Tarihin en ilginç yönlerinden biri, büyük liderlerin önce düşmanlarının kaleminde nasıl tasvir edildiğini görebilmektir. Çünkü propaganda ile hazırlanan gazeteler bir yana, istihbarat raporları devletlerin gerçek kanaatlerini yansıtır. Bu nedenle İngiliz arşivlerinde bulunan istihbarat belgeleri, Millî Mücadele'nin yalnızca Anadolu'dan değil, Londra'dan nasıl görüldüğünü de anlamamıza imkân verir.

1919 yılında Samsun'a çıkan Mustafa Kemal Paşa, İngiliz raporlarında öncelikle "tehlikeli bir subay", "asi bir milliyetçi" ve "İstanbul Hükûmeti'nin otoritesini sarsan kişi" olarak tanımlanıyordu. İngiliz yönetimi, Anadolu'da başlayan hareketin kısa sürede bastırılacağını düşünüyor, Mustafa Kemal'in ise birkaç sadık subayın etrafında topladığı sınırlı bir direniş örgütlediğine inanıyordu.Ancak Anadolu'daki gelişmeler beklendiği gibi ilerlemedi.

Erzurum ve Sivas kongreleri, düzenli ordunun kurulması, TBMM'nin açılması ve halk desteğinin giderek artması İngiliz istihbaratının değerlendirmelerini değiştirmeye başladı. Raporlarda artık yalnızca bir "isyancı subay" değil; halk üzerinde güçlü bir otorite kurabilen, siyasi karar alabilen ve askerî başarıları stratejik hedeflerle birleştirebilen bir liderden söz ediliyordu.

Özellikle 1921 yılında kazanılan Sakarya Meydan Muharebesi sonrasında hazırlanan değerlendirmelerde Mustafa Kemal'in yalnızca askerî yetenekleri değil, diplomatik kabiliyeti de dikkat çekmeye başladı. İngiliz gözlemcileri, onun Anadolu'daki farklı grupları ortak bir hedef etrafında birleştirebildiğini, Meclis'i yönetebildiğini ve uluslararası dengeleri ustalıkla okuyabildiğini kabul ediyordu.

1922'de Büyük Taarruz'un zaferle sonuçlanması ise birçok raporda önemli bir kırılma noktası oldu. Artık İngiliz belgelerinde Mustafa Kemal'den yalnızca bir komutan olarak değil, kurulacak yeni Türk devletinin tartışmasız lideri olarak bahsediliyordu. Düne kadar "asi" olarak görülen kişi, artık masaya oturulması gereken bir devlet adamıydı.

Bu değişim, aslında Millî Mücadele'nin başarısını özetleyen en güçlü göstergelerden biridir. Çünkü savaş meydanlarında kazanılan zaferler kadar, rakibin zihnindeki algının değişmesi de tarihî bir başarıdır. İngiliz istihbaratı, başlangıçta küçümsediği hareketin zamanla yeni bir devlet doğurduğunu kabul etmek zorunda kalmıştır.

Tarih bize önemli bir ders verir: Büyük liderler yalnızca kendi milletlerinin hafızasında değil, rakiplerinin arşivlerinde de iz bırakırlar. Mustafa Kemal Atatürk'ün İngiliz istihbarat raporlarında geçirdiği dönüşüm de bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Bir zamanlar "asi" olarak tanımlanan isim, birkaç yıl içinde uluslararası diplomasinin muhatabı olan bir devlet adamına dönüşmüş; kalemi elinde tutanlar değişmese de kaleme aldıkları hükümler değişmek zorunda kalmıştır.

Belki de tarihin en güçlü tanıklığı budur: Düşmanınızın sizi nasıl tanımladığı değil, zaman içinde o tanımı neden değiştirmek zorunda kaldığı.