Değerli okurlar bu haftaki köşe yazımda son günlerde gündemde olan “köprü ve bazı otoyolların” özelleştirilmesine değineceğim. Ekonomi politik tarihimiz, "bütçe dengesi" ve "kısa vadeli nakit akışı" fetişizminin kamu varlıklarını nasıl birer birer tasfiye ettiğinin acı tecrübeleriyle doludur. Özellikle Kamu İktisadi Teşebüslerin özelleştirilmesi sonrasındaki hataları gerek ekonomik olarak gerekse de sosyolojik olarak nasıl tecrübe ettiğimizi hatırlayınız. Son günlerde yeniden gündeme gelen ve Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) portföyündeki stratejik otoyollar ile Boğaziçi geçişlerinin otuz yıllığına devrini öngören hamle, ortodoks iktisat teorisinin sığ ezberlerinin bizzat kendisidir. Neoliberal aklın "hazineye taze kaynak" ve "kamu borcunu finanse etme" örtüsü altında pazarladığı bu özelleştirme dalgası; sadece kamusal mülkiyetin gaspı değil, aynı zamanda orta ve uzun vadede enflasyonu tetikleyecek yapısal bir sorundur bir sonraki hafta değineceğim Orta Vadeli Plana ilişkin köşe yazımda neden bunun böyle olduğunu da beraber analiz edeceğiz.

Vergi Yanılsaması ve Kamu Finansmanı Politiği

Maliye politikasını ele alırken düşülen en büyük metodolojik tuzak, vergileri ve kamu gelirlerini hane halkı bütçesi mantığıyla okumaktır. Ortodoks iktisat; vergiyi, kamunun harcama yapmak için halktan topladığı bir "finansman aracı" olarak görür. Bu eksik ve indirgemeci bakış açısı, "Devlet battı, borçlandı, o yüzden köprüleri satıp borç ödemeli veya cari açığı kapatmalı" argümanının da temelini oluşturduğu gibi devletin bizim vergilerimizle yaptığı otoyol köprülerin neden özelleştiriyor şeklinde eksik bilgili bir muhalif söylemi de oluşturuyor.

Oysa heterodoks iktisat çerçevesi ve modern para teorisinin de ortaya koyduğu üzere, egemen bir para otoritesi için vergi, harcamaları finanse etme aracı değil; parasal talebi düzenleme, gelir dağılımını eşitleme ve enflasyonu soğutma aracıdır. Dolayısıyla, "Kamu zaten zarar ediyor/bakım maliyeti yüksek, bırakalım özel sektör yapsın" söylemi, devleti bir şirket gibi konumlandıran neo-liberal bir illüzyondur. KGM verilerine baktığımızda; örneğin 2025 yılında sadece iki Boğaz köprüsü ve devlet otoyollarından sağlanan net tahsilatın milyarlarca lirayı bulduğu, kamunun elinde bu varlıkların güçlü bir nakit ve hizmet akışı ürettiği açıkça görülmektedir. Buradaki eleştiriyi sadece "Devlet malını sattırmayız" sığlığına sıkıştırmak eksiktir; asıl mesele, kamunun elindeki bu rant ve gelir mekanizmasının sermayeyi ihya etme politiğidir.

Kısa Vadeli Finansman, Orta Vadeli Enflasyon Sarmalı

Özelleştirme savunucuları, masaya konacak peşin döviz veya Türk lirası cinsinden devir bedellerinin bütçe açığını rahatlatacağını iddia etsinler. Bu, günü kurtaran ama yarını zehirleyen tipik bir rent-seeking (rant kollama/rant arayışı) mekanizmasıdır.

Ekonomik işleyiş açısından süreç şöyle tetiklenmesi muhtemeldir:

Kısa Vadeli Hazine Rahatlaması: Özelleştirme ihalesiyle birlikte hazineye bir defaya mahsus veya kısa bir zaman dilimi içerisinde güçlü bir nakit akışı girer. Bu durum, kısa vadede borçlanma maliyetlerini kağıt üstünde aşağı çekebilir gibi görünür.

Özel Tekel Rantı ve Maliyet Enflasyonu: 30 yıllığına işletme hakkını devralan sermaye grubu, yatırdığı sermayeyi ve hedeflediği yüksek kâr oranını çıkartmak için geçiş ücretlerine, lojistik maliyetlerine ve akaryakıt transfer giderlerine sürekli olarak enflasyonun üzerinde zam yapmak zorundadır.

Maliyet-İtme Enflasyonu: Otoyollar ve köprüler; bir ülkenin damarlarıdır. Bu arterlerdeki geçiş ücretlerinin tırmanması; tarımdan sanayiye, lojistikten perakendeye kadar her malın ve hizmetin maliyetine doğrudan biner. Özel işletmecinin kâr hırsı, ulaştırma maliyetleri üzerinden tüm tüketim sepetine yansır.

Fiyatlama Davranışının Bozulması: Orta ve uzun vadede, kamusal denetimden çıkmış bu dolambaçlı maliyet artışları, ekonomide katılaşmış bir enflasyonist beklenti yaratır. Kısa vadede bütçeye giren üç kuruşluk özelleştirme geliri, kronikleşen bir fiyat artış sarmalı olarak halkın bütçesine yüklenir.

Uluslararası deneyimlerim ve bu çalışmalarım esnasındaki araştırmalarım a ek olarak literatürde yapılan ampirik çalışmalar da göstermektedir ki; altyapı varlıklarının piyasa mekanizmalarına devri, kalkınma ekonomilerinde gelir eşitsizliğini derinleştirmekte ve makroekonomik istikrarı bozmaktadır.

Köprülerin ve otoyolların özelleştirilmesi, neoliberal söyleme atıf olarak; “halkın vergileriyle inşa edilmiş”, kamusal sermayenin bir avuç imtiyazlı grubu ihya etmesine yönelik yani rant düzenini sürdürme çabasından başka bir şey değildir. Bu politika, kısa vadeli bir bütçe makyajı sağlarken, orta ve uzun vadede bu ülkenin insanına daha yüksek enflasyon, daha pahalı lojistik ve çökmüş bir kamusal maliyet yapısı olarak geri dönecektir. Kamu varlıkları satılamaz; halkın ortak refahı sermayenin kâr hırsına kurban edilemez!