İçişleri Bakanı’nın sahipsiz hayvanlara ilişkin yaptığı açıklamada hayvanların yüzde 99,9’unun toplandığının belirtilmesi, kamuoyunda önemli bir soruyu yeniden gündeme getirdi: Peki, topladığımız hayvanları ne kadar koruyabildik?
Sokak hayvanları meselesini yalnızca sayılarla, toplama oranlarıyla ve barınaklara yerleştirilen hayvanların sayısıyla değerlendirmek mümkün değil. Asıl mesele, bu hayvanların yaşam haklarının, sağlıklarının ve güvenliklerinin ne ölçüde güvence altına alındığıdır.
Evet, sahipsiz hayvanlara yönelik çalışmalar yürütülüyor. Ancak bu çalışmaların başarısını ölçerken yalnızca kaç hayvanın sokaktan alındığına değil, sonrasında hangi koşullarda yaşadığına da bakmak gerekiyor.
Ümraniye’de hayvanlara son kullanma tarihi geçmiş ilaç ve mama verildiğine ilişkin iddialar, Gebze’de hayvanların çöp poşetlerine konulduğuna dair görüntüler, Altındağ, Niğde, Esenyurt ve Konya’da hayvanlara kürekle vurulduğu yönündeki olaylar, bu tartışmanın neden yalnızca istatistiklerden ibaret olamayacağını gösteriyor.
Bu olayların her biri kendi koşulları içerisinde incelenmeli, iddialar araştırılmalı ve sorumlular varsa gerekli idari ve adli süreçler işletilmelidir. Burada amaç herhangi bir kurumu peşinen suçlamak değil; hayvanların yaşam koşullarına ilişkin soruların yanıtlanmasını ve kamuoyunun bilgilendirilmesini sağlamaktır.
Ege Üniversitesi’ndeki köpekler nerede?
Bu soruların bir benzeri Ege Üniversitesi’nde toplanan köpekler için de geçerli.
Üniversite kampüsleri, yıllardır öğrencilerin, akademisyenlerin ve çalışanların birlikte yaşadığı hayvanların da yaşam alanı oldu. Kampüslerde beslenen, bakımları gönüllüler tarafından üstlenilen köpekler, zamanla üniversite yaşamının bir parçası hâline geldi.
Ancak köpeklerin toplanmasıyla birlikte onların nerelere götürüldüğü, sağlık durumlarının ne olduğu ve hangi koşullarda tutulduğu soruları da önem kazandı.
Ege Üniversitesi’nde toplanan köpeklerin durumu hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi gerekiyor. Kaç köpek toplandı? Hangi barınaklara veya yaşam alanlarına götürüldüler? Veteriner hekim kontrolleri yapıldı mı? Beslenme, bakım ve barınma koşulları nasıl sağlanıyor?
Bu soruların yanıtlanması, yalnızca hayvan hakları savunucularının değil, üniversite topluluğunun ve kamuoyunun da beklentisidir.
Üniversite yönetiminin ve ilgili belediyelerin şeffaf bir bilgilendirme yapması, belirsizlikleri giderebilir. Hayvanların güvenli koşullarda bulunduğunun somut bilgilerle ortaya konulması, tartışmaların sağlıklı bir zeminde yürütülmesine de katkı sağlayacaktır.
Çünkü bir köpeği kampüsten almak, onun korunma sorumluluğunun sona erdiği anlamına gelmez. Aksine, hayvanın yaşam koşullarını güvence altına alma sorumluluğu devam eder.
Toplamak başka, korumak başka
Bir hayvanın sokaktan alınması, onun güvenli bir yaşama kavuştuğunu tek başına göstermez. Barınakta yeterli beslenme, temiz su, uygun yaşam alanı, veteriner hekim hizmetleri ve düzenli denetim sağlanmıyorsa, uygulamanın hayvanların yaşam kalitesine nasıl bir katkı sunduğu sorgulanmalıdır.
Bu nedenle kamuoyunun yalnızca toplama istatistiklerini değil; barınakların kapasitesini, hayvanların sağlık durumlarını, ölüm oranlarını, veterinerlik hizmetlerini ve denetim sonuçlarını da öğrenmeye hakkı vardır.
Yüzde 99,9’luk bir toplama oranı açıklanabilir. Ancak bu oran, hayvanların ne kadarının sağlıklı, güvenli ve uygun koşullarda yaşadığını tek başına açıklamaz.
Hayvan hakları savunucularının dile getirdiği eleştiriler de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Yapılan her çalışmayı yok saymak ya da kurumları peşinen suçlamak yerine, uygulamaların sonuçlarına bakmak; eksiklikleri tespit etmek ve çözüm üretmek gerekir.
Hayvanların korunması, yalnızca sokaklarda görünmemeleriyle ölçülemez. Onların yaşam hakkı, sağlığı ve güvenliği de aynı derecede önemlidir.
Ege Üniversitesi’ndeki köpeklerden Ümraniye’deki hayvanlara, Gebze’deki görüntülerden diğer kentlerde gündeme gelen olaylara kadar kamuoyunun yanıt beklediği ortak bir mesele var: Hayvanların akıbeti ve yaşam koşulları.
İlgili kurumların bu sorulara açık, şeffaf ve somut yanıtlar vermesi gerekiyor. Çünkü hayvanların korunması, yalnızca bir toplama işlemi değil; devamlılık gerektiren bir sorumluluktur.
Sonuç olarak mesele, kaç hayvanı sokaktan aldığımız kadar, kaçının yaşamını gerçekten güvence altına alabildiğimizdir.
Hayvanları korumak, onları yalnızca yaşadıkları yerden uzaklaştırmak değil; nerede olurlarsa olsunlar yaşam haklarını güvence altına almaktır.
Şimdi soruyu bir kez daha sormanın zamanı: Yüzde 99,9’unu topladık diyorsak, peki onları ne kadar koruyabildik?