşti ve 'Taş ve Tüy' ortaya çıktı.
'NAZİRE'NİN MÜCADELESİNDE KENDİ HAYATIMDAN İZLER BULDUM'
- Melda Hanım, Nazire şiddetten kurtulmaya çalışırken başka bir mücadeleyle karşı karşıya kalıyor. Çocuğunu geri alabilmek için bürokratik engelleri aşması gerekiyor. Siz bu karakterle nasıl bağ kurdunuz?
Melda Tuzluca: Öncelikle ben anne değilim. Senaryo bana ilk geldiğinde şehir dışında çalışıyordum. Oyunculuğun yanı sıra kostüm asistanlığı da yapıyorum. Pandeminin de etkisiyle bir süredir oyunculuk yapamadığım bir dönemden geçiyordum.
Nazire'den çok farklı sosyoekonomik koşullarda yaşayan bir kadın olmama rağmen onun yaşadığı duygularla kendi hayatım arasında benzerlikler buldum. Ben de bir mücadele veriyordum. Bir aksilik başka bir aksiliği doğuruyordu. Sistem benden bir şey talep ediyor, benim de ona uyum sağlamam gerekiyordu. Oysa ben başka bir şey yapmak istiyordum.
Senaryoyu okuduğumda Nazire'yi çok sevdim. Ama hemen karar veremedim. Çünkü Nazire çok büyük bir mücadelenin peşinden giden bir kadındı.
Filmde sistem dediğimiz şey yalnızca devlet ya da kurumlar değil. Aile ilişkileri, romantik ilişkiler, yaşadığı mahalle, çevresindeki insanlar... Bunların hepsi Nazire'nin üzerindeki baskının bir parçası. Ragıp'la uzun uzun konuştuk, karakter üzerine düşündük. Sonunda bu yolculuğa birlikte çıkmaya karar verdik.
'MELDA'NIN FOTOĞRAFINI GÖRÜNCE 'İŞTE NAZİRE BU' DEDİM'
- Ragıp Bey, Nazire gibi hem fiziksel hem de duygusal açıdan zorlayıcı bir karakter için Melda Tuzlaca'yı nasıl seçtiniz?
Ragıp Türk: İnanın, film sürecinde beni en çok zorlayan konulardan biri Nazire'yi oynayacak oyuncuyu bulmaktı. Çok sayıda oyuncu izledik. Bir dönem umudumuzu bile kaybettik.
Sonra bir arkadaşım Melda'dan söz etti ve fotoğrafını gönderdi. Fotoğrafı görür görmez 'İşte bu, Nazire bu' dedim. Bir şekilde hissettim.
Melda'ya ulaştık. O sırada başka bir sette çalışıyordu. Kendisine bu rolü isteyip istemediğini, altından kalkabileceğine inanıp inanmadığını sordum. Bana önce karakterin hayatına girip onu anlaması gerektiğini söyledi. Bu yaklaşımı beni çok etkiledi.
Nazire'yi gerçekten hissetmeye ve anlamaya çalıştığını gördüm. Telefonda konuşurken aslında büyük ölçüde anlaşmıştık. Daha sonra deneme çekimi yaptık ve birlikte devam etmeye karar verdik.
- Melda Hanım, sizin açınızdan bu rolü kabul etme süreci nasıldı?
Melda Tuzluca: Ragıp bu senaryoyla bana çok dürüst bir yerden geldi. Onun da aldığı riskler vardı. Daha tanınmış bir oyuncuyla çalışabilirdi. Ben o dönemde çok tanınan bir isim değildim. Ama onun aradığı başka bir şeydi.
Ben de bu ortaklığa aynı samimiyetle yaklaşmak istedim. Rolü çok istiyordum ama önce Nazire'nin dünyasını anlamam gerektiğini düşündüm. Karakteri gerçekten hissederek, onun hayatıyla bağ kurarak bu işe başlamak istedim. Böylece güzel bir ortaklığımız doğdu.
'ÇOCUKLUĞUM BÖYLE BİR MAHALLEDE GEÇTİ'
- Filmde mahalle yalnızca bir mekân değil, hikâyenin önemli bir parçası. Bu dünyayı kurarken kendi gözlemlerinizden de yararlandınız mı?
Ragıp Türk: Çocukluğum biraz böyle bir mahallede geçti. Dolayısıyla bana uzak bir kültür değil. Oradaki insanları, yaşam biçimini tanıyorum. O dünyayı biliyorum. Sanırım filmin gerçekliğe yakın olmasında bunun da etkisi var.
- Melda Hanım, sizin için bu mahallede yaşayan bir kadını canlandırmak nasıl bir deneyimdi?
