"Masalarda bölüşülen bir coğrafyayı, süngüsüyle yeniden çizenlerin hikayesidir bu."
Tarihimiz, "uysal hükümetlerin" değil, masaları devirenlerin; "lütuf bekleyenlerin" değil, bağımsızlığını söke söke alanların zaferleriyle taçlanmıştır.
7 Ocak 1922’de Londra’ya ulaşan o meşhur İngiliz raporu, aslında bir dönemin vicdan muhasebesidir. İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold, o satırları kaleme alırken aslında bir çaresizliği itiraf ediyordu: “Kemalistlerle masaya oturulamaz; çünkü onlar, Anadolu’nun tam bağımsızlığından başka hiçbir şeyi kabul etmiyorlar!”
Peki, bu noktaya nasıl gelindi? Madalyonun diğer yüzünde, İngilizlerin "dostluğuna" sığınan, "uslu bir Türk hükümeti" hayaliyle kendi milletini emperyalizmin insafına terk etmeyi "devlet politikası" sanan o eski anlayış vardı.
Arşivler, bir yanda "İngilizlerin lütfuna" bel bağlayan saray bürokrasisinin ve ona biat eden zihniyetin acizliğini; diğer yanda ise Anadolu’nun bozkırlarında filizlenen o "bükülemez iradeyi" yan yana koyuyor.
Bir tarafta, "İngilizlerle anlaşırsak, müsamahalarına sığınırsak belki bizi affederler" diye düşünen ve "uysal bir Türk hükümeti" kurma hayaliyle yanıp tutuşan o teslimiyetçi akıl duruyordu.
Onlar için bağımsızlık bir pazarlık konusu, vatanın istikbali ise birilerinin "lütfuna" bırakılmış bir emanetti. "İstanbul'da uysal bir Türk hükümeti görmek" fikrini kendi siyasi hedefi haline getiren bu zihniyet, milletin onurunu masalarda parça parça etmeye hazırdı.
Diğer yanda ise, İngiliz diplomatlarının "uzlaşılmaz" olarak tanımladığı, İstanbul’un puslu koridorlarında üretilen o "uysal" planları, Büyük Taarruz’un süngüleri ve Lozan’ın çelikten duruşuyla yırtıp atan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları vardı.
İngilizler, "dikte edilen bir barış" ile Türk milletini diz çöktüreceklerini sandılar. Ancak unuttukları bir şey vardı: Karşılarında "Padişah'tan aşağı halk tabakasına kadar" İngilizlere güveneceği sanılan eski bir düzenin kalıntıları değil, "Ya İstiklal Ya Ölüm!" diye haykıran, vatanın her karışını kanıyla sulayan, emperyalizmin oyuncağı olmayı reddeden yepyeni bir millet vardı.
Bugün, tarihimizi "gizli anlaşmalar" yalanıyla gölgelemeye çalışanlara verilecek en güzel cevap, bizzat o dönemin İngiliz raporlarında gizlidir. Eğer Türk milleti o gün "teslimiyetin konforunu" seçseydi, bugün kendi toprağımızda değil, başka başkentlerin gölgesinde nefes alıyor olurduk.
Mustafa Kemal, sadece düşmanı vatan toprağından atmadı; aynı zamanda "İngiliz dostluğu" masallarıyla uyutulmaya çalışılan bir halkın üzerinden o "teslimiyetçi" örtüyü çekip attı. Bizim tarihimiz, "uysal hükümetlerin" değil, masaları devirenlerin; "lütuf bekleyenlerin" değil, bağımsızlığını söke söke alanların zaferleriyle taçlanmıştır.
İstanbul’un pençesinden kurtulan Anadolu, sadece İngilizleri değil, o İngilizleri baş tacı eden "teslimiyetçi aklı" da tarihin çöplüğüne gömmüştür. Bugün başımız dik nefes alıyorsak, bu, o gün emperyalizmin teklif ettiği "güvenli ama kölece" hayatı değil, "tehlikeli ama onurlu" bir istiklali seçenlerin sayesindedir.
Tarih, kimin vatan evladı, kimin ise emperyalizmin elinde bir enstrüman olduğunu, o günün İngiliz diplomatlarının "bükülemez irade" diyerek yazdığı satırlarla çoktan tescillemiştir.
Tam bağımsız Türkiye'nin mimarı başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve o kutsal iradeye baş koyan kahramanlarımıza selam olsun !
Kaynakça : Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri