Haber500 | Köşe Yazısı
Çocuk bir içerik değildir, bir izlenme sayısı hiç değildir!
Gazeteci Talha Kaçar
Çocuklar artık yalnızca evde, okulda ve sokakta değil; dijital dünyanın içinde de büyüyor. Telefon kameraları, sosyal medya platformları ve dijital yayıncılık, çocukların hayatının bir parçası hâline gelmiş durumda.
Ancak bu yeni dünya, beraberinde önemli bir sorumluluğu da getiriyor: Çocuklarımızın çocukluğunu, mahremiyetini ve geleceğini nasıl koruyacağız?
Bugün bir çocuğun görüntüsü, sesi, duyguları veya yaşadığı bir olay, saniyeler içinde binlerce kişiye ulaşabiliyor. Eğlenceli görünen bir video, masum bir paylaşım ya da iyi niyetle yapılan bir yorum; çocuğun geleceğinde hiç hesap edilmeyen sonuçlar doğurabiliyor.
İşte tam da bu nedenle, çocuklar hakkında konuşurken daha dikkatli, daha bilinçli ve daha sorumlu olmak zorundayız.
Çocuk hakkında herkes konuşmamalı
Bir çocuğun davranışını, duygusunu, gelişimini veya yaşadığı bir olayı sosyal medya üzerinden herkesin yorumlaması, çocuğun yararına olmayabilir.
Çocuk gelişimi; eğitim, psikoloji ve çocuk ruh sağlığı gibi alanlarda uzmanlık gerektiren bir konudur. Bir çocuğu anlamaya çalışırken kişisel kanaatlerden, kulaktan dolma bilgilerden veya sosyal medya yorumlarından önce, alanında yetkin uzmanların görüşleri dikkate alınmalıdır.
Çünkü çocukluk döneminde yapılan değerlendirmeler, çocuğun kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişkiyi etkileyebilir.
Bir çocuğun davranışından yola çıkarak onu etiketlemek, hakkında kesin hükümler vermek veya yaşadığı bir olayı kamuoyu önünde tartışmaya açmak; çocuğun gelişimi ve psikolojik güvenliği açısından sakıncalı sonuçlar doğurabilir.
Çocukların hayatı, herkesin yorum yapabileceği bir sosyal medya tartışması değildir.
Çocuklar içerik üreticisi olmamalı
Bugün çocukların günlük hayatlarının, özel anlarının, aile ilişkilerinin, duygularının ve davranışlarının sosyal medya içeriklerine dönüştürülmesine sıkça rastlıyoruz.
Bir çocuğun ağlaması, korkması, öfkelenmesi, hastalanması veya ailesiyle yaşadığı özel bir an; izlenme uğruna milyonlarca kişiye sunulabiliyor.
Peki, çocuk gerçekten buna onay verebilecek durumda mı?
Çocuk, bugün kendisi adına yapılan bir paylaşımın yıllar sonra nasıl bir sonuç doğuracağını öngöremeyebilir. Bugün eğlenceli veya masum görünen bir görüntü, ileride okul hayatında, iş yaşamında veya sosyal ilişkilerinde çocuğun karşısına çıkabilir.
Çocuğun görüntüsü, sesi, yaşadığı olaylar ve özel hayatına ilişkin bilgiler yalnızca birer “içerik” değildir.
Bunlar çocuğun kişiliğinin ve özel hayatının parçalarıdır.
Yetişkinlerin çocuklar üzerinden içerik üretirken kendilerine sorması gereken soru şudur:
“Bu paylaşım çocuğumun bugününü mü düşünüyor, yoksa geleceğini de koruyor mu?”
Çocuğun mahremiyeti, çocuğun hakkıdır
Mahremiyet yalnızca çocuğun bedeninden ibaret değildir.
Çocuğun duyguları, korkuları, hastalıkları, aile ilişkileri, okul hayatı, başarısızlıkları, öfkesi, ağlaması ve özel yaşamına ilişkin ayrıntıları da mahremiyet alanının içindedir.
Bir çocuğun yaşadığı zor bir anı, onun izni ve yararı gözetilmeden kamuoyuna taşımak; çocuğun kişisel sınırlarını ihlal edebilir.
Çocukların henüz kendi dijital geleceklerini planlayamadığı bir dönemde, yetişkinlere düşen görev daha da büyüktür.
