Türkiye’nin terörle mücadele ve toplumsal bütünleşme sürecinde kabul edilen 7595 sayılı Kanun, yalnızca örgüt mensuplarının silah bırakması ve bazı soruşturma ve infaz süreçlerinin ertelenmesiyle sınırlı bir düzenleme olarak görülmemelidir. Kanun; soruşturma, kovuşturma, infaz, hak yoksunlukları ve uygulamanın devlet tarafından izlenmesine ilişkin önemli hükümler içeriyor. Bu nedenle düzenlemenin yalnızca “terörsüz Türkiye” hedefi açısından değil, hukuk devleti, eşitlik, anayasal sınırlar ve devletin terör örgütleri karşısındaki tutumu açısından da tartışılması gerekir.
Kanunun amacı, PKK/KCK’nın fiilî varlığının sona erdiğinin ve silahların teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve bu tespitin Millî Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilmesi sonrasında bazı soruşturma, kovuşturma ve infaz işlemlerinin ertelenmesini düzenlemektir.
Kanunun 6. maddesi, belirli koşullar altında bazı mahkûmiyetlerin infazının beş veya on yıl süreyle ertelenmesini; bu sürenin suç işlenmeden geçirilmesi halinde cezanın infaz edilmiş sayılmasını öngörüyor. Ancak aynı madde, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen kasten öldürme suçlarından mahkûm olanları ve 1 Haziran 2005’ten önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanları bu infaz ertelemesinin dışında bırakıyor.
Dolayısıyla bu düzenlemeyi tartışırken en önemli meselelerden biri, kanunun kapsamının kimleri hangi koşullarda kapsadığıdır. Kamuoyunda yapılan bazı yorumlarda farklı hukuki sonuçlar birbirine karıştırılmakta; kanunda açıkça yazmayan bazı sonuçlar sanki kesinleşmiş bir uygulama gibi sunulmaktadır.
Asıl tartışılması gereken ise şudur: Terör örgütünün silah bırakması hedeflenirken, devlet hukuk düzeni içinde hangi sınırları korumalıdır?
OLUMLU YANLAR
• Silahlı çatışmanın sona erdirilmesi ve terör eylemlerinin kalıcı biçimde bitirilmesi Türkiye açısından stratejik bir hedef olabilir.
• Silahların teslim edilmesi ve örgütün fiilî varlığının sona ermesi, güvenlik açısından önemli bir sonuç oluşturabilir.
• Kanun, belirli suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin belirli sürelerle ertelenmesine ilişkin bir çerçeve oluşturmaktadır.
• Devletin süreci tamamen kontrolsüz bırakmak yerine bir Kurul üzerinden takip etmesi kurumsal koordinasyon sağlayabilir.
• Kanunun 7. maddesi, sürecin izlenmesi ve değerlendirilmesi için Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında çok sayıda üst düzey kamu görevlisinin yer aldığı bir mekanizma öngörmektedir.
• Meclisin süreç hakkında düzenli bilgilendirilmesinin öngörülmesi demokratik denetim açısından önemlidir.
OLUMSUZ YANLAR
• Terör suçları bakımından getirilen özel hukuki rejim, eşitlik ve hukuk devleti ilkeleri açısından ciddi biçimde tartışılmalıdır.
• Soruşturma ve kovuşturmaların uzun sürelerle ertelenmesi, mağdurların adalete erişimi bakımından yeni tartışmalar doğurabilir.
• Kanunun 3. maddesi, belirli suçlar bakımından yeni soruşturmaların başlatılmasını Kurulun iznine bağlamaktadır.
• Kanunun 7. maddesi kapsamında hak yoksunluklarının kaldırılması için belirli sürelerin geçmesinden sonra Kurul tarafından ilgili yargı mercilerinden talepte bulunulabilmesi, yürütme organının süreç üzerindeki etkisinin kapsamı bakımından dikkatle değerlendirilmelidir.
• Kamuoyunda kanunun kapsamı konusunda oluşabilecek yanlış veya abartılı yorumlar toplumsal güveni zedeleyebilir.
• Terör örgütünün sona ermesi ile örgütün siyasi veya toplumsal alandaki etkisinin devam etmesi birbirinden ayrılmalıdır.
• Silahların bırakılması, demokratik siyasete geçiş ve geçmiş suçların hukuki sorumluluğu birbirine karıştırılmamalıdır.
• En önemli risklerden biri, terörle mücadelede verilen hukuki tavizlerin zaman içerisinde kalıcı ve genelleştirilebilir bir modele dönüşmesi endişesidir.
SONUÇ
7595 sayılı Kanun, Türkiye'nin terörle mücadele tarihinde önemli sonuçlar doğurabilecek bir düzenlemedir. Ancak kanunun ne yaptığı kadar, ne yapmadığını da doğru okumak gerekir.
Mevcut kanun metninde Terörist başı bir alt kurul başkanı olarak görevlendirildiğine ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Kanunun 7. maddesi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında bir Kurul oluşturulmasını ve gerektiğinde alt komisyonlar kurulabilmesini düzenlemektedir. Alt komisyonlara “gerekli görülen kişilerin” davet edilebilmesi mümkündür; fakat bu hüküm tek başına herhangi bir kişiye kamusal görev veya resmî başkanlık makamı verilmesi anlamına gelmez.
