TÜRKİYE KENDİ GELECEĞİNİ İHRAÇ EDİYOR. GİDEN GENÇLERİMİZ, GİDEN GELECEĞİMİZ
Havalimanının gidiş katında genç bir hekim, annesine sarılıyor.
Kadın ağlamamak için oğlunun yakasını düzeltiyor. Elindeki küçük poşete peynirli börek, iki elma ve çocukluğundan beri evladının sevdiği çikolatayı koymuş.
“Kaç yıllığına gidiyorsun?” diye soruyor.
Genç adam cevap vermiyor.
Çünkü annesine “Dönmemek için gidiyorum,” diyemiyor.
Uçağın kalkış saati büyük tabelada yazıyor. Dönüş tarihi ise belli değil.
Kadın, oğlunun arkasından bakarken onunla birlikte nelerin gittiğini bilmiyor: Altı yıllık tıp eğitimi, nöbetlerle geçen uzmanlık yılları, devletin yaptığı eğitim harcaması, tedavi edeceği hastalar, yetiştireceği asistanlar ve belki de bu ülkede dünyaya gelmeyecek çocukları…
Biz buna yalnızca “bir gencin yurt dışına gitmesi” diyoruz.
Oysa bazı vedalar kişisel değildir.
Bir ülkenin geleceği, bazen tek kişilik bir bavula sığar.
Türkiye geleceğini iki kapıdan kaybediyor
Türkiye’nin demografik krizi yalnızca doğmayan çocuklardan ibaret değil.
Bir kapıdan artık daha az çocuk giriyor. Diğer kapıdan ise yetiştirdiğimiz gençler çıkıyor.
TÜİK’e göre 2025 yılında Türkiye’den yurt dışına 403 bin 216 kişi göç etti. Bunların 155 bin 119’u Türk vatandaşıydı. Toplam sayı, ülkelerine dönen yabancıları da kapsadığı için tamamını “beyin göçü” olarak sunmak doğru değildir. Ancak her yıl altı haneli sayıda vatandaşın ülkeyi terk etmesi, görmezden gelinebilecek bir hareket de değildir.
Asıl kayıp yalnızca kaç kişinin gittiğiyle değil, kimlerin gittiğiyle anlaşılır.
TÜİK’in 2024 Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistikleri’ne göre yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı yüzde 2 oldu. Bu oran bilişim ve iletişim teknolojileri mezunlarında yüzde 6,7’ye, mühendislik alanında yüzde 4,4’e çıktı.
Bazı bölümlerde tablo çok daha çarpıcıdır:
Moleküler biyoloji ve genetik mezunlarında oran yüzde 15, işletme mühendisliğinde yüzde 10,8, elektronik mühendisliğinde yüzde 9,6, matematik mühendisliğinde yüzde 9,5 olarak hesaplandı.
Bir ülkede moleküler biyoloji mezunlarının yaklaşık her yedisinden biri gidiyorsa mesele artık seyahat özgürlüğü değildir.
Mesele, geleceğin bilimini kimin adına üretecekleridir.
Biz çocuklarımızı yetiştiriyoruz. Başka ülkeler onların hazır hâlini alıyor.
Masrafı bize, verimi başkasına kalıyor.
Bir hekim giderken kaç kişi eksilir?
Türk Tabipleri Birliği verilerine göre yurt dışında çalışabilmek için gerekli “İyi Hâl Belgesi”ni alan hekimlerin sayısı 2020’de 931 iken 2023’te 3 bin 25’e yükseldi. 2024’te ise 2 bin 692 hekim bu belgeyi aldı.
Bu belgeyi alan herkesin kesin olarak göç ettiği söylenemez. Fakat binlerce hekimin çıkış kapısını araştırması bile sağlık sistemi adına ciddi bir uyarıdır.
Bir hekimin yetişmesi yıllar sürer.
Tıp fakültesi, uzmanlık eğitimi, binlerce hasta, uykusuz nöbetler… Sonunda yetişmiş hekim başka bir ülkenin hastanesine gittiğinde Türkiye yalnızca bir çalışan kaybetmez.
Onun bilgisini, deneyimini ve yetiştireceği hekimleri de kaybeder.
Bir mühendis gittiğinde yalnızca masası boş kalmaz. Kuracağı şirket, alacağı patent ve oluşturacağı istihdam da gider.
