Emekli aylıklarına yine düzenleme geliyor. Yine açıklamalar, beklentiler, hesaplamalar… Ancak milyonlarca emeklinin cevabını beklediği soru aynı: Yapılacak düzenleme geçim sorununu çözecek mi, yoksa birkaç ay sonra yeniden aynı noktaya mı döneceğiz?
Haber500’deki ilk köşe yazımda, bu sorunun cevabını ele almak istiyorum. Çünkü emeklinin ihtiyacı, yalnızca önümüzdeki artışın miktarını öğrenmek değildir. Yıllarca ödediği primin karşılığını alabileceği, geleceğini öngörebileceği ve insanca yaşayabileceği bir düzene kavuşmaktır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emeklilerin durumunu iyileştirmeye yönelik açıklamasının ardından, aylıklara yapılacak artış yeniden gündemin merkezine yerleşti. Kamuoyuna yansıyan haberlerde, ileri yaştaki emeklilere daha yüksek refah payı verilmesi gibi seçenekler de konuşuluyor. Ancak yaşa göre farklı artış uygulanmasına ilişkin kesinleşmiş bir düzenleme bulunmadığını belirtmek gerekiyor.
Emeklilik yaşı, sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği bakımından elbette tartışılır. Emekliliğe hak kazanma şartları; çalışma süresi, prim günleri ve yaş birlikte değerlendirilerek belirlenir. Fakat emekliliğe hak kazanmış bir insanın aylığının geçinmeye yetmemesi, ayrıca çözülmesi gereken bir sorundur.
İleri yaştaki vatandaşlarımızın bakım ve sağlık ihtiyaçları için daha fazla destek sağlanabilir. Sağlanmalıdır da. Ancak bu destek, bütün emeklilerin primleri karşılığında hak ettiği aylığın düzeltilmesinin yerine geçemez.
Emekli aylığı, emekliyi yaşına göre ayırarak değil; ödediği primin, yıllarca verdiği emeğin ve alın terinin hakkını vererek düzeltilir.
Bugün yalnızca “Kaç lira zam yapılacak?” sorusuna odaklanırsak, emekliyi bu noktaya getiren hesaplama sistemini bir kez daha tartışmanın dışında bırakırız.
Asıl mesele burada başlıyor.
AK Parti iktidarı, 2008’de yürürlüğe koyduğu düzenlemelerle aylık bağlama oranlarını düşürdü. Geçmiş kazançların güncellenmesinde Türkiye’nin gelişme hızının tamamı yerine yüzde 30’unun dikkate alındığı sisteme geçildi. Böylece hem çalışmanın emekli aylığına dönüşen karşılığı hem de ekonomik büyümenin aylık hesabına katkısı sınırlandı.
Bunlar yalnızca uzmanların konuşacağı teknik ayrıntılar değildir. Aylık bağlama oranı, vatandaşın yıllarca çalışmasının emeklilikte ne kadar karşılık bulacağını belirler. Güncelleme katsayısı ise geçmişte üzerinden prim ödenen kazançların bugüne nasıl taşınacağını etkiler.
Hesaplama sisteminde emeklinin aleyhine yapılan değişikliğin sonucu, yıllar sonra mutfakta eksilen gıda, ertelenen ihtiyaç ve ödenemeyen fatura olarak karşımıza çıkar.
Bu nedenle birkaç bin liralık artışla yetinip sistemin kendisini olduğu gibi bırakamayız. Acil iyileştirmeler elbette yapılmalıdır. Fakat emeklinin hakkını eksilten formül değişmezse, bugün yapılan artışın ardından yarın yeniden aynı geçim sıkıntısını konuşuruz.
Aylık hesaplama sistemi, 2008 öncesinin emeği ve prim karşılığını daha güçlü koruyan esaslarına dönmelidir. Fabrika ayarlarına dönüşten kastım budur.