Bu ayrım önemlidir.
Çünkü Türkiye’nin geleceği açısından tartışılması gereken konu, varsayımları gerçek gibi sunmak değil; kanunun açık hükümlerini, olası sonuçlarını ve anayasal sınırlarını birlikte değerlendirmektir.
Terörün sona ermesi Türkiye için elbette değerlidir. Ancak terörsüz Türkiye hedefi ile hukuk devletinden taviz vermemek birbirinin alternatifi değildir. Tam tersine, kalıcı barışın meşruiyeti hukukun üstünlüğüyle güçlenir.
PSİKOLOJİK PERSPEKTİF
Terör ve çatışma dönemleri toplumlarda yalnızca güvenlik problemi oluşturmaz; travma, korku, öfke, güvensizlik ve kuşaklar arası hafıza da oluşturur.
Bu nedenle toplumsal barış yalnızca silahların susmasıyla tamamlanmaz. İnsanların adalet duygusunun da korunması gerekir.
Şehit yakınları, terör mağdurları, güvenlik görevlileri ve bölgedeki siviller açısından adalet duygusu son derece hassastır. Bir kesimin “barış” olarak gördüğü bir düzenleme, başka bir kesimde “adaletsizlik” duygusu oluşturuyorsa, devletin iletişim ve hukuk politikasının bu farklı algıları dikkate alması gerekir.
Toplumun bir bölümüne “artık geçmişi unutun” demek, travmayı ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde yalnızca geçmişin acıları üzerinden geleceğin bütün ihtimallerini reddetmek de kalıcı çözüm üretmez.
Sağlıklı toplumsal bütünleşme; güvenlik, adalet, eşit yurttaşlık ve ortak gelecek duygusunun aynı anda güçlendirilmesini gerektirir.
UYGULAMAYA DÖNÜK ÖNERİLER
• 7595 sayılı Kanun’un bütün uygulamaları kamuoyuna açık ve anlaşılır biçimde açıklanmalıdır.
• Kanunun hangi suçları, hangi kişileri ve hangi koşulları kapsadığı konusunda hukuki belirsizlik bırakılmamalıdır.
• Terör mağdurlarının adalet duygusunu koruyacak mekanizmalar güçlendirilmelidir.
• Silah bırakma ile siyasi meşruiyet arasındaki hukuki sınırlar açık biçimde ortaya konulmalıdır.
• Hiçbir kişiye veya gruba kanunda bulunmayan özel yetkiler verildiği izlenimi oluşturulmamalıdır.
• Devlet kurumları tarafından yapılan görevlendirmeler ve alt komisyonların çalışmaları mümkün olan ölçüde şeffaflaştırılmalıdır.
• TBMM denetimi etkin biçimde işletilmelidir.
• Sürecin anayasal düzen, üniter devlet yapısı ve vatandaşların eşitliği bakımından sınırları açıkça korunmalıdır.
• Terör örgütünün sona ermesi ile demokratik siyasetin meşru aktörleri birbirinden hukuken ayrılmalıdır.
• Geçmişte işlenmiş ağır suçların mağduriyetleri göz ardı edilmemelidir.
• AYM’ye yapılabilecek başvurular ve kanunun anayasal denetimi siyasi tartışmadan bağımsız, hukuk zemininde değerlendirilmelidir.
• Kamuoyunda “yeni PKK”, “eyalet”, “Terörist başına resmî görev” gibi iddialar gündeme getirildiğinde bunların hangisinin kanun hükmü, hangisinin siyasi yorum, hangisinin varsayım olduğu açıkça ayrılmalıdır.
OKUYUCUYA SORULAR
1. Terörün sona ermesi için atılacak adımlar ile hukuk devletinin temel ilkeleri arasında nasıl bir denge kurulmalıdır?
2. Terör örgütünün silah bırakması, geçmişte işlenen ağır suçların hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmalı mıdır?
3. Devletin barış sürecini yürütmesi ile demokratik denetim arasında yeterli bir denge kurulabilir mi?
4. Kanunda açıkça yazmayan bir siyasi sonucu, yalnızca olası gelişmelere dayanarak kesin gerçek gibi değerlendirmek doğru mudur?
5. Terör mağdurlarının adalet duygusu ile gelecekte toplumsal barış hedefi nasıl birlikte korunabilir?
6. Türkiye’nin ortak vatandaşlık ve hukuk düzenini güçlendirecek bir süreç nasıl tasarlanmalıdır?
7. Sizce kalıcı barışın temel şartı yalnızca silahların susması mı, yoksa adalet ve güven duygusunun da yeniden inşa edilmesi midir?
Türkiye’nin ihtiyacı ne yeni çatışmalar ne de yeni toplumsal ayrışmalardır. İhtiyacımız olan; terörün sona erdiği, vatandaşların eşit olduğu, hukukun herkes için aynı şekilde uygulandığı ve devletin hiçbir örgüt veya kişi karşısında hukuk sınırlarını aşmadığı bir gelecek anlayışıdır.
Unutmayın; terörsüz Türkiye önemli bir hedeftir; ancak kalıcı barışın gerçek ölçüsü yalnızca silahların susması değil, hukukun, adaletin ve milletin ortak iradesinin de güçlü kalmasıdır. Barış ancak hukukla birleştiğinde kalıcı olur.