Çocuğun yüksek yararı; izlenmeden, beğeniden, takipçiden ve gündem olmaktan önce gelmelidir.
İnternet unutmaz
Dijital dünyada yapılan bir paylaşımın silinmesi, onun tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Bir görüntü ekran görüntüsü alınarak kaydedilmiş, başka bir platformda yeniden paylaşılmış veya farklı bir bağlamda yıllar sonra yeniden ortaya çıkmış olabilir.
Çocukların bugün paylaşılan görüntü ve bilgileri, gelecekte kendilerinin karşısına çıkabilir.
Bu nedenle çocukların dijital dünyadaki varlığı konusunda “Bugün ne kadar izlendi?” sorusundan önce şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Bu paylaşım çocuğun geleceğini nasıl etkileyebilir?”
Çocukların dijital ayak izlerini oluştururken onların gelecekteki söz hakkını da düşünmek zorundayız.
Merhamet ve doğa sevgisi de eğitimin bir parçası olmalı
Çocuklarımızı yalnızca akademik bilgiyle değil; adalet, merhamet, sorumluluk ve yaşam hakkına saygı gibi değerlerle de yetiştirmeliyiz.
Doğayı korumak, hayvanlara merhamet göstermek, çevresindeki canlıların yaşam hakkını gözetmek ve güçsüz olana sahip çıkmak; çocukluk çağından itibaren öğrenilmesi gereken önemli değerlerdir.
Eğitim müfredatında doğa sevgisine, hayvanlara karşı sorumluluğa, çevre bilincine ve merhamet kültürüne daha güçlü bir yer verilmesi; vicdanlı, sorumluluk sahibi ve yaşam hakkına saygılı nesiller yetiştirilmesine katkı sağlayabilir.
Çünkü vatan yalnızca üzerinde yaşadığımız toprak değildir.
Vatan; doğası, suyu, ormanı, hayvanı, insanı ve geleceğe bıraktığımız ortak yaşam alanıdır.
Çocuklara yaşam hakkını öğretmek, yalnızca bir çevre bilinci kazandırmak değil; aynı zamanda adalet ve merhamet kültürünü güçlendirmektir.
Çocuğun yüksek yararı esas olmalı
Çocukları korumak, yalnızca fiziksel güvenliklerini sağlamak anlamına gelmez.
Onların psikolojik güvenliğini, mahremiyetini, kişilik gelişimini ve gelecekte kendi hayatları üzerinde söz sahibi olabilme hakkını da korumamız gerekir.
Bu nedenle çocuklarla ilgili sosyal medya içerikleri, kamusal tartışmalar ve dijital yayıncılık konusunda ailelerin, eğitimcilerin, çocuk gelişimi uzmanlarının, psikologların ve çocuk ruh sağlığı alanında çalışan uzmanların görüşleri dikkate alınmalıdır.
Çocuklar hakkında konuşurken uzmanlık önemlidir.
Çocukların hayatını etkileyebilecek değerlendirmeler yapılırken, kişisel kanaatlerin ve sosyal medya yorumlarının yerine bilimsel bilgi ve mesleki sorumluluk konulmalıdır.
İlgili kamu kurumlarının da çocukların dijital dünyadaki mahremiyetini ve yüksek yararını merkeze alan bilinçlendirme ve koruma mekanizmalarını güçlendirmesi, çocukların geleceği açısından değerlidir.
Son söz: Çocukların çocukluğunu koruyalım
Çocuklarımızı dijital dünyanın içinde büyütürken, onların çocukluklarını dijital dünyanın tüketimine teslim etmemeliyiz.
Her görüntü paylaşılmak zorunda değildir.
Her duygu kamuoyuna sunulmak zorunda değildir.
Her çocuk davranışı sosyal medyada yorumlanmak zorunda değildir.
Bazen bir çocuğu korumanın en doğru yolu, onun görüntüsünü paylaşmamak; yaşadığı olayı herkesin önünde tartışmamak ve uzman desteğine başvurmaktır.
Çünkü çocuklar bizim içerik malzememiz değil, geleceğimizdir.
Çocuk bir içerik değildir.
Çocuk bir izlenme sayısı değildir.
Çocuk, geleceğin yetişkinidir.
Ve her çocuğun, kendi hayatına ilişkin dijital hikâyesini ileride kendisinin yazabilme hakkı vardır.
Çocukların çocukluğunu korumak, hepimizin sorumluluğudur.