İlk köşe yazım olması sebebiyle öncelikle üzerinde uzun uzun konuşmamız gerektiğine inandığım bir konuyla başlamak istiyorum: Hayvan hakları nedir? Vatandaş olarak bu konuda ne gibi sorumluluklarımız var ve neler yapabiliriz?

Hayvan hakları nedir?

Hayvan hakları; hayvanların da doğuştan gelen, yaşamlarını sürdürmelerini ve doğal ihtiyaçlarını karşılamalarını sağlayan haklara sahip olduğunu kabul etmek ve onların yaşam hakkına saygı göstermektir.

Elbette hayvan haklarının uygulanma biçimi ülkeden ülkeye değişebilmektedir. Birleşmiş Milletler bünyesindeki uluslararası metinlerin yanı sıra ülkelerin kendi iç hukuklarında oluşturdukları yasalar, yönetmelikler ve uygulamalar bu alanın sınırlarını belirlemektedir.

Türkiye’de hayvanların korunmasına ilişkin önemli yasal düzenlemelerden biri 2004 yılında yürürlüğe giren 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu olmuştur. Ancak zaman içerisinde yapılan yasal değişikliklerle birlikte sokak hayvanlarının yönetimi konusunda önemli tartışmalar ortaya çıkmıştır.

Hayvan hakları dediğimizde benim üzerinde özellikle durduğum nokta ise şudur: Bir hayvanın yaşam alanından alınarak kafes içerisinde tutulmasını tek başına “koruma” olarak değerlendirmiyorum. Hayvanın özgürlüğünü, doğal davranışlarını ve yaşam koşullarını ortadan kaldıran uygulamaların, hayvanın üstün yararı açısından ayrıca sorgulanması gerektiğine inanıyorum.

Bizler vatandaş olarak neler yapabiliriz?

Peki vatandaş olarak bizler ne yapabiliriz?

Öncelikle yerel yönetimlerle iş birliği içerisinde olabilir, ilgili mevzuat kapsamında belediyelerin çalışmalarını takip edebilir ve gönüllü faaliyetlere katılabiliriz.

Dilekçe hakkımızı kullanabilir, hayvanların korunmasına ilişkin sorunları ilgili kurumlara bildirebilir, yasal değişiklik taleplerimizi TBMM ve CİMER üzerinden yetkili mercilere iletebiliriz.

Bunun yanında yalnızca resmi yollarla değil, günlük hayatımızda da yapabileceğimiz pek çok şey var.

Sokakta karşılaştığımız hasta veya yaralı bir hayvanın tedavi sürecine destek olabilir, sahiplendirme çalışmalarına katkı sağlayabilir, gönüllü faaliyetlere katılabilir ve toplumda hayvanlara yönelik farkındalığın artmasına yardımcı olabiliriz.

Bazen bir canlının hayatını değiştirmek için çok büyük işler yapmamız gerekmez.

Bir kap mama, bir kap su, bir tedavi desteği veya doğru bir kişiye ulaştırılan tek bir paylaşım bile bir hayvanın hayatını değiştirebilir.

Vatandaş olarak böyle bir sorumluluğumuz var mı?

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

Vatandaşların, her durumda bireysel olarak sokak hayvanlarının tüm bakım ve tedavi yükünü üstlenmesini gerektiren genel bir hukuki zorunluluktan söz edemeyiz. Hayvanların korunmasına ilişkin asli görev ve sorumluluklar, mevzuat çerçevesinde kamu kurumları ve yerel yönetimler başta olmak üzere ilgili aktörler arasında paylaşılmaktadır.

Ancak hukuki bir zorunluluğun bulunmaması, vicdani bir sorumluluğumuz olmadığı anlamına gelir mi?

Ben böyle düşünmüyorum.

Vicdanımız, merhametimiz, örfümüz, töremiz ve her şeyden önce insanlığımız bize güçsüzün yanında olmayı, kimsesizin kimsesi olmayı ve haksızlık karşısında sessiz kalmamayı öğretir.

Hayvanların dili yoktur. Yaşadıkları acıyı bizim gibi anlatamaz, haklarını bizim gibi savunamazlar.

İşte tam da bu nedenle hayvan hakları meselesini yalnızca bir hayvan meselesi olarak görmüyorum.

Bu mesele aynı zamanda vicdan, merhamet ve insanlık meselesidir.

Bir toplumun güçsüz olana nasıl davrandığı, aslında o toplumun vicdanını da gösterir.

Hukuken zorunlu olmayabiliriz.

Ama insanlığımız bize, yapabileceğimiz bir iyiliği yapmamayı değil; yapabiliyorsak el uzatmayı öğretmeli.

Önümüzdeki hafta başka bir köşe yazısında görüşmek üzere.

Okuyan, yayınlayan ve paylaşarak daha fazla insana ulaşmasını sağlayan herkese teşekkürlerimle…