Bir Zamanlar “İyi Yaşıyoruz” Diyen Türkiye
Dr. Gökhan Şahin
Nermin Öğretmen maaşını aldığı akşam mutfak masasına oturdu.
Önünde elektrik, doğal gaz ve kredi kartı ekstreleri vardı. Kâğıtları sıraya dizdi; elindeki kalemle önce kirayı, sonra faturaları, okul servisini ve market borcunu yazdı.
Rakamları birkaç kez topladı.
Sonuç değişmedi.
Maaş bitmiş, ay henüz başlamamıştı.
O sırada kızı yanına geldi. Okulun düzenlediği gezi için izin kâğıdını masaya bıraktı.
“Gitmesem de olur anne,” dedi.
Nermin Hanım, kızının sesindeki o eski yalanı tanıdı.
Çocuklar bazen istemedikleri için değil, anne ve babalarının alamayacağını bildikleri için vazgeçerler.
Kâğıdı yavaşça katladı.
Bir zamanlar aynı maaşla küçük de olsa bir tatil yapabildiklerini, ayda birkaç kitap aldıklarını, arkadaşlarıyla dışarıda yemek yiyebildiklerini düşündü.
Zengin değillerdi.
Ama iyi yaşadıklarına inanıyorlardı.
Şimdi hâlâ öğretmendi.
Fakat öğretmen maaşının satın alabildiği hayat, artık aynı hayat değildi.
Meslekler yerinde, sınıflar değişti
Orta sınıf yalnızca belirli bir gelir dilimi değildir.
Orta sınıf; yarınını planlayabilen insandır.
Gelirinin tamamını zorunlu ihtiyaçlara harcamaz. Bir miktar biriktirir. Çocuğunun eğitimini destekler. Kitap alabilir, yılda birkaç gün dinlenebilir. Bozulan buzdolabı ya da beklenmedik bir hastalık bütün bütçesini yıkmaz.
Onu orta sınıf yapan yalnızca maaşı değil, geleceğe duyduğu güvendir.
Bugün aşınan tam da bu güvendir.
Öğretmenin kadrosu, mühendisin diploması, doktorun beyaz önlüğü, memurun masası, küçük esnafın tabelası hâlâ yerinde duruyor.
Fakat bu mesleklerin sağladığı hayat standardı küçülüyor.
İnsanlar işlerini kaybetmeden sınıflarını kaybediyor.
Her yüz liranın 64 lirası daha baştan gidiyor
TÜİK’in 2025 Hanehalkı Tüketim Harcaması araştırmasına göre temel geliri maaş, ücret veya yevmiye olan aileler, yaptıkları her 100 liralık harcamanın ortalama 26,4 lirasını konut ve kiraya, 16 lirasını gıdaya, 21,9 lirasını ulaşıma ayırdı.
Yani yalnızca bu üç temel kalem, harcanan her 100 liranın 64,3 lirasını götürdü. Üstelik bu ortalama, kirada oturanların karşılaştığı daha ağır yükü tek başına göstermiyor. (TÜİK, Hanehalkı Tüketim Harcaması 2025)
Geriye kalan paradan elektrik, doğal gaz, sağlık, eğitim, giyim, iletişim ve borçlar ödeniyor.
Tasarrufa sıra gelmiyor.
Tatile sıra gelmiyor.
Bazen çocuğun okul gezisine bile sıra gelmiyor.
Orta sınıfın hayatından önce lüks çıkmadı.
Önce küçük sevinçler çıktı.
Sonra birikimler…
Ardından ev ve otomobil hayalleri…
En sonunda gelecek duygusu.
Gelirin yarısı, toplumun beşte birine
TÜİK’in 2025’te yayımlanan ve 2024 gelirlerini esas alan araştırmasına göre Türkiye’de en yüksek gelirli yüzde 20’lik kesim, toplam gelirin yüzde 48’ini aldı. En düşük gelirli yüzde 20’nin payı ise yalnızca yüzde 6,4 oldu.
Başka bir ifadeyle en varlıklı beşte birlik kesim, en düşük gelirli beşte birlik kesimin yaklaşık 7,5 katı gelir elde etti. Gelir eşitsizliğini gösteren Gini katsayısı sınırlı bir iyileşmeyle 0,410’a gerilese de gelir dağılımındaki büyük mesafe sürdü. (TÜİK, Gelir Dağılımı İstatistikleri 2025)
Bu rakamlar yalnızca zengin ile yoksul arasındaki uçurumu göstermiyor.
Aradaki köprünün inceldiğini de gösteriyor.
Öğretmen geçinemiyor.
Mühendis ev alamıyor.
Doktor emeğinin karşılığını bulamıyor.
Memur maaş gününü değil, kredi kartının son ödeme tarihini bekliyor.
Küçük esnaf artık sermaye biriktirmiyor; kepengini bir gün daha açık tutmaya çalışıyor.
Mesele yalnızca “geçinememek” değildir.
Mesele, yıllarca okuyarak, çalışarak ve üreterek ulaşılan toplumsal konumun kaybedilmesidir.
Bu bir gelir kaybından önce, sınıf kaybıdır.
Orta sınıf çökerse umut da çöker
Orta sınıf, toplumun yalnızca tüketen kesimi değildir.
Eğitime, liyakate ve çalışarak yükselme fikrine inanan taşıyıcı sütunudur.
Bu sütun zayıfladığında gençler anne ve babalarına bakıp şu soruyu sorar:
“Onca yıl okuyup çalıştılar; yine de hayatları küçüldü. Ben neden okuyayım?”
Bir ülkede bu soru yaygınlaşıyorsa kaybedilen yalnızca satın alma gücü değildir.
Çalışmaya, eğitime ve geleceğe duyulan inançtır.
Nermin Öğretmen o gece hesap kâğıtlarını topladı. Kızının gezi belgesini çöpe atmadı; mutfak çekmecesine koydu.
Belki ay sonuna doğru bir yol bulurdu.
Sonra ertesi gün anlatacağı dersin kitabını açtı. Konunun başlığı şuydu:
“Toplumsal hareketlilik.”
Bir süre başlığa baktı.
Eskiden bu söz, çalışarak yukarı çıkmayı anlatırdı.
Şimdi Türkiye’de milyonlarca eğitimli insan için hareketin yönü değişmişti.
Aynı işi yapıyor, daha çok çalışıyor, fakat daha küçük bir hayat yaşıyorlardı.
Orta sınıf bir gecede kaybolmadı.
Önce tatilinden vazgeçti.
Sonra birikiminden…
Sonra ev alma hayalinden…
En sonunda çocuğunun kendisinden daha iyi yaşayacağına olan inancından.
Ve bir sabah aynaya baktığında hâlâ aynı öğretmen, aynı mühendis, aynı doktor, aynı memur ve aynı esnaftı.
Fakat aynadaki hayat, artık aynı sınıfa ait değildi.
Türkiye’nin orta sınıfı ortadan kaybolmadı.
Çalışa çalışa aşağıya düştü.