Bir Ömür Çalıştık, Şimdi Neden Geçinemiyoruz?
Dr. Gökhan Şahin
Sabah ezanı okunurken Hasan Usta çoktan uyanmıştı.
Altmış sekiz yaşındaydı. Kırk yılı çatılarda geçmişti. Şehrin kiremitlerinde onun parmak izi, l bacalarında çekicinin sesi vardı. Kaç evin yağmurunu kestiğini hatırlamıyordu; fakat kendi
evinin kirasını hangi gün ödeyeceğini hiç unutmuyordu.
O sabah ateşi vardı Gece boyunca öksürmüş, göğsündeki hırıltı yüzünden birkaç kez uyanmıştı. Karısı kapının önünde durdu:
"Bugün gitme Hasan. Hastasın."
Usta, eski montunun fermuarını çekti.
"Gitmezsem yevmiye yok," dedi,
Emekliydi.
Ama dinlenemiyordu
Çünkü bu ülkede bazı insanlar emekli olduktan sonra çalışmaya devam etmiyor, hayatta kalabllmek için çalışmak zorunda bırakılıyor.
Hasan Usta merdivene ağır ağır çıktı. Bir elinde alet çantası, diğerinde yılların yorgunluğu vardı. Eskiden çatılara iki basamak birden çıkardı. Şimdi her birkaç basamakta duruyor, nefesini toparlıyor, kimse görmeden öksürüyordu.
Aşağıdan genç işçi seslendi:
"İyi misin usta?"
"İyiyim," dedi.
Yoksulların en sık söylediği yalandı bu.
Bir aylık, yarım hayat
Temmuz 2026 itibarıyla dosya bazında ödenen en düşük emekli aylığı 23 bin 552 liraya
çıkandı. Düzenlemenin yaklaşık 5,1 milyon kişiyi ilgilendirdiği açıklandı. Buna karşılık TÜRK-IŞ' in Temmuz 2026 araştırmasında bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 47 bin
758 lira olarak hesaplandı. Dört kişilik bir ailenin yalnızca gıda harcaması ise 36 bin 940 liraya ulaştı. Bu ölçütler emekli hanesini bire bir tarif etmese de aradaki uçurumu açıkça gösteriyor: En düşük emekli aylığı, tek kişinin hesaplanan yaşam maliyetinin yarısına bile ulaşmıyor. (TBMM, TURK-IS)
Bu parayla emekli ne yapacak?
Kirasını mı ödeyecek, mutfağını mı dolduracak?
Doğal gazı mı yakacak, ilacını mı alacak?
Yıllarca ödediği primlerin karşılığı, yaşlandığında yeniden çalışmak mecburiyeti mi olacaktı?
Emeklilik bir yardım değildir.
Bir lütuf hiç değildir.
Emekli aylığı, insanın gençliğinde devlete emanet ettiği emeğinin yaşlılığında kendisine geri ödenmesidir.
Fakat bugün milyonlarca emeklinin eline bir huzur aylığı değil, yalnızca ay sonuna kadar yetmesi umulan bir hayatta kalma ödeneği geçiyor.
Çatıyı onardı, hayatındaki deliği kapatamadı
Öğleye doğru rüzgar sertleşti.
Hasan Usta çatının sırtına oturdu. Cebinden ilaçlarını çıkardı. Biri tansiyon, biri şeker içindi.
Doktorunun verdiği diğer ilacı ise almamıştı. Katılım payını, muayeneyi, mutfak masrafinı üst üste koyunca reçetenin bir kısmından vazgeçmişti.
Bir parça ekmekle peynir yedi.
Sonra aşağıdaki evlere baktı. Ömrü boyunca insanların başını sokacağı çatıları yapmıştı Şimdi kendi başını soktuğu evin kirasını ödeyebilmek için hasta haliyle başka bir çatıya çıkıyordu.
Işte emekli yoksulluğunun en çıplak hali buydu:
Başkalarının evini yağmurdan koruyan usta, kendi hayatındaki deliği kapatamıyordu.
Çalışmak isteyen emekli ebette çalışabilir. Öretmek insanı hayata bağlar. Fakat çalışmak istemekle çalışmaya mecbur olmak aynı şey değildir.
Yetmişine yaklaşmış bir insan; öksürerek çatıya, beli ağrıyarak tarlaya, dizleri titreyerek pazara gidiyorsa buna "aktif yaşlanma" denilemez
Bunun adı, emeklilikte mecburi çalışmadır.
Emekliye sadaka değil, hakkı verilmelidir Sorun birkaç bin liralık bayram ikramiyesiyle çözülemez. Çünkü emekli yalnızca bayramda yaşamıyor. Her ay kira ödüyor, her gün yemek yiyor, her gece ısınmaya çalışıyor.
Kalıcı çözüm; kök aylıkları yükseltmek, prim ile emekli aylığı arasındaki adaleti yeniden kurmak ve en düşük aylığı gerçek yaşam maliyetine bağlamaktır. Düşük gelirli emekliler için kira ve enerji desteği sağlanmalı; ilaç ve muayene katkı payları kaldırılmalıdır.
Emekli, devletin yükü değildir.
Bu ülkenin yollarını, hastanelerini, fabrikalarını, tarlalarını ve çatılarını yapan insandır.
Akşam olduğunda Hasan Usta merdivenden inerken ayağı kaydı. Son anda oluğa tutundu.
Aşağıdakiler koştu.
"Bırak artık usta " dediler. "Bu yaşta çıkılır mı çatıya?"
Hasan Usta cevap vermedi.
Aletlerini topladı, Yevmiyesini cebine koydu. Eve giderken eczaneye uğradı; sabah alamadığı ilacı satın aldı.
Çünkü o gün çalışmasaydı ilacını alamayacaktı.
Fakat o gün çalıştığı için de belki daha fazla hastalanacaktı.
Bir ülkenin emeklisi, ilacını alabilmek için sağlığını satmak zorunda kalıyorsa orada yalnızca sosyal güvenlik sistemi değil, vicdan da açık veriyor demektir.
Hasan Usta hayatı boyunca çatı yaptı.
Şimdi istediği ne lüks bir evdi ne de büyük bir servet...
Yağmur yağdığında altında dinlenebileceği, hastalandığında işe gitmek zorunda kalmayacağı küçücük bir hayat istiyordu.
Çünkü emeklilik, insanın çalışamayacak hale gelinceye kadar çalıştırılması değildir.
Emeklilik, bir ömür çalıştıktan sonra insan gibi yaşayabilme hakkıdır.