Talha Kaçar

Türkiye’de hayvan hakları meselesi artık yalnızca hayvanseverlerin gündemi değildir.

Sokaklarda yaşananlar, barınaklarla ilgili tartışmalar, belediyelerin uygulamaları ve toplumun farklı kesimlerinden yükselen tepkiler bize çok açık bir gerçeği gösteriyor:

Mevcut sistem işlemiyor.

İşlemeyen bir sistemi savunmanın da, yaşanan sorunları görmezden gelmenin de artık bir anlamı yok.

Bu nedenle açıkça söylüyorum:

Hayvan hakları yasası değişmeli. Hem de hemen değişmeli.

Ancak yapılacak değişiklik yalnızca birkaç maddeyi değiştirmekten ibaret olmamalıdır.

Türkiye’nin hayvanlarla ilgili bütün politikasını yeniden ele alması gerekiyor.

Çünkü mesele artık yalnızca sokak hayvanları meselesi değil.

Mesele yaşam hakkıdır.

Yasa var, uygulama sorunu var

Türkiye’de hayvanların korunmasına ilişkin kanunlar var. Ancak sahada yaşananlar bize kanunların tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.

Bir hayvan sokaktan alındığında ne olduğunu takip edebilmeliyiz.

Nereye götürüldü?

Kim tarafından teslim alındı?

Tedavisi yapıldı mı?

Kısırlaştırıldı mı?

Sahiplendirildi mi?

Başka bir yere nakledildi mi?

Öldüyse neden öldü?

Bunların tamamının kayıt altında olması gerekiyor.

Teknolojinin bu kadar geliştiği bir dönemde bir hayvanın akıbetinin takip edilememesi kabul edilemez.

Her hayvanın bir kaydı, her işlemin bir tutanağı olmalıdır.

Belediyeler yalnız bırakılmamalı, denetlenmeli

Hayvanların korunması konusunda belediyelerin sorumluluğu büyük.

Ancak belediyelere görev verip kaynak sağlamamak da doğru değildir.

Belediyeler hayvanların bakımı, tedavisi, kısırlaştırılması ve yaşam alanlarının oluşturulması için yeterli bütçeye sahip olmalıdır.

Fakat kamu kaynağı kullanılıyorsa kamu denetimi de olmalıdır.

Şeffaflık sağlanmalıdır.

Barınakların kapıları yalnızca hayvanlara değil, denetime ve kamuoyuna da açık olmalıdır.

Çözüm sadece toplamak değildir

Yıllardır aynı döngüyü yaşıyoruz.

Sokakta hayvan sayısı artıyor.

Şikâyetler artıyor.

Hayvanlar toplanıyor.

Barınakların kapasitesi zorlanıyor.

Sonra aynı sorun yeniden ortaya çıkıyor.

Bu döngüyü kırmadan sadece hayvanları bir yerden başka bir yere taşımak kalıcı çözüm değildir.

Bilimsel ve sürdürülebilir bir kısırlaştırma politikası uygulanmalıdır.

Üretim ve satış süreçleri denetlenmelidir.

Terk etmenin önüne geçilmelidir.

Sahiplendirme teşvik edilmelidir.

Hayvanların kimliklendirilmesi ve kayıt sistemleri güçlendirilmelidir.

Yani devlet, sorunun yalnızca sonucuyla değil kaynağıyla mücadele etmelidir.

Yeni yasa, yeni anlayış

Eğer yeni bir düzenleme yapılacaksa günü kurtarmak için yapılmamalıdır.

Önümüzdeki 10, 20 yılı planlayan bir sistem kurulmalıdır.

Veteriner hekimler, hukukçular, akademisyenler, belediyeler, hayvan hakları savunucuları ve toplumun farklı kesimleri aynı masada buluşmalıdır.

Çünkü bu mesele bir siyasi partinin ya da bir grubun meselesi değildir.

Bu, toplumun ortak meselesidir.

İnsan güvenliği ile hayvanların yaşam hakkı birbirinin karşısına konulmamalıdır.

Tam tersine, ikisini birlikte koruyacak akılcı bir sistem kurulmalıdır.

Peki bunu kim yapacak?

Cevabım çok net:

Yaparsa devlet yapar.

Devletin gücü, kurumları ve kaynakları olmadan bu sorunun ülke genelinde kalıcı şekilde çözülmesi mümkün değildir.

Ancak devletin harekete geçmesi için toplumun talebini güçlü biçimde ortaya koyması gerekir.

Çünkü;

Devlet millet isterse yapar.

Millet isterse yasa değişir.

Millet isterse denetim güçlenir.

Millet isterse kaynak ayrılır.

Millet isterse yıllardır çözülemeyen sorunlar için gerçek bir çözüm masası kurulur.

Burada görev yalnızca iktidara değil, muhalefete de düşmektedir.

Bu konu siyasi hesapların üzerinde tutulmalıdır.

Çünkü hayvanların yaşam hakkı, seçim dönemlerinde hatırlanacak bir başlık değildir.

Artık beklemeyelim

Türkiye artık aynı tartışmaları tekrar tekrar yaşamamalı.

Hayvanları koruyan, insan güvenliğini sağlayan, belediyelerin sorumluluklarını netleştiren, merkezi yönetimin görevlerini belirleyen, denetimi güçlendiren ve şeffaflığı zorunlu hale getiren yeni bir sistem kurulmalıdır.

Ve bunu yapmak mümkündür.

Yeter ki gerçekten isteyelim.

Yeter ki siyasi irade ortaya konsun.

Yeter ki toplum olarak bu konunun takipçisi olalım.

Çünkü devletin görevi yalnızca kanun çıkarmak değildir.

Kanunu uygulamak, denetlemek ve gerektiğinde sistemi değiştirmek de devletin görevidir.

Bugün hayvanlar için ses çıkarıyoruz.

Ama aslında daha büyük bir şey istiyoruz:

Hukukun işlediği, kurumların görevini yaptığı, kamu kaynaklarının doğru kullanıldığı ve yaşam hakkının korunduğu bir Türkiye.

Bu yüzden bir kez daha söylüyorum:

Hayvan hakları yasası değişmeli.

Hem de hemen değişmeli.

Çünkü bu ülkenin artık yeni bir tartışmaya değil, gerçek bir çözüme ihtiyacı var.

Ve unutmayalım:

Yaparsa devlet yapar.

Devlet millet isterse yapar.