Bir köpeğin işkence görmesi, bir kedinin öldürülmesi, bir kuşun eziyete maruz bırakılması ya da herhangi bir hayvanın acısının eğlence malzemesine dönüştürülmesi…
Bunların hiçbiri “sadece hayvana yapılmış bir şey” olarak görülmemelidir.
Çünkü bugün karşımızda yalnızca hayvanlara yönelik şiddet vakalarından ibaret olmayan, şiddeti dijital ortamda örgütleyen, normalleştiren ve yaygınlaştıran bir kültür bulunuyor.
C31K soruşturması bu açıdan son derece dikkat çekici bir örnek olarak karşımızda duruyor.
11 Eylül 2026 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen çalışmalarda C31K isimli yeni nesil suç örgütü içerisinde faaliyet gösterdikleri değerlendirilen 19’u adli süreçteki çocuk olmak üzere 32 şüpheli tespit edildi. Ankara merkezli 22 ilde düzenlenen operasyonlarda 27 şüpheli yakalandı.
Soruşturma kapsamında yalnızca tehdit, şantaj ve şiddet içerikleri değil; hayvanlara eziyet edilmesi ve hayvanların öldürülmesine ilişkin görüntülerin paylaşılması da tespit edilen eylemler arasında açıklandı.
Daha da önemlisi, aynı soruşturma kapsamında üç farklı ildeki üç ayrı okula yönelik silahlı saldırı hazırlığı içerisinde olduklarına ilişkin paylaşımların bulunduğu bildirildi.
İşte tam bu noktada toplum olarak durup düşünmek zorundayız.
Hayvanların acısını eğlenceye dönüştürmek normal değildir
C31K üzerinden ortaya çıkan tablo bize dijital şiddetin ne kadar tehlikeli bir noktaya ulaşabileceğini gösteriyor.
Hayvanlara yönelik eziyet görüntülerinin paylaşılması, hayvanların öldürülmesinin bir gösteriye dönüştürülmesi ve bu görüntülerin başka kişilere ulaştırılması yalnızca hayvan hakları açısından değerlendirilmemelidir.
Bu aynı zamanda şiddetin normalleştirilmesi problemidir.
Burada özellikle bir ayrım yapmak gerekiyor:
Her hayvana şiddet uygulayan kişinin ileride insana karşı suç işleyeceğini söylemek doğru değildir.
Ancak hayvanlara yönelik ağır şiddetin, işkencenin ve öldürme görüntülerinin eğlence veya övünme aracı haline getirilmesi; özellikle çocukların ve gençlerin bulunduğu dijital topluluklarda şiddetin sıradanlaştırılması ciddi biçimde ele alınmalıdır.
Nitekim C31K’ya ilişkin daha önceki soruşturmalarda da hayvanlara işkence içerikleri gündeme gelmişti. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2025 faaliyetlerine ilişkin açıklamasında, C31K ve benzeri gruplar üzerinden çocuklara yönelik suç içerikleri ve hayvanlara işkenceyle ilgili soruşturmalar yürütüldüğü belirtilmişti.
Burada yalnızca kedilerden söz etmiyoruz
Bu mesele yalnızca kedilerin meselesi değildir.
Köpekler de korunmalıdır.
Kediler de korunmalıdır.
Kuşlar, atlar, eşekler, yaban hayvanları ve sokakta yaşayan bütün canlılar da korunmalıdır.
Hayvanın türü, büyüklüğü, evcil olup olmaması veya sokakta yaşaması onun yaşam hakkını değersiz hale getirmez.
Bir köpeğin dövülmesi ile bir kedinin öldürülmesi arasında insan açısından farklılık olabilir; ancak hayvan açısından ortak gerçek şudur:
Bir canlı acı çekmektedir.
Bu nedenle hayvanlara yönelik şiddetle mücadele, yalnızca belirli bir hayvan grubunu korumaya indirgenmemelidir.
Dijital dünyada şiddetin sınırı nerede çizilecek?
C31K soruşturmasıyla birlikte yeniden görülüyor ki mesele artık yalnızca sokakta, okulda veya evde yaşanan olaylardan ibaret değil.
Şiddet dijital ortamda paylaşılabiliyor.
Örgütlenebiliyor.
Normalleştirilebiliyor.
Çocuklara ve gençlere ulaşabiliyor.
Telegram, Discord, X ve YouTube gibi platformlarda suç içerikli paylaşımların yapıldığı soruşturma kapsamında açıklandı.
Bu nedenle güvenlik politikası yalnızca fiziksel güvenlikten oluşamaz.