Bu dönüş, tek bir oranı değiştirmekten ibaret de olamaz. Emeklilerin gelirini, sağlığını, barınmasını ve sosyal güvenliğini birlikte ele alan kapsamlı bir düzenleme gerekir. Benim çözüm önerilerim açıktır:
1. Aylık bağlama oranları ve güncelleme sistemi düzeltilmelidir.
2008 öncesindeki hakları daha güçlü koruyan hesaplama esaslarına dönülmeli, aylık bağlama oranları yükseltilmeli ve geçmiş kazançların güncellenmesinde Türkiye’nin gelişme hızının tamamı dikkate alınmalıdır. Düzenleme, mevcut emeklilerin kayıplarını da ele almalıdır.
2. İntibak düzenlemesi yapılmalıdır.
Prim ödeme günleri ve prime esas kazançları aynı olan insanların, yalnızca farklı tarihlerde emekli oldukları için farklı aylıklarla karşılaşmasına yol açan eşitsizlikler giderilmelidir. Aynı emeğin karşılığı, emeklilik tarihine göre değişmemelidir.
3. Birikmiş kayıpları giderecek seyyanen artış sağlanmalıdır.
Yalnızca yüzdeli artışlara dayanan yaklaşım, düşük aylıklarla geçinmeye çalışanların birikmiş kayıplarını telafi etmiyor. Seyyanen iyileştirme yapılmalı, emeklilerin ekonomik büyümeden ve refah artışından pay alması sağlanmalıdır.
4. Hiçbir emekli asgari ücretin altında aylığa mahkûm edilmemelidir.
Emekli aylıkları için asgari ücretin altında kalmayacak bir alt sınır oluşturulmalıdır. Bu yapılırken daha fazla prim ödeyenin hakkı korunmalı; tabanın yükseltilmesi, bütün aylıkların aynı tutarda buluşmasına dönüşmemelidir.
5. Dul ve yetim aylıkları iyileştirilmelidir.
Hak sahiplerinin aylıkları, geçim ihtiyaçları gözetilerek yükseltilmelidir. Eşini veya anne babasını kaybeden insanların gelir güvencesi, sosyal güvenlik düzenlemelerinin dışında bırakılamaz.
6. Ek ödemeler günün koşullarına göre artırılmalıdır.
Vergi iadesinin yerine getirilen ek ödeme sistemi yeniden değerlendirilmelidir. Emeklinin tüketim harcamaları üzerinden taşıdığı KDV ve ÖTV yükü dikkate alınarak ek ödeme oranları yükseltilmelidir.
7. Yılda üç kez, birer aylık tutarında ikramiye ödenmelidir.
Ramazan ve Kurban bayramlarında birer aylık tutarında bayram ikramiyesi verilmelidir. Ayrıca 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda bir aylık tutarında Cumhuriyet İkramiyesi ödenmelidir. İkramiyeler, ekonomik koşullar karşısında sürekli değer kaybeden sembolik tutarlar olmaktan çıkarılmalıdır.
8. İlaç ve muayene katılım payları kaldırılmalıdır.
Emekliler sağlık hizmetine erişirken ilaç ve muayene katılım paylarından muaf tutulmalıdır. Sağlık giderleri, zaten sınırlı olan aylıkları daha da azaltmamalıdır.
9. Banka promosyonları yıllık ödenmelidir.
Promosyon sistemi, ödemelerin her yıl yapılacağı ve en az bir aylık tutarında olacağı şekilde yeniden düzenlenmelidir. Emeklinin bankacılık sistemi içindeki ekonomik değeri, kendisine yapılan ödemeye de yansımalıdır.
10. Çalışan emeklinin ödediği prim aylığına katkı sağlamalıdır.
Sosyal güvenlik destek primi uygulaması yeniden ele alınmalıdır. Emeklilik sonrasındaki kayıtlı çalışma ve bu çalışma nedeniyle ödenen primler, emekli aylığını artıracak biçimde değerlendirilmelidir.
11. Prim borcu nedeniyle emekliliğe erişemeyenlere çözüm üretilmelidir.
Diğer emeklilik şartlarını yerine getirdiği hâlde prim borcu nedeniyle aylık bağlatamayan vatandaşlara, borçlarını ödenebilir taksitlerle kapatarak emekliliğe erişebilecekleri bir yol açılmalıdır.
