Bazen tarihin en büyük dönüşümleri, savaş meydanlarında değil, bir insanın konfor alanından çıkmaya karar verdiği anda başlar.

Homeros'un Odysseia'sında Odysseus, Truva Savaşı'nı yalnızca gücüyle kazanmaz. Onun asıl silahı aklıdır. Truva Atı, bunun en güçlü sembolüdür. Çünkü Odysseus'un savaşa taşıdığı şey, yalnızca askerler ve silahlar değildir; düşmanın göremediği bir plan, doğru zamanı bekleyen bir strateji ve gerektiğinde sabırla susabilen bir zekâdır.

Belki de bu yüzden Odysseus'un hikâyesi, yalnızca bir kahramanın eve dönüş destanı değildir. Aynı zamanda insanın kendi kaderini yeniden yazabilmek için güvenli limanlarını terk etme hikâyesidir.

Bu açıdan bakıldığında, Odysseus ile Mustafa Kemal arasında yüzyılları aşan bir ortaklık görürüz.

Biri Truva'nın surlarının önünde aklıyla bir savaşın kaderini değiştirir. Diğeri, 19 Mayıs 1919'da Bandırma Vapuru'na binerek bir milletin kaderini değiştirecek yolculuğa çıkar.

Ve her ikisinin hikâyesinde de kritik bir eşik vardır:

Konfor alanından çıkmak.

Odysseus'un karşısında Kalypso vardır. Ona huzuru, güveni ve tehlikelerden uzak bir hayatı sunan bir ada… Savaşın, ölümün ve belirsizliğin olmadığı bir dünya… Odysseus isterse orada kalabilir; geçmişini geride bırakabilir, mücadeleden vazgeçebilir, kendisine sunulan güvenli hayatı kabul edebilirdi.

Ama o kalmadı.

Çünkü insan bazen rahat olanı değil, doğru olanı seçmek zorundadır.

Mustafa Kemal'in İstanbul'daki hayatı da elbette bir başka biçimde konfor alanıydı. Önünde iki yol vardı. Ya işgal altındaki başkentin daralan sınırları içinde kalacak, olup bitenleri izleyenlerden biri olacaktı ya da bütün belirsizlikleri göze alıp Anadolu'ya geçecekti.

O, ikincisini seçti.

Üstelik Samsun'a giderken elinde kesin bir zafer planı yoktu. Önünde hazır bir ordu, güvenli bir devlet yapısı ya da garantilenmiş bir gelecek bulunmuyordu. Fakat onda başka bir şey vardı:

Akıl.

Mustafa Kemal'in bu yolculuğunu anlatırken söylediği kabul edilen şu söz, aslında bütün mücadelenin özünü anlatır:

“Bizim Samsun'a silah ve teçhizat götürdüğümüzü sanıyorlar. Oysa biz Samsun'a, Anadolu'ya akıl taşıyoruz.”

Bu cümle, Bandırma Vapuru'nu bir ulaşım aracından çok daha büyük bir sembole dönüştürür.

Çünkü Bandırma'da taşınan yalnızca insanlar değildi.

Bir düşünce taşınıyordu.

Bir milletin yeniden ayağa kalkabileceğine dair inanç taşınıyordu.

Ve belki de en önemlisi, doğru zamanda kullanılmayı bekleyen bir akıl taşınıyordu.

Odysseus'un Truva Atı'nda sakladığı akıl ile Mustafa Kemal'in Bandırma Vapuru'ndaAnadolu'ya taşıdığı akıl arasındaki metaforik bağ tam da burada ortaya çıkıyor.

İkisinin de gücü, ne kadar kalabalık olduklarında değil; ne zaman hareket edeceklerini bilmelerinde saklıydı.

Odysseus her doğruyu her zaman söylemedi. Her savaşta doğrudan saldırmadı. Bazen bekledi, bazen sustu, bazen kendisini olduğundan farklı gösterdi. Çünkü strateji, yalnızca ne yapacağını bilmek değil, ne zaman yapmayacağını da bilmektir.

Mustafa Kemal'in Millî Mücadele'deki tavrında da aynı soğukkanlılığı görürüz.

Her şeyi bir anda söylemedi.

Her hedefi ilk günden açık etmedi.

Zamanı kolladı.

Şartları değerlendirdi.

Doğru insanlarla doğru zamanda konuştu.

Bazen geri çekilmiş gibi göründü ama aslında bir sonraki hamlenin zeminini hazırladı.

Çünkü büyük mücadeleler yalnızca cesaretle kazanılmaz. Cesareti yönetecek bir akla, aklı doğru zamanda harekete geçirecek bir iradeye ihtiyaç vardır.

Odysseus'un asıl zaferi Truva'dan çıkması değildi. Asıl zaferi, yolculuk boyunca kendisini yeniden keşfetmesiydi. Denizlerde savrulurken, kayıplar yaşarken, türlü sınavlardan geçerken yalnızca eve dönmedi; değişti, olgunlaştı ve kendi hikâyesinin daha güçlü bir kahramanı hâline geldi.

Mustafa Kemal'in Samsun yolculuğu da yalnızca İstanbul'dan Anadolu'ya yapılan bir yolculuk değildi.

O yolculuk, bir insanın kendi kaderinden bir milletin kaderine doğru yürüyüşüydü.

Bandırma Vapuru İstanbul'dan ayrıldığında, henüz ortada kurulmuş bir Cumhuriyet yoktu. Fakat bir fikir vardı.

Ve bazen tarihin en büyük devletleri, önce bir fikir olarak doğar.

Odysseus'un hikâyesi bize şunu hatırlatır: İnsan, kendisine sunulan güvenli hayatı reddettiği anda kaderinin öznesi hâline gelir.

Mustafa Kemal'in hikâyesi ise bunun tarihteki en çarpıcı örneklerinden biridir.

Çünkü o da güvenli olanı değil, gerekli olanı seçti.

Konforu değil, mücadeleyi…

Belirsizliği değil, teslimiyeti seçebilirdi; fakat o, milletinin kaderini başkalarının ellerine bırakmayı reddetti.

İşte bu yüzden 19 Mayıs, yalnızca bir geminin Samsun'a varışı değildir.

O gün Bandırma Vapuru, Anadolu'ya bir komutan götürmedi yalnızca.

Bir akıl götürdü.

Bir irade götürdü.

Bir strateji götürdü.

Ve en önemlisi, konfor alanından çıkmaya cesaret etmiş bir insanın, bir milletin kaderini değiştirebileceğini gösteren büyük bir başlangıç taşıdı.

Odysseus Truva Atı'na aklını sakladı.

Mustafa Kemal Bandırma Vapuru'na aklını koydu.

Biri bir şehrin kaderini değiştirdi.

Diğeri bir milletin.

Ve belki de tarihin bize bıraktığı en büyük ders şudur:

Bazen bir çağın değişmesi için ordulardan önce, bir insanın konfor alanını terk etmesi gerekir.