Bir okulun kapısına güvenlik görevlisi koymak elbette önemlidir.
Ancak çocuklarımızın telefon ekranında neyle karşılaştığını da konuşmak zorundayız.
Bir çocuk hayvanlara işkence görüntülerinin paylaşıldığı bir gruba nasıl giriyor?
Bu görüntüler nasıl yayılıyor?
Şiddet içerikleri nasıl normalleştiriliyor?
Tehdit ve saldırı planları nasıl paylaşılabiliyor?
Ve en önemlisi:
Bu içerikler gerçek dünyada bir eyleme dönüşmeden önce kim tarafından fark ediliyor?
Hayvanları korumak, çocukları da korumaktır
Hayvanların korunmasını yalnızca “hayvanseverlerin meselesi” olarak görmek büyük bir yanılgıdır.
Çünkü hayvanlara yönelik şiddetle mücadele aynı zamanda toplumdaki şiddet kültürüyle mücadeledir.
Bir hayvana işkence edildiğinde bunu görmezden gelmek, hayvanın yaşam hakkını yok saymanın yanında şiddetin normalleşmesine de alan açabilir.
Bu nedenle hayvanlara yönelik ağır şiddet vakaları hızlı biçimde soruşturulmalı, dijital ortamda paylaşılan suç içerikleri etkin şekilde takip edilmeli ve özellikle çocukların bu tür yapılara çekilmesini önleyecek mekanizmalar güçlendirilmelidir.
Önlemler artırılmalı
Devlet kurumları, güvenlik birimleri, eğitim kurumları, aileler ve sosyal medya platformlarının bu konuda birlikte hareket etmesi gerekiyor.
Özellikle;
* Hayvanlara yönelik işkence ve öldürme görüntülerinin paylaşılması etkin şekilde takip edilmeli,
* Köpek, kedi ve diğer tüm hayvanlara yönelik şiddet vakaları ciddiyetle soruşturulmalı,
* Çocukların şiddet içerikli dijital gruplara dahil edilmesini önleyecek mekanizmalar güçlendirilmeli,
* Okullarda dijital güvenlik ve şiddeti önleme eğitimleri artırılmalı,
* Tehdit ve saldırı planlarına ilişkin dijital ihbar mekanizmaları güçlendirilmeli,
* Aileler ve öğretmenler çocukların karşılaşabileceği çevrimiçi riskler konusunda bilinçlendirilmeli,
* Sosyal medya platformlarının suç içeriklerine ilişkin bildirim ve müdahale süreçleri daha etkin hale getirilmeli,
* Hayvanlara yönelik şiddetin görüntülerinin paylaşılması ve yayılması konusunda hukuki süreçler etkin biçimde işletilmelidir.
Çünkü mesele yalnızca bugün öldürülen bir hayvan değildir.
Mesele, şiddetin toplumda nasıl karşılandığıdır.
Geleceğimizi korumak zorundayız
C31K soruşturması, hayvanlara yönelik şiddetin de içinde bulunduğu çok daha geniş bir dijital suç ve şiddet tablosunu yeniden gündeme getirdi.
Buradan çıkarılması gereken ders açıktır:
Şiddetin ilk işaretleri görmezden gelinmemelidir.
Bir köpeğe yapılan işkenceye “sadece hayvan” diyerek bakamayız.
Bir kedinin öldürülmesini “önemsiz” göremeyiz.
Bir kuşa, ata, eşeğe veya başka bir canlıya yapılan zulmü sıradanlaştıramayız.
Çünkü yaşam hakkı türlere göre değişmez.
Hayvanların yaşam hakkını savunmak, çocuklarımızın güvenliğini savunmaktan ayrı değildir.
Bugün hayvanlara yönelik şiddete karşı sessiz kalırsak, yarın toplumun başka kesimlerini hedef alan şiddetin karşısında çok daha ağır bir tabloyla karşılaşabiliriz.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Hayvanlara yönelik şiddete sıfır tolerans, dijital suçlara karşı etkin mücadele ve çocuklarımızı koruyacak güçlü mekanizmalar.
Geleceğimizi güvence altına almak istiyorsak yalnızca saldırı gerçekleştikten sonra harekete geçmemeliyiz.
Şiddetin ilk işaretini gördüğümüz anda harekete geçmeliyiz.
Çünkü korunması gereken yalnızca okullarımız değildir.
Köpeklerimiz, kedilerimiz, kuşlarımız, yaban hayvanlarımız, çocuklarımız ve bütün canlıların yaşam hakkıdır.
Ve yaşam hakkı pazarlık konusu değildir.