Bir bilim insanı gittiğinde yalnızca laboratuvardaki sandalyesi boşalmaz. Henüz yapılmamış keşifler de onunla birlikte sınırı geçer.
Beyin göçü, bugünün nüfus kaybı değil; gelecekteki ihtimallerin kaybıdır.
Gençler neden gidiyor?
Gençlere sık sık:
“Bu ülke sizi okuttu, neden gidiyorsunuz?” diye soruluyor.
Fakat belki de asıl soru şudur:
“Bu ülke sizi okuttu; neden burada tutamadı?”
Genç yalnızca yüksek maaş aramıyor. Liyakat, hukuk, mesleki saygınlık, güvenli çalışma ortamı ve yarınını planlayabileceği bir düzen arıyor.
Bir hekim hastasıyla yeterince ilgilenebileceği zamanı istiyor. Bir mühendis, tanıdığı olduğu için değil, ürettiği için yükselmek istiyor. Bir bilim insanı, araştırmasının kişisel ilişkilere değil niteliğine göre desteklenmesini bekliyor.
İnsan yalnızca aç kaldığında göçmez.
Emeğinin değersizleştiğini hissettiğinde de gider.
Bir ülkenin gençleri kendi topraklarında hayal kuramıyorsa sorun onların vefasında değil, devletin gelecek kurma kapasitesindedir.
Vatan sevgisi, kötü şartlara sonsuza kadar katlanma mecburiyeti değildir.
Gençleri suçlamak kolaydır. Onları burada yaşlanmak isteyecekleri bir ülkeye ikna etmek zordur.
Her göç kayıp değildir, fakat her kayıp ölçülmelidir
İnsanların eğitim almak, deneyim kazanmak ve dünyayı tanımak için başka ülkelere gitmesi doğaldır. Bilgi dolaştıkça büyür. Bir ülkeden çıkmak ihanet değildir.
Asıl mesele tek yönlü harekettir.
Gençler gidiyor, fakat aynı nitelikte insanları geri getiremiyorsanız buna dolaşım değil, kayıp denir.
Başka ülkede eğitim alan genç geri dönüp laboratuvar kuruyorsa göç kazanca dönüşür. Fakat döndüğünde liyakat, özgürlük ve çalışma imkânı bulamayacağını düşünüyorsa bilet tek yönlü alınır.
Bavulu hazırlayan gençtir; fakat o bavulun içine umutsuzluğu koyan, ülkenin düzenidir.
Gidenlerin yerine kim kalacak?
Türkiye hızla yaşlanıyor. Doğurganlık hızı 1,42’ye kadar geriledi. Önümüzdeki yıllarda daha az sayıda genç, daha büyük bir yaşlı nüfusu taşımak zorunda kalacak.
Tam da en fazla nitelikli gence ihtiyaç duyacağımız dönemde onları kaybediyoruz.
Bu nedenle beyin göçü yalnızca eğitim veya istihdam politikası değildir. Sağlık, ekonomi, teknoloji, sosyal güvenlik ve millî savunma meselesidir.
Bir ülkenin tankı olabilir; onu geliştirecek mühendisi yoksa dışarıya bağımlıdır.
Hastanesi olabilir; içinde uzman hekim yoksa yalnızca büyük bir binadır.
Üniversitesi olabilir; soru sorabilen bilim insanları giderse geriye tabela kalır.
Son söz
Havalimanındaki anne, oğlunun ardından uzun süre bakıyor.
Uçak çoktan gözden kaybolmuş; fakat kadın hâlâ el sallıyor.
Çünkü bazı vedalarda giden, dönmeyeceğini bilir. Geride kalan ise döneceğine inanmak zorundadır.
Türkiye’nin asıl güvenlik sorunu yalnızca kaç çocuğun doğduğu değildir.
Kaç gencin bu ülkede kalmak, üretmek ve yaşlanmak istediğidir.
Sınırdan girenleri sayıyoruz. Fakat havalimanından çıkan yetişmiş insan gücünü, ancak yerlerini dolduramadığımızda fark ediyoruz.
Unutmayalım:
Bir millet toprağını kaybetmeden de geleceğini kaybedebilir. Bunun en sessiz yolu, en iyi yetişmiş çocuklarının başka ülkelerin yarınını kurmasıdır.