Devletin mahremine uzanan eller, sadece bir odayı değil, 2400 yıllık şanlı bir Türk tarihinin kalbini hedef aldı. Kozmik Oda ihaneti, bu toprakların gördüğü en büyük, en alçak ve en affedilmez ihanettir. Fetullahçı terör örgütünün o karanlık zihniyeti, devletin en gizli mahremine sızdığı o gün; bu milletin savaş planlarını, gizli taktiklerini ve vatan savunmasının en kritik sırlarını altın tepside dünyanın bütün istihbarat servislerine peşkeş çekti. İstihbarat dilinde bunun adı bellidir: Devletin yatak odasına girilmiştir.
19 Aralık 2009... Yer Ankara Çukurambar... Sahte bir suikast yalanıyla, bu ülkenin namusuna leke sürmek için kapılar aralandı. Dönemin FETÖ’cü savcısı Mustafa Bilgili ve yine aynı lağım çukurundan beslenen hâkim Kadir Kaya devreye sokuldu. Türk tarihinde ilk defa devletin en mahrem odası, hainlerin ve onların okyanus ötesindeki efendilerinin eline teslim edildi. "Tehdit" maskesi altında tam bir ay boyunca o oda didik didik edildi. Bu milletin iç ve dış savaş planları, askeri stratejileri, gizli cephanelerin yerleri, kimin eline hangi silahın verileceği, hatta ülke işgale uğrarsa vatanseverlerin direnişi nereden ve nasıl örgütleyeceğine dair her şey havaya saçıldı. Yetmedi; o vatanseverlerin ev adresleri, telefon numaraları, yani bu ülkenin direniş hatları birer birer düşmana sunuldu.
11 Ocak 2010’da bu ihanet, Türk devletinin kalbini adeta kevgire çevirdi. MİT personelinin en mahrem bilgileri, Ege adalarının olası bir savaşta nasıl işgal edileceğine dair egemen harekât planları... Her şey, ama her şey dışarıya akıtıldı. Sonuç ne oldu sanıyorsunuz? Yunanistan korkudan titrediği o günlerden cesaret buldu; tüm askeri stratejisini değiştirdi, sınırlarına hendekler kazdı, adalarını silahlandırdı. CIA’si, Mossad’ı, C-16’sı, Yunan istihbaratı... Hangi uluslararası şer odağı varsa, hepsi 2400 yıllık Türk devletinin tüm sırlarına bu alçak örgüt sayesinde sahip oldu.
Peki, bu çalınan onur, bu ihanet belgeleri nereye gitti? Savcıların gözetiminde, dönemin TÜBİTAK maskeli hainleri bugünün firari vatan haini Ünal Tatar o kutsal devlet sırlarını 1,5 terabaytlık hard diske kopyalayıp, Amerika'ya, o terörist başı Fethullah Gülen’in kucağına uçurdu.
Yıllar sonra yargı uykudan uyanıp "Burada bir komplo var, bu bir FETÖ kumpasıdır" dedi. Mustafa Bilgili ve Kadir Kaya gibi maşalar hapis cezalarına çarptırıldı. Tabii ki adalet yerini buldu bulmasına ama şu gerçeği kimse unutmasın: 2400 yıllık Türk tarihi bu darbeyle yara almıştır, evet; ancak hiçbir alçak odak bu devleti yıkamayacaktır.
O günden sonra Türk İstihbarat Teşkilatı da Genelkurmay'ı da devletin tüm kurumları da silkelenip kendine geldi. Stratejiler baştan aşağı yenilendi, sızdırılan her plan çöp hükmüne düşürüldü ve devlet kendi küllerinden çok daha güçlü bir refleksle yeniden doğdu. Fakat bu millet, bu alçaklığı da, bu ihanete ortak olanları da asla ve asla unutmayacaktır!