12. Emekli, dul ve yetimlerin borçları yapılandırılmalıdır.
Kamu kurumlarına ve bankalara olan borçlar için ödeme gücüne uygun yapılandırma imkânı sağlanmalıdır. Kamu borçlarının gecikme zammı ve faiz yükü kaldırılmalıdır. Yapılandırma, vatandaşın gerçekten ödeyebileceği koşulları taşımalıdır.
13. Geçmiş Bağ-Kur tescil mağduriyetleri giderilmelidir.
1 Ekim 2008 öncesinde vergi veya meslek odası kaydı bulunmasına rağmen Bağ-Kur tescili yapılmamış vatandaşlara, gerekli şartlar belirlenerek geriye dönük tescil hakkı tanınmalıdır. Doğacak prim borçları makul taksitlerle ödenebilmelidir.
14. Güvenli ve erişilebilir yaşlı bakım hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır.
Yaşlılara yönelik pozitif ayrımcılık ilkesini hayata geçirecek düzenlemeler yapılmalıdır. Kamu huzurevlerinin sayısı ve kapasitesi artırılmalı; temiz, sağlıklı, güvenli ve erişilebilir bakım hizmeti sağlanmalıdır. Başvuru süreçlerindeki gereksiz bürokrasi azaltılmalıdır.
15. İhtiyaç sahibi emeklilere evde destek verilmelidir.
Ev temizliği, kişisel bakım ve günlük yaşam desteği yaygınlaştırılmalıdır. Kamu kurumları, belediyeler ve ilgili kuruluşlar arasında koordinasyon sağlanarak emeklilerin kendi evlerinde güvenle yaşayabilmesi desteklenmelidir.
16. Emeklilere özel sosyal konut programı uygulanmalıdır.
Kendine ait evi olmayan ihtiyaç sahibi emekliler için TOKİ ve Emlak Konut iş birliğiyle sosyal konut üretilmelidir. Uzun vadeli, aylık gelirle uyumlu ve ödenebilir taksitler esas alınmalıdır. Emekliyi ev sahibi yapma hedefi, onu karşılayamayacağı yeni bir borcun altına sokmamalıdır.
17. Kapsamlı bir sosyal güvenlik reformu gerçekleştirilmelidir.
SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı kapsamındaki farklılıklardan, emeklilik tarihlerinden, prim şartlarından ve yaş düzenlemelerinden kaynaklanan adaletsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Kazanılmış hakları koruyan, mali dengesi gözetilen, anlaşılır ve öngörülebilir bir sistem kurulmalıdır.
Bu öneriler birbirinden kopuk vaatler olarak görülmemelidir. Aylığı düzeltilmeyen emeklinin geçim sorunu yalnızca sosyal destekle çözülemez. Sağlık ve barınma giderleri karşısında korunmayan emeklinin refahı da yalnızca aylık artışıyla güvenceye alınamaz.
Elbette her düzenlemenin finansman kaynağı, uygulama takvimi ve bütçe karşılığı açıklanmalıdır. Kayıtlı istihdamı artırmak, kayıt dışılıkla mücadele etmek ve prim tahsilatını güçlendirmek de bu çalışmanın parçasıdır.
Ancak kaynak tartışmasının her defasında emeklinin hakkını ertelemenin gerekçesine dönüşmesini kabul edemeyiz.
Önümüze gelecek düzenlemeyi yalnızca kaç lira artış getirdiğiyle değerlendirmeyeceğim. Prim karşılığını koruyor mu, birikmiş kayıpları gideriyor mu, kök aylıkları düzeltiyor mu, emeklinin gelecek yıl yeniden aynı sıkıntıya düşmesini önlüyor mu? Bunlara bakacağım.
Çünkü emeklinin ihtiyacı, her altı ayda bir yeni bir açıklamayı beklemek değildir. Ödediği primin karşılığını alarak, kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmektir.
Fabrika ayarlarına dönülmeden, emeklinin hakkını eksilten formül değiştirilmeden ve bu sorunlar birlikte çözülmeden kalıcı iyileşme olmaz.
Emekli, yıllarca devlete prim borcunu ödedi. Şimdi devletin, emekliye hakkını teslim etme zamanıdır.