Savaş aleytarlığı yapmak kolaydır. Hele ki o savaşta cepheye gidecek olanlar sizin evlatlarınız değilse… Hele ki şehit haberleri sizin evinize düşmeyecek, sizin sofranızdan bir sandalye eksilmeyecekse…
Bugün sosyal medyada Türk ordusunu Yemen’e göndermeyi savunanları, binlerce kilometre uzaktaki topraklar için hamaset nutukları atanları görüyoruz. Peki, soralım: Türk askeri neden Yemen’e gitsin? Kimin hesabını kapatsın? Kimin çıkarları uğruna canını ortaya koysun?
Tarihten bugüne uzanan çarpıcı bir anlatı vardır. Şehzade Mustafa’nın idamından sonra Rüstem Paşa, Kanuni Sultan Süleyman’ı devletin bekası üzerinden teselli etmeye çalışırken padişahın ona şöyle karşılık verdiği rivayet edilir:
“Konuş Rüstem! Ne devlet seninle, çocuk senin!”
Bu sözün tarihî aktarımına ilişkin ihtiyat payını koruyarak, taşıdığı anlamı bugün yeniden düşünelim. Devletin bekası adına karar verenlerle o kararların bedelini ödeyenler aynı kişiler değilse, sorulması gereken çok ağır bir hesap vardır.
Yemen’e gidecek asker senin oğlun mu? Kurşunun önüne çıkacak olan senin evladın mı? Yoksa ayın sonunu getirmeye çalışan, borçla yaşayan, çocuğunu okutabilmek için kendinden vazgeçen ailelerin çocukları mı?
Fonlardan, ihalelerden ve türlü imkânlardan milyarlar kazanan çevrelerin çocukları mı cepheye gidecek? Yoksa sıvasız evlerde yaşayan, şehit düştüğünde arkasında gözü yaşlı bir anneyle yarım kalmış hayaller bırakacak gençler mi?
İşte asıl mesele budur!
Savaş, karar vericiler için bir strateji başlığı olabilir; fakat yoksul aileler için ömür boyu dinmeyecek bir acıdır. Ekranların karşısında kurulan büyük cümlelerin bedelini, çoğu zaman o cümleleri kuranlar değil, başkalarının çocukları öder.
Peki, Türk askerinin Yemen’de ne işi var?
Bundan bir asır önce Cihan Harbi’nin alevleri içinde Hicaz çöllerinde yaşananları unuttuk mu? Fahreddin Paşa’nın ve Mehmetçiğin Medine’de verdiği mücadeleyi, çekilen yokluğu, yapılan fedakârlıkları hafızamızdan sildik mi? Şerif Hüseyin ve oğullarının İngilizlerle yürüttüğü iş birliğinin Osmanlı’nın son yıllarında bıraktığı acı izleri artık hatırlamıyor muyuz?
Elbette tarihî olayları bütün Arap halklarına mal edemeyiz. Ancak geçmişte yaşadığımız acıları da yok sayamayız. Medine Müdafaası’nı ve Osmanlı’nın çözülüşünü hatırlamak, bugünün kararlarını daha sağlıklı değerlendirmek için gereklidir.
Bugün Suudi Arabistan’ın, Husilerin veya başka bölgesel aktörlerin kendi hesapları olabilir. Devletler arasındaki çıkar ilişkileri değişebilir, ittifaklar kurulabilir, diplomasi yeniden şekillenebilir. Fakat başka devletlerin bölgesel hesaplarını üstlenmekle Türkiye’nin millî güvenliğini korumak aynı şey değildir.
Türkiye’nin millî çıkarı nerede başlıyor, başkasının savaşı nerede bitiyor?
Türk ordusu, başka devletlerin çıkarlarını korumak için değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğini ve bağımsızlığını savunmak için vardır. Bir askerî harekâtın gerekliliği; hamasetle, sloganlarla veya tarihî hesaplaşma hevesleriyle değil, somut güvenlik gerekçeleriyle değerlendirilmelidir.
Bizim itirazımız Türk askerinin cesaretine değil, o cesaretin hangi amaç uğruna kullanılacağına yöneliktir. Mehmetçiğin fedakârlığını sorgulamıyoruz; o fedakârlığın hangi gerekçeyle istendiğini soruyoruz. Vatan savunmasına değil, başka devletlerin hesapları uğruna yeni cepheler açılmasına itiraz ediyoruz.
Çünkü bu milletin evlatları birer rakam değildir. Her birinin arkasında bir anne, bir baba, bir kardeş ve yarım kalabilecek bir hayat vardır. Bu hayatların hesabı, şehit haberleri geldikten sonra değil, savaş kararı alınırken sorulmalıdır.
Savaşı savunanlar önce şu sorulara cevap versin: Türkiye’nin hangi somut güvenlik ihtiyacı bu harekâtı zorunlu kılıyor? Hangi millî çıkar korunacak? Diplomasi neden yeterli görülmüyor? Elde edilecek kazanım, ödenecek bedeli karşılayacak mı?
Bu sorulara cevap vermeden asker göndermeyi savunmak, başkalarının çocuklarının hayatı üzerinden cesaret gösterisi yapmaktan başka bir şey değildir.
Konuş Rüstem! Ne devlet seninle, çocuk senin!
Devletin bekası, milletin evlatlarını düşünmeden harcamak değildir. Asıl devlet aklı, o evlatları hangi amaç uğruna riske attığını millete açıklayabilmektir.
Türk ordusu güçlü olsun, Türkiye kendi çıkarlarını kararlılıkla savunsun. Ancak bunun yolu, Mehmetçiği her bölgesel hesaplaşmanın içine sürüklemek değildir.
Bizim evlatlarımızın hayatı, başkalarının hesaplarına yazılacak bir dipnot değildir!
Ne devlet seninle, ne de cepheye gidecek çocuk senin… O çocuk, bu milletin evladıdır!