Melda Tuzlaca: Daha önce tam olarak böyle bir mahallede bulunmamıştım. Ama üniversite yıllarımda Kuştepe ve Dolapdere çevresinde çok zaman geçirdim. Önce Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde, ardından Bilgi Üniversitesi'nde eğitim aldım. Dolayısıyla bu çevrelere aşinaydım.
Ancak filmdeki mahalle daha zor koşulların yaşandığı bir yerdi. Yine de Nazire'yle ortaklıklar buldum. Ben de kalabalık bir aileden geliyorum. Altı kız kardeşiz. Çok sayıda kuzenimiz var. Kalabalık ailelerde kadınların karşılaştığı bazı sorunlar birbirine benzeyebiliyor. Bu deneyimlerden yararlandım.
'MAHALLEDE YAŞANAN HAYATI OLDUĞU GİBİ FİLME TAŞIDIK'
- Filmin çekimleri nerede yapıldı? Gerçek bir mahallede çalışmak nasıl bir deneyimdi?
Ragıp Türk: Çekimlerimizi Çatalca'nın Kaleiçi Mahallesi'nde gerçekleştirdik. Filmdeki varlıklı kadının evi de oradaydı. Yalnızca karakol ve cezaevi sahnelerini stüdyoda çektik.
Mahalle halkı bize çok yardımcı oldu. Selami karakterini canlandıran Özgür Meriç'in de mahallede tanıdığı insanlar vardı. Onların desteğiyle mahalleye girdik.
Aslında filmde gördüğünüz hayat orada gerçekten yaşanıyordu. Arka planda gördüğünüz birçok kişi mahallenin gençleriydi.
Örneğin Nazire'nin sokakta yürüdüğü bir sahnede çocuklar kavga ediyordu. Bu, bizim planladığımız bir şey değildi. Gerçekten kavga ediyorlardı. Melda'ya yürümeye devam etmesini söyledim. Biz de o hayatı mümkün olduğunca bozmadan kaydettik. Elbette insanların izinlerini aldık.
ÇEKİMLER SIRASINDA SETE POLİS GELDİ
- Çekimler sırasında beklenmedik olaylar da yaşamışsınız. Neler oldu?
Ragıp Türk: Bir gün sete polis geldi. Çekim yaptığımız bölge, tarihi eser arayanların da bulunduğu bir yermiş. Birisi bizi, film çekme bahanesiyle define aradığımızı düşünerek şikâyet etmiş.
Polis geldi ve seti durdurdu. Kameralarımızı, ekipmanlarımızı aradı. O sırada filmde sonradan kullanmadığımız bir sahne çekiyorduk. İlginç bir tesadüf oldu.
Ama genel olarak mahalle halkı ve yerel kurumlar bize çok destek verdi. Çatalca Belediyesi de yardımcı oldu.
Melda Tuzluca: Benim de unutamadığım bir olay var. Nazire'nin karakoldan çıkıp koştuğu bir sahneyi çekiyorduk. Geniş bir alanda, uzaktan görüntü alınıyordu. Ben de olabildiğince hızlı koşuyordum.
Bizi gören biri kamerayı fark etmemiş olacak ki polise haber vermiş. Bir kadının birinden kaçtığını, belki de şiddet gördüğünü düşünmüş. Polis geldiğinde film çektiğimizi anlattık.
Aslında bir kadının kaçtığını görünce birinin polise haber vermesi güzel bir şeydi.
'ASIL MESELE, SİSTEMİN BİREYİ SUÇA NASIL SÜRÜKLEDİĞİ'
- Film, yoksulluk, şiddet ve barınma gibi sorunları ele alırken bunların yalnızca bireysel değil, sistemsel meseleler olduğunu da düşündürüyor. Nazire'nin çocuğuna kavuşmak için verdiği mücadele üzerinden seyircinin hangi soruları sormasını istediniz?
Ragıp Türk: Aslında temel yaklaşımım seyirciye soru sordurmaktı. Ben de bu hikâyeyi oluştururken kendime pek çok soru sordum. İzleyicinin de filmden çıktıktan sonra aynı sorular üzerine düşünmesini istedim.
Temel problem sistem. Sistemin bireyi nasıl sıkıştırdığı ve sıkışan bireyin suça nasıl bulaştığı benim için önemliydi.
Nazire filmin başında bir düzen kurarak kurumu kandırmaya çalışıyor. Ama aslında tek istediği çocuğunu geri almak. Sistem ona çocuğunu vermeyi uygun görmüyor. O da çocuğuna kavuşabilmek için suç işlemeye başlıyor.
Benim anlatmak istediğim, koşullar tarafından sıkıştırılan bir insanın nasıl suçun içine çekilebildiğiydi. Film boyunca bu sorunun peşinden gittim.




